Bugün günlüğüme yazmak istiyorum. Her şeyin nasıl değiştiğini, nasıl yeniden doğduğumu anlatmalıyım.
**Saklı Gerçekler ve Zoraki Gülüşler**
Annem ve babam geldiğinde, her zamanki gibi kapıda onları karşıladım. Dudaklarımda bir gülümseme vardı, ama gözlerimin altındaki morluk her şeyi anlatıyordu.
“Anne, bir şey yok,” dedim hemen, annemin endişeli bakışlarını görünce. “Merak etme, kaza oldu sadece.”
“Kızım, sen yaşamalısın” diye fısıldadı annem, daha fazla konuşmaya cesaret edemeden.
Babam ise Murata selam bile vermedi. Sessizce odada durup camdan dışarı baktı, sanki benim kekeleyerek söylediğim bahaneleri duymuyor gibiydi: “Gece kalktım, dolabın köşesine çarptım Gerçekten bir şey yok, Muratla iyiyiz anne”
İyi miydik? Gerçeği çok iyi hatırlıyordum: bir kavga, bağrışmalar ve her zamanki gibi şiddetli bir son. Murat, öfkeden kıpkırmızı olmuş, bornozumdan tutup sertçe sarsmıştı. Sesindeki tehdit tüylerimi ürpertmişti:
“Bana bir şey borçlu olduğunu mu sanıyorsun? Seni çöpten çıkaran benim! O Keremle olan kaçamaklarını unuttun mu? Her şeyi affettim! Kucağımda taşıdım seni, bak nasıl karşılık veriyorsun.”
Sonra o sert, acımasız yumruk geldi. Gözümde patlayan ağrı, her şeyi bulanıklaştırmıştı.
“Dolap, tabii” dedi annem zoraki bir gülüşle, aslında gerçeği bildiği halde inanıyormuş gibi yaparak. Suçluluk duygusuyla kıvranıyordu, çünkü bu evliliğe o ısrar etmiş, Keremi “uygun değil” diyerek geri çevirmişti.
“Senin dolabın seninle kavga ediyor galiba kızım,” diye soğuk bir tavırla ekledi annem, damadına keskin bir bakış fırlatarak.
Babam hiç konuşmadan balkona çıktı, Muratla arasına görünür bir mesafe koydu. Zaten ona hiç güvenmemişti, şimdi şüpheleri doğrulanmıştı. Telefonunu çıkarıp uzun uzun birileriyle konuştu.
Ben ve annem, kahve içip gündemi konuşuyormuş gibi yaptık. Yarım saat sonra, ayrıldılar.
Murat, bir patlama ya da tartışma beklerken rahatlamıştı. Koltuğa yayıldı, bir bira açıp alaycı bir gülümsemeyle, “Sana demiştim Marina,” dedi. “Her şey yoluna girer. Annen baban karışmaz. Akıllı insanlar. Sen abartıyorsun, sadece küçük bir tartışma oldu. Dışarı çıktım, içtim, kim yapmaz ki?”
Ama bu rahatlık kısa sürdü.
**Mükemmel Maskenin Düşüşü**
Ertesi sabah Muratı kahve kokusu ya da benim sesim değil, kapıya vuran sert ve ısrarlı darbeler uyandırdı.
“Marina! Aç şu kapıyı!” diye homurdandı, yataktan fırlayarak. “Bu saatte kim gelir?”
“Kimseyi beklemiyorum,” diye karşılık verdim mutfaktan, arkasını dönerek.
Kapıyı açınca, iki adamla karşılaştı: biri üniformalı, diğeri sivil, kimlik gösterdi.
“Murat Demir?” diye sordu sivil olan.
“Problem ne?” diye kaşlarını çattı Murat, ama hemen toparlandı. “Ne oldu?”
“Şikayet aldık. Bize eşlik etmenizi rica ediyoruz, aile içi şiddetle ilgili ifade alacağız.”
“Ne?” diye tükürdü şaşkınlıkla. “Delirdiniz mi? Marina mı şikayet etti?”
“Lütfen sakin olun,” dedi polis soğukkanlılıkla. “Aksi halde kelepçelemek zorunda kalacağız. Tıbbi raporlar ve tanık ifadelerimiz var.”
“Anlıyorum” dedi Murat, mutfaktan onu izleyen bana baktı. “Sen miydin? Sen mi ihbar ettin?”
“Ben etmedim,” diye mırıldandım, “ama kayıtsız kalmayanlar var.”
Küfürler savurup bana doğru hamle yaptı, ama polisler onu zaten tutmuştu.
“Sakin olun,” diye uyardı biri. “Durumunuzu daha da kötüleştirmeyin.”
Kapı kapandığında, bardağı o kadar sıkı tutuyordum ki parmaklarım beyazlaşmıştı.
**Hukuk Mücadelesi ve Uyanış**
Babam hemen eve dönmedi. Önce tanıdık bir avukata, sonra eski bir dostu olan savcıya gitti. Yüzü sakin ama kararlıydı. Kimse kızına el kaldıramazdı, bedelini ödemeden.
“O mezara girsin diye bekleyemem,” dedi. “Sonra keşke diye hayıflanmayacağım.”
Belgeler topladı, komşularla konuştu, hastaneden rapor aldı.
Başta, olanları tam olarak anlayamadım. Rüya gibiydi. Ama resmi bildirim, soruşturma ve Muratın yaklaşma yasağı, bana
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



