Rahmetin Beklenmedik Mutluluğu
O küçük kasaba, haritanın kenarına düşmüş bir toz tanesi gibiydi, zamanın akışı mevsimlere göre ilerlerdi. Kışın düşen acı soğukla donar, baharın çamurunda hızlıca erir, yazın sıcağında durgunlaşır ve sonbaharın yağmurlarıyla hüzünlenirdi. İşte bu yavaş, ağır akışın içinde, herkesin sadece “Leyla” diye çağırdığı kadının hayatı kaybolup gidiyordu.
Leyla otuz yaşındaydı ve hayatı, kendi bedeninin yarattığı bir bataklığa saplanmış gibiydi. Yüz yirmi kilo ağırlığından fazlasıydı bu; onunla dünya arasında örülmüş bir kale gibiydi. Bir et, yorgunluk ve sessiz umutsuzluk kalesi. İçinde bir şeylerin bozuk olduğunu, belki bir hastalık, belki metabolizmasının düzgün çalışmadığını düşünüyordu ama, uzak şehirlerdeki doktorlara gitmek hem masraflı hem de bozucu bir düşünceydi.
Belki de gereksizdi.
“Yıldız” adlı belediyenin küçük anaokulunda yardımcı öğretmen olarak çalışıyordu. Günleri bebek pudrası, pişmiş mercimek ve sürekli ıslak zemin kokusuyla doluydu. Kocaman, inanılmaz derecede şefkatli elleri, ağlayan bir çocuğu teselli edebiliyor, onlarca yatağı serip toplayabiliyor ve yere dökülen suyu çocuğu utandırmadan silebiliyordu. Çocuklar ona bayılıyor, sıcaklığına ve sakin sevgisine koşuyorlardı. Ama üç yaşındakilerin gözlerindeki o saf sevgi, anaokulunun kapısından çıktığında onu bekleyen yalnızlığın karşılığı değildi.
Leyla, eski bir apartmanın sekiz dairelik bir kısmında yaşıyordu. Bina, bir zamanların gururlu günlerinden kalan, şimdi ise yorgun ve çökmek üzere olan bir yapıydı. Geceleri tavan kirişleri inler, sert bir rüzgârda sallanır gibi olurdu. İki yıl önce annesinin kaybıyla yalnız kalmıştıo da hayallerini bu yıpranmış duvarlara kapatmış, bitkin bir kadındı. Babasını ise hiç hatırlamıyordu; çoktan uçup gitmiş ve geriye sadece bir tozlu fotoğraf bırakmıştı.
Hayatı sertti. Musluktan gelen soğuk su, paslı ve titrek bir akışla gelirdi. Kışın dışarıdaki tuvalet buz gibi bir mağaraya dönüşür, yazın ise odalar boğucu bir sıcakla dolardı. Ama asıl zorluğu soba çıkarırdı. Kışın iki tam araba odun yutardı ve Leyla’nın azıcık maaşından büyük bir parça koparırdı. Uzun akşamlarını ateşe bakarak geçirir, sanki sob




