Gelinim Benim İçin HİÇBİR ŞEYDİR! — Kayınvalide torununun doğum gününde böyle duyurdu, ama kendi oğlunun tepkisini hiç beklemiyordu.

Sabahın alacakaranlığında, henüz güneş doğmadan uyandım. Pencereden süzülen loş ışıkla etrafı seçebiliyordum. Yanımda, alışılmış bir uyku pozisyonuyla kollarını başının altına koymuş, hafifçe horlayan Emre yatıyordu. Ayak parmaklarımın ucunda mutfağa geçtim, ışığı yaktım ve buzdolabından pasta malzemelerini çıkardım: kek, krem şanti, taze çilekler. Bugün Ege’nin beşinci doğum günüydü ve bu günün gerçekten sihirli olmasını istiyordum.

“Çok erken değil mi?” diye bir ses duydum kapıda. Emre, ışıktan gözlerini kısarak, dağınık saçlarıyla duruyordu.

“Git biraz daha uyu,” diye gülümsedim, tereyağını eritirken. “Şimdi başlamazsam, misafirler gelmeden yetiştiremem.”

Başını salladı ama gitmek yerine arkamdan yaklaştı, sarıldı ve yanağını boynuma dayadı.

“Bazen seni hak etmediğimi düşünüyorum,” diye fısıldadı.

Gülümsedim ve kâseyi kenara koydum.

“Terfiini mi kastediyorsun? Tabii, artık sen bölüm müdürüsün, ben ise hâlâ aynı ilkokul öğretmeniyim.”

“Ayşe, yeter,” diyerek beni kendine çevirdi. “Bugün herkese söyleyeceğiz. En güzel sürpriz olacak.”

Heyecanımı bastırarak başımı salladım. Altı yıllık evliliğimizde bile dokunuşları hâlâ içimi titretiyordu. Oysa kimse bizim bir arada olabileceğimize inanmamıştı.

Saat on bir olduğunda pasta hazırdı, süslemeler asılmış, hediyeler dolaba saklanmıştı. Kapı çaldı. Derin bir nefes aldım, saçımı düzelttim ve kapıyı açtım.

“Fatma Hanım! Günaydın, bu kadar erken geldiniz!”

Kapıda, kocaman bir hediye paketiyle kayınvalidem duruyordu. Mükemmel taranmış saçları (haftalık kuaför randevusuolmazsa olmaz) ve özenli makyajı, ev kıyafetlerim ve dağınık saçlarımla tezat oluşturuyordu.

“Ayşeciğim,” diyerek yanağımın yanından havayı öptü, “yardım etmek için erken geldim. Biliyorsun, her şeyin layıkıyla olması önemli.”

Sessizce paltosunu aldım ve mutfağa geçirdim. Onun “yardım etmek” anlayışı, her adımımı kontrol etmek ve hemen her hatayıözellikle de kendi zevkine uymayanlarıdüzeltmekti.

“Bu da ne?” diyerek buzdolabından çıkardığım pastayı işaret etti. “Kendin mi yaptın? Neden güzel bir pastaneden sipariş etmedin?”

“Kendim yapmak istedim,” diye sakince cevap verdim, tabakları çıkarırken. “Ege, annesinin yaptığı pastaları seviyor.”

“O daha küçük, ne anlar?” diye burun kıvırdı. “Ya misafirler? Onlar ne diyecek? Ayşe, alınma ama pastane işi bir seviye. Bu ise… ev işte.”

Susadım, sofrayı hazırlamaya odaklandım. Altı yıldır bu lafları duyuyordum. Altı yıldır onun “yakışıklı gelin” tanımına uymadığımı ima ediyordu.

“Emre nerede?” diye etrafına bakındı. “Hâlâ uyuyor mu? Babası da erken kalkmayı sevmezdi.”

“Ege’yle parkta, birazdan gelirler.”

Kayınvalidem dolabı açtı, bir fincan çıkardı, hemen yüzünü ekşitti:

“Hâlâ bu ucuz bardaklar mı? Yılbaşında porselen takım hediye etmiştim. Beğenmedin mi?”

Aylık maaşıma yakın fiyatı olan o takımı özenle saklıyordum. Bugün çıkarmamıştımya çocuklar kırarsa?

Her kutlama aynıydı. Her görüşme bir sınav gibi.

Düğünümüzü hatırladımmütevazı, sessiz. O gün Fatma Hanım, Emre’ye eğilip, “Daha iyisini bulabilirdin,” diye fısıldamıştı. Duymadığımı sanmıştı.

Altı yıl geçti. Alışabildim mi? Hayır. Ama Emre için, Ege için, ailede huzur olsun diye içimi yiyişimi susturmayı öğrendim.

Aniden kapı çarpıldı ve eve çocuk kahkahaları doldu.

“Anne, bak!” diye bağırarak mutfağa dalan Ege, elinde uçurtmayla sallanıyordu. Arkasından Emre, poşetlerle girdi.

“Büyükanne!” diye koşup kayınvalideme sarıldı. O anında gülümsedi, onu kucağına aldı.

“Benim canım! Ne kadar büyümüşsün! İşte büyükannenin hediyesi,” diyerek kocaman kutuyu gösterdi.

“Vay canına! Şimdi açabilir miyim?” diye bana baktı Ege.

“Pastadan sonra, tatlım. Gelenek böyle.”

“Ama anne!” diye sızlandı.

“Ayşe, bu kadar katı olma,” diye araya girdi kayınvalidem. “Ben Emre’ye hemen açtırırdım.”

Emre öksürdü:

“Anne, gelenek böyle. Ege, biraz sabret, misafirler gelecek.”

Kapı zili tartışmayı kesti. Ev yavaş yavaş doldu: ailemle gelen ev yapımı börek, arkadaşlar, Emre’nin iş arkadaşları ve çocukları. Annem hemen mutfağa gidip yardım etti, babam köşede gazeteyle oturdu. Onlara şöyle bir baktımsessiz, göze batmayan, gürültüden hoşlanmayan insanlar. Fatma Hanım gibi tüm enerjisiyle odanın her köşesini dolduran birinin tam zıttı.

“Sevgi Hanım, tansiyonun nasıl?” diye yüksek sesle sordu kayınvalidem anneme. “Sizin yaşta dikkat etmek lazım.”

Annem nazikçe gülümsedi. 55 yaşındaydıkayınvalidemden üç yaş küçük, ama o hep bu farkı vurgulardı.

“Teşekkürler, iyiyim,” diye yumuşakça cevap verdi annem, sebzeleri doğramaya devam ederken.

“Hâlâ fabrikada mı çalışıyorsunuz?” diye ısrar etti kayınvalidem. “Zor oluy

Rate article
Lifequest
Gelinim Benim İçin HİÇBİR ŞEYDİR! — Kayınvalide torununun doğum gününde böyle duyurdu, ama kendi oğlunun tepkisini hiç beklemiyordu.