Anne ara ara yeni “eşler” getiriyordu

Annesi zaman zaman yeni “eşler” getirirdi evlerine. Ayşe üçünü hatırlıyordu. Ama hiçbiri tutunamadı, gittiler. Annesi ağlar, ona sarılır, “Bir gün bizim de bahtımız açılacak” der ve işine giderdi.

Son gelen adam iki hafta dayandı ama annesi ona içki almayı bırakınca suratını astı, sonra o da gitti. Üstelik annesinin mücevher kutusundan küpelerini de alarak. Annesi onun hakkında şikâyetçi olmadı. “Hepsi benim hatam” dedi.

Bundan sonra beş yıl sessizlik oldu. Ayşe sevindi, annesiyle sakin yaşayacaklarını sandı. Ama öyle olmadı. Ayşe on beşine bastığında, annesi âşık oldu. Ona ne kadar iyi, ne kadar harika biri olduğunu, onu ne çok sevdiğini anlattı durdu.

Ayşe bile mutlu oldu. Sonunda annesi de mutluluğu bulmuştu. Mehmet’i ilk kez eve getirdiğinde, Ayşe de onu beğendi. Kırklı yaşlarında, temiz giyimli bir adamdı. Sofrada tek kadeh rakı içti. Hayattan, işten konuştular. Mehmet nükteli şakalar bile yapıyordu. Ayşe yatmaya gitti, onları mutfakta bıraktı. Sabah Mehmet’i orada bulacağını düşünmüştü. Ama bir saat sonra kapının çarptığını duydu. Demek gitmişti.

Sabah annesi yine onu övdü. Belediyede çalıştığını, çok düzgün biri olduğunu, annesinin itibarını düşündüğünü söyledi. “Evlenince bize taşınabiliriz ama Ayşe okulunu bitirene kadar bir yıl burada kalırız. O sırada evini de tadilat yaptırırız” demiş.

Ayşe dinliyor, annesine hayran hayran bakıyordu. Sanki gençleşmişti. Otuz altı yaşındaydı ve son zamanlarda kendine hiç özen göstermiyordu. Hep yalnız kalacağını kabullenmişti.

***

Mehmet ile annesi, okullar açılmadan hemen önce nikâh kıydılar. Ayşe derslerine çalışıyor, sınavlara hazırlanıyordu. Mehmet sık sık “Yardım lazım mı?” diye sorardı. Ayşe teşekkür eder, “İdare ediyorum” derdi. Mehmet de odasına çekilirdi. Aslında oldukça saygılıydı. Ayşe’nin odasına gireceği zaman mutlaka kapıyı çalardı.

Zamanla arkadaş gibi oldular. Ayşe onun yanında artık daha rahattı. Akşam yemeklerinde okul derdini anlatıyor, Mehmet de içtenlikle dinliyordu.

Annesi ise adeta yeniden doğmuştu. Mehmet onu şımartıyordu. Kısa sürede annesinin kulaklarında yeni küpeler, boynunda altın bir kolye parlıyordu.

Bir yıl su gibi geçti. Tadilat bitmiş, taşınma vakti gelmişti. Mehmet Ayşe’ye sordu: “Sen de gelmek ister misin? Hepimize yer var.” Ama Ayşe liseyi bitirmiş, kendini artık büyük hissediyordu. Özgür olmak istiyordu. Tabii henüz para kazanamıyordu ama Mehmet, “Sorun değil” dedi. Ayşe meslek lisesine yazılacak, sonra Mehmet ona iyi bir iş ayarlayacaktı.

Taşınmadan önce Mehmet ona döndü: “Sık sık bize gelirsin. Biz de uğrarız. Bir şey lazım olursa çekinmeden söyle. Artık aile olduk.”

Annesiyle Mehmet, okul bitirme hediyesi olarak ona zarif bir kolye aldılar. Ayşe o kadar sevdi ki, ilk günler aynanın önünden ayrılamadı.

Hediyeyi seçerken annesi Mehmet’e çaktırmadan fısıldamıştı:
“Bunları takacak yaşa gelmedi daha.”
Mehmet gülümsemişti:
“Bizden başka kim alacak ona böyle şeyler?”

Annesinin gözleri ışıldamıştı. Demek en iyi eş ona nasip olmuştu.

***

Taşındılar, Ayşe de tek başına yaşamaya başladı. İlk zamanlar çok sık gidiyordu annesine. Hep sevinçle karşılıyorlardı onu. Sonra alıştı, gitmeleri seyreldi. Bazen annesi gelirdiyiyecek bir şeyler bırakmaya, ya da harçlık vermeye. Bazen de tesadüfen sokakta karşılaşırlardı. Herkesin işi gücü vardı.

Ayşe okuluna kaydoldu. Öğrenci hayatını sevmişti. Hafta sonları annesiyle Mehmet Amca’ya gider, havadisleri anlatırdı.

Bir ziyaretinde, Mehmet’in bir yıllığına tayinin**Devamı:**

Ayşenin son gördüğü şey, Mehmetin yüzündeki o buz gibi gülümsemeydi, içinden bir ses ona bunun hiçbir zaman bitmeyecek bir kabus olduğunu fısıldarken, gözlerini kapadı ve her şeyi unutmayı diledi.

**Bitmiş hali:**

Ayşe, o küçük evlerinde mutlu bir aile olduklarını düşünürken, aslında her şeyin bir yalandan ibaret olduğunu ancak yıllar sonra anlayacaktı.

Rate article
Lifequest
Anne ara ara yeni “eşler” getiriyordu