Eskiden, İstanbul’un dar sokaklarından birinde, güneşin altın ışıkları evlerin cumbalarını aydınlatırken, Ayşegül annesini ziyarete gidiyordu. Komşu teyze, balkonundan seslendi:
“O, Ayşegül, merhaba! Annene mi gidiyorsun?”
“Günaydın, Emine Teyze. Evet, anneme.”
“Keşke onunla bir konuşsan,” diye iç çekti yaşlı kadın. “Boşandıktan sonra tamamen değişti, zavallıcık.”
“Ne demek istiyorsunuz?” diye gerildi Ayşegül.
“Uykusuzluk çekiyorum, erken kalkarım. Bir sabah, saat beşte, takside indiğini gördüm. Üstelik… nasıl desem, normal halinden çok farklıydı. Belki biraz sarhoş bile. Bütün mahalle fısıldaşıyor. Bu yaşta! Hem niye babanı evden attı? Evet, hata yaptı, ama kim günahsız ki? Bu kadar yıl beraber yaşadıktan sonra boşanmak akıl işi mi?”
“Teşekkürler, Emine Teyze,” dedi Ayşegül, boğazı düğümlenerek. “Onunla konuşacağım.”
Bu sözlerle hızla eve yöneldi. Annesi, altı ay önce babasını aldatırken yakalayıp kapı dışarı etmişti. Ayşegül, acele etmemesini rica etmiştiher şey düzelebilirdi. Ama annesi kararlıydı. Üstelik, beklenenin aksine, hiç üzülmemiş, tam tersine hayat dolu görünüyordu. Yeni kıyafetler, danslar, barlar, arkadaşlarhiç yapmadığı şeyleri yapıyordu artık.
Ayşegül bunu kabullenemiyordu. Kendisi evlenmek üzereydi, çocuk planları yapıyorlardı. Peki ya annesi? Sabaha kadar barda mı takılacaktı? Ne tür bir büyükanne olurdu bu? Kaynanasına nasıl anlatırdıbiri örgü örerken diğeri geceleri kulüplerde eğleniyordu?
Eve girdiğinde annesi, elinde çaydanlık ve geniş bir gülümsemeyle karşıladı onu. Eskimiş bir sabahlık değil, şık bej bir takım giymişti. Ojeli tırnaklar, pedikür, takma kirpiklerhayatın tadını çıkarıyordu belli ki.
“Ee, Mehmet nasıl?” diye sordu, fincanları masaya dizerek.
“Her şey yolunda,” dedi Ayşegül, sesini kontrol etmeye çalışarak. “Peki ya sen?”
“Harikayım! Dün gece kızlarla sabaha kadar bardaydık. Dans ettik, sonra karaoke yaptık. Ne eğlenceydi ama!”
“Emine Teyze her şeyi anlattı,” diye müdahale etti Ayşegül karamsar bir tonla. “Sabah beşte geldiğini ve… sarhoş gibi göründüğünü söyledi.”
Annesi güldü.
“Ne sandın? Bardada ayran mı içiyoruz?”
Ayşegül artık dayanamadı.
“Anne, abartmıyor musun?”
“Nasıl yani?”
“Şey, kırkını devirmişsin. Ne dansı, ne barı? Sen… örnek olmalısın. Büyükanne olacaksın!”
“Ben nihayet özgür bir kadınım. Başkalarının senaryolarına göre yaşamayacağım.”
“Ama yıllarca babamla yaşadın! Nasıl böyle hiçbir şey olmamış gibi devam edebiliyorsun?”
Annesi sustu, sonra sakin ama kararlı bir sesle konuştu:
“Baban beni aldattı. Bu bir hata değil, bilinçli bir seçimdi. Ben de artık sadece bir hizmetçi olmak istemiyorum. Yaşamak istiyorum. Kendim için. Ailem için yıllarca yaşadım. Şimdi istediğimi yapıyorum.”
“Ama neredeyse ellisin!”
“Ee? Yaşlanma programına uymak zorunda değilim.”
Ayşegül fazla ileri gittiğini anladı.
“Üzgünüm, seni kırmak istemedim. Sadece önemsiyorum.”
“Benden utanıyorsan, beni düğüne çağırma. Ama bil ki, beyaz saçlarımı yemenimin altına saklamayacağım, bol kıyafetler de giymeyeceğim. Dans edeceğim, belki flört bile edeceğim. Kendimi iyi hissediyorum.”
“Hayır anne, orada olmanı istiyorum. Sadece…”
“Sadece Emine Teyze onaylamıyor, öyle mi? Onun umrunda değil. Ben nihayet yaşıyorum.”
Eve döndüğünde, nişanlısına her şeyi anlattı.
“Nasıl tepki vereceğimi bilemiyorum.”
Mehmet güldü:
“Bence annen harika. Depresyona girmedi, hayatı seçti. Mutlu olmak suç değil.”
Hafta sonu, Ayşegül annesini aradı.
“Anne, hadi kaplıcaya gidelim, sonra canlı müzik olan bir bara?”
“Benden utanmayacak mısın?”
“Onlara senin ablam olduğunu söylerim,” diye güldü Ayşegül.
“Tamam anlaştık. Ama biliyorsun, erken dönmek yok.”
O gün bir dönüm noktası oldu. Ayşegül, annesinin içindeki gücü ilk kez fark etti. Belki de ondan öğrenmeliydikendi olmayı. “Nasıl olması gerekiyorsa” değil, nasıl hissediyorsa öyle yaşamalıydı.




