Ayşe, iki günde bir annesinin yanına uğrardı. Yatağının yanına yemek ve su bırakır, sonra sessizce çıkardı.
Bir komşum var, adı Ayşe. Annesi yıllardır tek başına yaşıyordu. Bir zamanlar yemek yapmakta üstüne yoktu. Tüm aileye nefis yemekler pişirir, komşulara da ikram etmekten büyük keyif alırdı.
Ama Ayşe, annesinden utanırdı çünkü o, ömrünü tarlalarda çalışarak geçirmiş sade bir köylü kadınıydı. Kocası öldükten sonra iyice yalnız kalmıştı. Ayşe, annesini nadiren ziyaret ederdi. Zamanla annesi unutkanlaşmaya başladı, hatta bazen saçma sapan şeyler söylerdi.
Bir gün Ayşe annesini ziyaret ettiğinde evde keskin bir yanık kokusu vardı. Meğer annesi fırını kapatmayı unutmuştu.
“Ne yapıyorsun sen? Bir tabak yemeği bile ısıtamıyor musun? Evimizi başımıza yıkacaksın!” diye bağırdı Ayşe.
“Kızım, özür dilerim! İlk defa böyle bir şey oldu!” diye mırıldandı annesi.
Zamanla sağlığı daha da bozuldu. Evin içinde bile yürümekte zorlanıyordu. Bir gün Ayşe’yi aradı:
“Ayşeciğim, kendimi iyi hissetmiyorum! Tansiyonum çıktı! Gelebilir misin?”
“Ben doktor muyum? Ambulans çağır!” dedi Ayşe ve telefonu kapattı.
Sonra annesi evden çıkmaz oldu, Ayşe de haftada bir uğramak zorunda kaldı. Annesine en ucuz market ürünlerini alır, biraz toparlar, çöpleri atardı. Ama her seferinde sinirden köpürürdü:
“Anlamıyorum, nasıl bu hale getiriyorsun evi? Tek başına yaşıyorsun, her yer cehenneme dönmüş! Hiç utanmıyor musun?”
Genellikle kapıyı çarpıp giderdi. Sonunda annesi yataktan bile kalkamaz oldu. Ayşe iki günde bir gelir, yatağının başına yemek ve su bırakıp sessizce kaybolurdu. Bir gün geldiğinde annesi çoktan ölmüştü. Cenazeden sonra Ayşe, annesinin mezarını sık sık ziyaret etmeye başladı.
Sürekli aynı şeyi mırıldanıyordu:
“Canım, biricik annemi ne çok özledim! Dünyadaki en değerli, en sevgili insandı benim için!”
Acaba gerçekten sadece iyi anıları mı hatırlıyordu? Yoksa annesini ihmal ettiğini, ona yardım etmek istemediğini, onunla ilgilenmeyi reddettiğini unutmuş muydu? Nasıl böyle olabilirdi ki?




