Bugün gözlerim doldu. Doktorun odasından çıktığımda, koridordaki kanepede kendime gelmeye çalıştım. İçimde bir öfke, bir hüzün… Pencereden dışarı baktım, sonbahar rüzgarı ağaçların dallarını acımasızca sallıyordu. Tıpkı benim gibi çaresiz, tıpkı benim gibi savruluyordu o dallar. Üç ay önce bu bebeği o kadar çok istemiştim. Nasıl da değişmişti her şey…
“Eğer bebek ona benzerse… onu bırakacağım. Hayat verip bırakacağım!” diye mırıldandım, sesim renksiz, soluk.
Doktor başını salladı: “Artık geç, sevgili Leyla. Bekleyeceksin. Yoksa hiç çocuğun olmayabilir.”
Konsültasyondan çıktım, koridorda mutlu bir çift gördüm. Adam karısını kucaklamış, ikisi de gülümsüyordu. Bu manzara içimi daha da acıttı. Durağa doğru yürüdüm, adımlarım ağır, gözlerim buğulu.
Eve vardığımda odama kapandım. Neredeyse bir saat çıkmadım. Annem Fatma Hanım, “Bir şeyler ye,” diye yalvardı ama tek kelime etmedim. Mutfağa gitti, sessizce oturdu. Evde ağır bir sessizlik çökmüştü.
Sonunda odadan çıktım, annemin karşısına oturdum. İkimiz de sustuk.
“Eğer ona benzerse… bırakacağım,” diye tekrarladım, yine o cansız sesle.
Fatma Hanım irkildi, gözlerini açtı:
“Bu da nereden çıktı? Leyla, aklını mı kaçırdın? Sağlıklı, çalışkan bir kız, kendi çocuğunu nasıl bırakır? Akrabalar ne der? İş yerindekiler ne düşünür? Hem çocuğun ne suçu var ki babası alçak diye?”
“İnsanların ne dediği umurumda değil! Kim acıyacak bana?” diye bağırdım. O an, gerçekten de köşeye sıkışmış bir hayvan gibiydim. Büyük kahverengi gözlerimde korku, dudaklarım titriyor, omuzlarım çökmüştü.
“Ben acırım sana. Ben yardım ederim,” dedi annem. “Kendi torunumu bıraktırmam!”
“Senin de kıt kanaat geçiniyorsun, maaşlar bile zamanında ödenmiyor. Nasıl yardım edeceksin?”
“Bir şekilde hallederiz,” diye ısrar etti. “Zor zamanlar geçirdik, şimdi savaş yok, 1989 yılındayız.”
Derin bir nefes aldım. Şimdiden korkuyordum, önümde neyin beklediğini bilmiyordum. 90’ların ne kadar zor geçeceğini henüz bilmiyordum. Ama bugün tek bir şey biliyordum: Murat beni terk etmişti.
Altı ay önce evlenmiştik, bir buçuk yıl da öncesinde sevgiliydik. Genç, güzel bir çift olarak mutluydük. Ta ki o güne kadar…
Murat’ın eve başka biri olarak geldiği günü hâlâ hatırlıyorum. Yumuşak davranıyordu, her zamanki gibi. Ama uzak, düşünceliydi. Gözlerinde artık beni sevmediğini görebiliyordum.
Hamile olduğumu biliyordu, bu onu daha da rahatsız ediyordu. Yoksa çoktan giderdi. Bir ay boyunca sorular sordum, ta ki Murat gidene kadar. Sonra gerçeği öğrendim.
Murat’ın annesi Ayşe Teyze geldiğinde, kendimi yerden yere atıyordum. O da ağlıyordu, oğlunun böyle bir şey yapacağını beklemiyordu.
Aslında bu hikaye lise yıllarına dayanıyordu. Murat son sınıftayken bir gençlik kampına gitmişti. Orada farklı şehirlerden gençler vardı. İşte orada Ebru’yla tanışmış, ona ilk görüşte âşık olmuştu.
İki hafta boyunca ondan ayrılmadı. Ayrılırken adreslerini değiştirdiler. Ama Murat yeni evine taşınınca Ebru’nun adresini kaybetti. Ondan da hiç mektup gelmedi.
Zamanla kabullendi, onu unutmaya çalıştı. Ama sonra anladı ki Ebru, onun tek aşkıydı. Üç yıl sonra benimle tanıştı, Ebru’nun geçmişte kaldığını düşündü. İki yıl sonra evlendik, bebek beklemeye başladık.
Sonra Ebru aniden çıkageldi. O da adresi saklamamıştı, ama Murat’ın yaşadığı şehri biliyordu. Yerel bir gazeteye ilan verdi. Murat o ilanı gördü. Ebru’yu şehrine davet etti, bir otelde oda ayarladı.
İlk başta, yıllardır unutamadığı kızla sadece görüşmek istedi. Ama buluşma onları hemen yakınlaştırdı. Karar vermesi zor oldu, ama sonunda seçimini yaptı: Hamile olan karısını terk edecek, Ebru’yla gidecekti.
İş yerinde herkes beni destekledi. Yeni gelen bir kız iç çekerek, “Çocuk bir nimettir, bizim beş yıldır olmuyor,” dedi.
“İşte tam da bueşinle birlikteyken,” diye sertçe cevap verdim. Artık bebeğimin gelişinden mutluluk duyamıyordum. Hep Murat’ın beni terk etmesinin acısını hissediyordum.
Evde Fatma Hanım, üzüntümü hafifletmek için elinden geleni yapıyordu. Bir gün eski kayınvalidem geldi. Ağlıyordu. Oğlumun Murat’la benim mutlu olmamı istiyordu.
Ebru’yuoğlunun yeni karısınıhiç sevmiyordu. Hele ki Murat’ı binlerce kilometre öteye götürdüğü için… Tabii ki öyle sanıyordu, aslında Murat kendi isteğiyle gitmişti.
İki anneannenin tesellileri bana hem ağır geliyor, hem de biraz rahatlatıyordu. Ama en çok korktuğum şey, bebeğime bakmaktı.
Ya Murat’ın gözleri, burnu, dudakları olursa? Tüm hayatım boyunca çocuğuma bakıp kocamın ihanetini mi hatırlayacağım? İşte bu beni korkutuyordu.
Hastaneden taburcu olurken bu kadar insanın beni karşılayacağını beklemiyordum. Annem Fatma Hanım, eski kayınvalidem Ayşe Teyze, en yakın arkadaşım eşiyle, ablam yeğeniyle ve iş yerindeki küçük ekibim…
Bebeği kucağına almak




