Mutfağa git! Kocamın sesi odada çınladı buna artık dayanamadım.
Elif telefonun ekranına bakıyordu. Emre, yarım saat içinde dördüncü kez mesaj atmıştı: **Aptal, telefondan kaçma!**
Ehliyet kursunun direksiyonundaydı eğitmen park etmeyi anlatıyordu. Telefon tekrar titredi.
Cevaplayabilir miyim? Kocam merak ediyor.
Tabii.
Emre, direksiyondayım
Neden açmıyorsun? Kaç kere aradım!
Ders sırasında konuşamam
Anladım. Ehliyet benden önemli. Ne zaman geleceksin?
Bir saate kadar.
Yemeği kim yapacak? Ben mi uğraşacağım?
Eğitmen bakışlarını kaçırdı, duymamış gibi yaparak.
Gelince yaparım.
İyi o zaman. Yoksa iş kadını olmuşsun sanıyordum.
Evde Emre, kanepeye uzanmış telefonunu karıştırıyordu. Üç aydır işsizdi, geçici diyordu ama iş aramaları sonuçsuzdu.
Ehliyet dersin nasıl gidiyor? Zor mu öğreniyorsun?
Sesindeki alaycı ton tanıdıktı.
Normal. Bugün paralel park çalıştık.
Vay, ne ciddi konular.
Elif mutfağa geçti. Lavaboda kirli bulaşıklar vardı Emrenin kahvaltısı.
Emre, şu taşınma kutularını artık açsak mı? Şubat oldu, hâlâ dün taşınmışız gibi.
Telefondan başını kaldırdı.
Açılacak ne var ki? Kendin halledersin.
Beraber yapsak? Temizlik de
Emre ayağa kalktı, yaklaştı. Gözlerinde buz gibi bir ifade belirdi.
**Mutfağa git!**
Yumuşak ama keskin bir sesle söyledi. Bağırmadı. Ama bu sessizlik her bağırtıdan daha beter oldu.
Elif donup kaldı.
Ne dedin?
Duyduğunu! Akşam yemeğini hazırla!
Kutulardan bahsediyorduk
Sen sızlandın. Ben de dedim, kendin halledersin.
İçinde bir şey koptu. Kırgınlıktan değil, gerçeği anlamaktan. Yılbaşı gecesini hatırladı; arkadaşlarının partisinde herkesin ilgi odağı olmuş, kadınlara şakalar yapmış, ev sahibine yardım etmişti. Arabada dönüşte ise:
**Bütün gece niye sustun? Rezil ettin beni.**
Mutfağa gitmeyeceğim!
Şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.
Ne?
Gitmeyeceğim!
Elif, sinirimi bozma. Normal konuşuyorduk.
Normal mi? Son ne zaman benimle normal konuştuğunu hatırlıyorsun?
Telefonu kenara koydu.
Ne bu tavırlar? Şaka yaptım sadece.
Şaka mı? **Aptal, telefondan kaçma!** bu da şaka mı?
Karıma yazamaz mıyım?
Yazabilirsin. Ama aptal diye değil.
Tanrım, ne fark eder! Kötü niyetle yazmadığımı biliyorsun.
Biliyorum. Bu yüzden uzun zamandır sustum.
Elif yatağın kenarına oturdu.
Bugün eğitmenin ne dedi biliyor musun? **Elleriniz çok güvenli.** Evde kutuları taşımak için yardım isteyemeyecek kadar korkan ben!
Korkuyor musun?
Emre güldü.
Hadi canım sen de!
Evet, korkuyorum. Çünkü her seferinde bana değersiz olduğumu hissettirecek bir yol bulacağını biliyorum.
**Saçmalama!** Kendi kafanda kuruyorsun.
Kuruyor muyum? Misafirlerin yanında **Ehliyet kursunda eğleniyor** dediğini hatırlıyor musun?
Komikti işte!
Sana komik. Bana utanç verici.
Emre yanına oturdu.
Bak, konuşma tarzımı beğenmiyorsan
Ne olacak?
Kapı orada.
Sessizlik. Elif onun yüzüne baktı. Özür dilemedi. Açıklama yapmadı. Sadece kapıyı gösterdi.
**Peki.**
Ayağa kalktı. Valizi çıkardı, eşyalarını toplamaya başladı.
Ne yapıyorsun?
Bana sunduğun seçeneği seçiyorum.
Nereye gideceksin?
Ayşeye.
Biraz ağlayıp geri dönersin. Hep böyle yapıyorsunuz.
Elif, evrakları, makyaj malzemelerini, şarj aletini valize yerleştirdi.
Sonra sürünerek geri geleceksin!
Düğün fotoğraflarının olduğu kutuya uzandı. Bir tanesini aldı nikâh masasında, mutlular.
**O gün böyle mi konuşurdun benimle?**
Emre fotoğrafa baktı.
Orada insanlar vardı.
Burası neresi?
Burası ev. Rahat olabilirim.
Elif fotoğrafı yerine koydu, valizi kapattı.
**Rahat olmak Anladım.**
Bekle. Konuşalım.
Konuşacak ne var? Evde benim kim olduğumu çok net gösterdin.
Girişte montunu giydi. Emre, ev kıyafetleriyle ayakta duruyordu.
Abartma! Herkes tartışır.
Biz tartışmadık.
Elif kapı koluna uzandı:
**Artık bana böyle davranabileceğini düşünüyorsun.**
Kapı çarpıldı. Arkasından bir ses:
**Uzağa kaçamazsın!**
İki hafta sonra bir mesaj geldi: **Yarın vaktim olursa uğrarım.**
Arkadaşı Ayşe başını salladı:
Niye görüşeceksin ki onunla?
**Haklı olduğumu bir kez daha görmek için.**
Otogarın yanındaki kafede buluştular. Emre yarım saat geç kalmıştı.
Nasılsın?
Özür bile dilemeden oturdu.
İyiyim.
Nerede kalıyorsun?
Şimdilik Ayşede.
**Şimdilik** kelimesi alışkanlıkla döküldü dudaklarından.
Evde her şey dağınık. Bulaşık yığıldı, çamaşırlar birikti. Komşu yardım etti markete kadar.
Garson geldi yakışıklı, yirmili yaşlarda bir kadın.
Ne iç




