Mezarlıkta Kızını Ziyaret Eden Anne, Anıtın Önündeki Bankta Bir Şeyler Fısıldayan Yabancı Bir Kız Gördü ve Kalbi Durdu.

Mezar ziyaretine gittiğim bir gün, mezarlıkta tanımadığım küçük bir kız gördüm. Mezar taşındaki fotoğrafa bir şeyler fısıldıyordu. Kalbim durdu sanki.

Perdelerden sızan son akşam ışıkları, pahalı bir Hereke halısının üzerinde soluk çizgiler bırakıyordu. Normalde mis kokulu çiçekler ve lüks parfümlerle dolu olan salon havası bugün ağır ve gergindi, fırtına öncesi sessizliği gibi.

“Yine mi Elif? Serkan, ciddi ciddi ona bakmak zorunda olduğumu mu düşünüyorsun?” diye çıkıştı Defne. İpeksi sabahlığı içinde, porselen bir heykel gibi duruyordu. Sesinde öfke vardı. “Onun bir bakıcısı var! Bir de eski karın, yani büyükannesi! Neden yine her şeyi bırakıp onunla ilgilenmek zorundayım?”

Serkan, şakaklarındaki aklar ve vakur duruşuyla, kağıtlarına bakmaya devam etti. Sessizliği yanıltıcıydı, tıpkı fırtına öncesi durgunluk gibi.

“Bunu konuştuk Defne. Ayda iki kez. İki Cumartesi akşamı. Bu bir rica değil, benimle evlenirken kabul ettiğin bir şart. Zehra’nın da dinlenmeye ihtiyacı var. ‘Eski karım’ dediğin kişi ise başka şehirde ve torununu nadiren görüyor. Elif benim kanım. Ayrıca, Özlem’in kızı. Senin eski dostunun.”

Son cümleyi hafif bir vurguyla söylemişti, ama Defne onu bir yumruk gibi hissetti. Bu bağ, onu çileden çıkarıyordu.

“Dostum” diye acı bir kahkaha attı. “Öyle mi? Özlem, her şeyi bırakıp rastgele birinden çocuk yapıp kaçan Özlem mi? Sonrasını sen temizledin değil mi?”

Ağzından çıktıktan sonra sustu. Dudaklarını ısırdı. Sırtında bir ürperti gezindi. Serkan’ın yavaşça kağıtları bırakıp ona baktığını gördü bakışları buz gibiydi. Altı ay önceki anı gözlerinin önüne geldi: Elif kazara koltuğa meyve suyu dökmüştü, Defne onun bileğini kavramış, yüzüne bağırmıştı ki Serkan çıkagelmişti. Bağırmamış, elini yumuşakça çekmiş ve soğuk bir sesle:

“Ona bir daha dokunursan başına bir şey gelirse parmaklarını tek tek kırarım. Anladın mı?” demişti.

Anlamıştı. O zaman da şimdi de biliyordu: Bu adam, ona lüksü sunan ve yoksulluktan kurtaran, onu sevmiyordu. Tahammül ediyordu. O ise ondan korkuyordu. Titreyerek. Kaçacak yeri yoktu. Sarhoş anne babasının beklediği o küçük eve dönme düşüncesi, her cezadan daha korkunçtu. Bu altın kafesi kendisi seçmişti, şimdi gardiyanı küçük bir kız olmuştu.

Defne hemen tavrını değiştirdi. Gözleri doldu, sesi bal gibi yumuşadı.

“Serkan’cığım, özür dilerim Öyle demek istemedim. Sadece çok yorgunum Doktor randevum var, iki haftadır bekliyorum, kaçıramam.”

Ama Serkan dinlemiyordu. Elinin tersiyle savurdu onu, sinek kovar gibi. Tüm dikkati kapıdaydı, Elif’in kahkahaları geliyordu oradan. Oyun odasında, bakıcı Zehra ile bloklardan kule yapıyordu. Serkan’ın yüzü değişti katılığı eridi, gözleri ısındı. Kızı kucağına alıp havaya kaldırdı. Elif gülüyor, boynuna sarılıyordu.

Defne bunu salondan izledi. Kalbinde kaynayan bir nefret vardı. Bu dünyada yabancıydı. Fazlalık. Lüks evin bir dekorasyonu. Elif var olduğu sürece hep böyle olacaktı. Hayatta kalmak için verdiği mücadeleyle sertleşen zihninde soğuk bir karar olgunlaştı: “Korkma,” diye geçirdi içinden. “Bugün vedalaşıyoruz, küçük engel.”

Gençliğinden beri ne istediğini biliyordu. Güzelliği onun tek silahıydı. En iyi arkadaşı Özlem aşk hayalleri kurarken, o zengin erkeklerin listelerini inceliyordu. Seçimi Serkana düştü Özlem’in babası, kendisinden yirmi beş yaş büyük, ama güç, para ve itibar sahibi.

İhanet mi? Onun için anlamsız bir kelimeydi. En iyi arkadaşının babasını baştan çıkarmıştı. Özlem bunu kaldıramadı, gitti. Bir yıl sonra Serkan, onun bir kız çocuğu doğurduğunu öğrendi. Dört yıl sonra da Özlem’in artık olmadığını bir kaza.

Acı ve suçlulukla dolu Serkan, tüm sevgisini torununa verdi, onu bularak yanına aldı. Elif, hayatının merkezi oldu. Defne ise genç ve güzel karısı olarak kenarda kaldı. Bu çocuk, ihanetinin canlı hatırlatıcısı ve kocasının servetini ele geçirmesinin önündeki engeldi. Engel ortadan kalkmalıydı.

Plan basit ve acımasızdı. Önce dikkatli bakıcı Zehrayı bahane bularak gönderdi, yerine genç, dalgın ve telefon bağımlısı bir öğrenci olan Ayşeyi aldı. Tam da istediği gibi.

Bir Cumartesi, Serkan iş toplantısına gittiğinde, Defne pencereden Ayşenin Elifle oyun parkında olduğunu izledi. Bekledi. Sonunda telefon çaldı, Ayşe dalgın dalgın konuşarak uzaklaştı.

Defne dışarı çıktı, gülümseyerek:

“Elifçiğim, deden seni sihirli bir yere götürmemi istedi. Gelir misin?”

Elif, güvendiği “Teyze Defne”ye sevinçle evet dedi. Birkaç dakika sonra arabadaydılar. Aynada Ayşenin panikle etrafa koşuşturduğunu gördü. Yüzündeki gülümseme zalimleşti.

Yol uzun sürdü. Elif önce camdan dışarıyı seyretti, sonra mızırdanmaya başladı, ardından ağlama krizine girdi:

“Dedemi istiyorum! Eve gitmek istiyorum!”

Defne sakin sakin araba kullanıyor

Rate article
Lifequest
Mezarlıkta Kızını Ziyaret Eden Anne, Anıtın Önündeki Bankta Bir Şeyler Fısıldayan Yabancı Bir Kız Gördü ve Kalbi Durdu.