Boşanmak istiyorum, diye fısıldadı Ayşegül ve gözlerini kaçırdı.
Soğuk bir akşam İstanbulda, Ayşegül sessizce, Boşanmak istiyorum, dedi, gözlerini kocasının, Mehmetin gözlerinden uzaklaştırarak.
Mehmetin yüzü bir anda solgunlaştı; havada bir suskunluk kaldı.
Seni gerçekten sevdiğin kadına bırakıyorum, diyerek Ayşegül, onun hayatındaki en önemli kadının daima annesi olduğunu fark etti. Artık ikinci bir seçenek olmak istemiyorum.
Ayşegülün boğazı sıkılaştı, gözleri hüzünle doldu. Yılların birikmiş hayal kırıklığı ve acısı birden içini sardı, nefesi daraldı.
Ne diyorsun? Başka bir kadın mı? diye şaşkınlıkla sordu Mehmet, karısına inanamaz bir şekilde baktı.
Bu konuyu çok kez konuştuk. Düğünümüzden beri annen bizi maddi, duygusal ve zaman açısından boğuyor. Sen de onun çorbasının daha ekşi, krepinin daha kabarık olduğunu söyleyerek her şeyi kabul ediyorsun. Bunu daha fazla kaldıramam, diye patladı Ayşegül.
Gözyaşları yanaklarından süzüldü. Hayalini kurduğu gelecek, saygın bir meslek ve İstanbulun kalbinde bir yaşam, bir mücadeleye dönüşmüştü.
Beş yıl önce Ayşegül, henüz üniversite yurdunda kalırken, bir büyük apartmanda oturmanın hayalini kurmuştu. Mobilyalar, çatal-bıçak takımı, süs eşyaları bir öğrenci evinde yaşayan bir kız için hepsi pahalı ve kırılgan görünüyordu.
Nasıl bir evde oturacak bir adam bulabildim ki? diyerek alaycı bir gülümseme attı ve ellerini Mehmetin omuzlarına koydu.
Bir gün bütün çoraplarımı her yere bırakırsam, ne kadar etkilendiğini göreceksin, dedi.
Ayşegül, tanıştıkları ilk günlerden itibaren Mehmete çok çabuk bağlanmıştı. Çiçek açan bir aşk, devamı olmayan bir masala benziyordu.
O zamanlar İstanbul Üniversitesinde gazetecilik son sınıftaydı, Mehmet ise beş yaş daha büyük, bir satış müdürü ve sağlam bir maaşı vardı.
Bir yıl sonra evlendiler.
Aynı odayı çocuk odasına çevireceğiz, diye söylenmişti bir kez, Ayşegül kocasını kucaklayıp, çocuk sahibi olmaya hazır olduğunu ima etmişti.
Fakat bir ay sonra beklenmedik bir gelişme oldu: Mehmetin annesi Fatma, iki çanta ile daire kapısının önünde belirdi. O, oğluyla mükemmel bir bağ kurmuş, neredeyse onun tek mutluluğuymuş gibi hissediyordu.
Babamı tek başına yetiştiren bir kadının içinde sürekli bir suçluluk duygusu ve bir tek kişi tarafından verilen talimatlara boyun eğme isteği vardı. Fatma, oğlunun hayatta ne kadar yükseldiğine gurur duyuyor, bunu tamamen kendi başarısı olarak görüyor, ona borçlu olduğunu düşünüyordu.
Mehmet her maaş gününde ev, araba ve geçmişteki borçlar için ödeme yapıyordu. Ayşegül bunu uzaktan izliyor, ilişkisini bozmamak için konuyu nadiren ve nazikçe gündeme getiriyordu.
Evi sattığınızda parayı nereye yatırdınız? diye sordu bir gün çay ikram ederken. Fatma, yakın bir kasabada miras kalan bir ev ve bahçe sahibi olduğunu, her yıl şehirde yeni bir daire aradığını ama taşınmak istemediğini, sonunda evini düşük bir fiyata satıp tatil ve yeni işime yatırım yaptığını anlattı.
Fatma, gençliğinde zorluklarla mücadele etmiş, hâlâ hırslı ve iddialı bir kadındı; elini uzatanı sık sık çalan biri olarak biliniyordu. İnternette bir kozmetik e-ticaret firması keşfetmiş, bu firmayla iş birliği yapabilmek için aylık büyük bir ürün alımı gerektiğini öğrenmişti. Evi satıp elde ettiği parayı bu işe yatırmıştı.
Burada kalmak sorun olmayacak, diyerek bir tatlı kaşığı balı çayına karıştırdı.
Elbette, misafirlerimiz var! dedi Ayşegül, konunun geçici olduğunu umarak, Size daha iyi bir konut bulmaya çalışacağız. Tanıdığım bir emlakçı var, ona sorarım, diye ekledi.
Fatma, İki daireye ihtiyacım yok, burada kalmak yeterli, diyerek kendini mağdur gibi gösterdi.
Ayşegül, Mehmetin annesiyle yaşam alanı paylaşmanın zor bir durum olduğunu fark etti; ama Mehmet omuz silkerek sadece Nasıl istersen, dedi.
Mehmet, annesinin fikirlerini sorgulamaz, her ne kadar mantıksız olsa da, ona bir türlü karşı koyamazdı. Fatma, makrome, mum yapımı, sabun üretimi, günlük ve fotoğraf albümü hazırlama gibi hobi işlerine yönelmişti; bütün bu malzemeler ve maliyetleri Mehmet karşılıyordu.
Mehmet, annesine olan minnettarlığını, çocukluğunu ve hayatını ona borçlu olduğunu düşünerek, kendi isteklerini tamamen gölgede bırakmıştı. Bu durum, yetişkin bir erkeğin çocuğa dönecek kadar itaatkâr hâle gelmesi gibi garip bir tablo çiziyordu.
Üç yıl içinde oturma odasındaki misafir odası hâlâ çocuk odasına dönüşmemişti. Ayşegül bir yayınevinde çalışıyor, Aile ve İlişkiler köşesinde makaleler kaleme alıyordu; ama kendi evinde hiçbir netlik bulamıyordu. Fatma, aile içinde hâkimiyeti elinde tutuyor, Ayşegülün sözleri ise bir gölge gibi kalıyordu.
Ayşegül, yalnız bir anne kalmanın riskini, annesinin sürekli talep ettiği zaman ve parayı düşünerek, sadece kendi benliğine odaklanarak aşabileceğini anladı. Fatmanın Oğlum bize bir şey borçlu tutumu, Ayşegülü içten içe yıpratıyordu.
Evdeki kimyasal temizlik ürünleri, Fatmanın kozmetik şirketine ait şişelerle yer değiştirince, Ayşegül artık bu şişeleri görmezden gelmeye çalıştı; ama şirketin getirdiği kazanç da hayal kırıklığına dönüşmüştü.
Ayşegül her defasında Anne ne yapıyor diye sorduğunda, Mehmet sadece Anne ne yaparsa yapsın der, Fatma ise Sabır et, ağaç bir anda büyür diyordu. Üç yıldır ağaç büyümemiş, harcamalar ise artıyordu.
Fatma, Ayşegül de aile işine katılsın dediğinde, Ayşegül radikal bir adım atılması gerektiğini düşündü.
Nihayet, yeni yılın bir gecesinde, uzun bir süredir yalnız bir akşam yemeği yemişlerdi. Buz pateni sonrası küçük bir kafede oturmuş, yanakları kızarmış bir şekilde birbirlerine baktılar.
Mehmet, mutlu musun? diye sordu Ayşegül.
Tabii ki, yanımda sen olduğun sürece mutlu olabilirim, dedi Mehmet elini tutarak.
Bir çocuğumuz olsun isterim, diye mırıldandı Ayşegül, Mehmete yaklaştı.
Şimdi mi? diye gülümseyen Mehmet, Ayşegülün elini öptü.
O akşam, bir mucizeyi hayata geçirmek için karar verdiler. Ancak ertesi sabah Fatma, odalarına çalı gibi girdi.
Şimdi çocuğa sahip olamazsınız! diye bağırdı.
Ayşegül, annesinin bu çarpık sözleri karşısında bir an için donar, sonra Mehmetin hâlâ konut kredisi ve araba borcu var, diye karşılık verdi. Siz sadece onun size sürekli para akışı sağlamasından korkuyorsunuz, diyerek sesini yükseltti.
Fatma, Oğlumun en iyisini isterim, ama bir çocuğa destek olmamı istemiyorum, diye yanıtladı. Siz ona bir şey borçlu değilsiniz, kendi çocuğunuzu isterken onun onurunu çiğnemeyin.
Ayşegül, Anne, ben kendi çocuğum için mücadele ediyorum, sadece sevgiyle, bir zorunlulukla değil, diye savundu.
Fatma, Mehmet bir gün benim haklı olduğumu fark edecek, diyerek bir an sessiz kaldı.
Ayşegül, kocasının annesine bağımlılığının ne kadar derin olduğunu düşündü; ama artık bir adım atma vakti gelmişti.
Boşanmak istiyorum, diye kesin bir karar verdi, evliliğin bir çıkmaza girdiğini anladı.
Mehmetin yüzü bembeyaz oldu.
Seni gerçekten sevdiğin kadına bırakıyorum. Artık ikinci bir seçenek olmak istemiyorum.
Ayşegül, gözleri yaşlı, içi yanmış bir halde, Ne demek istiyorsun? Başka bir kadın mı? diye sordu.
Mehmet, Evlilikten beri hep Anne, anne diyorsun, onun çorbası daha ekşi, krepi daha kabarık, diye yanıtladı. Tüm mali işlerimizi o yürütüyor, dayanamayacağım.
Mehmet, Ayşegülün sözlerini anlamaya çalıştı, fakat çare bulamıyordu.
Ayşegül gözyaşları içinde, Sadece annenin burada kalması mı? Seni tamamen sarıp sarmaladı, artık kendin değilsin, dedi. Maaşım olmadan zor durumda kalırdık. Anne, beni hamile kalmamam için engelliyor, gelir kaynağını kaybetmekten korkuyor.
Mehmet, Annem iyi bir kadındır ama sınırlarını bilmeli, sen ona tamamen boyun eğiyorsun, diye itiraf etti.
Bu konuşma ikisine de zor geldi, ama Mehmet annesiyle ilişkiyi yeniden düzenleyeceğine, önceliği Ayşegül ve gelecekteki çocuğu olacağına söz verdi.
İlk adım, annesine aylık büyük ödemelerden vazgeçmekti; ardından Fatmanın evde kalmaması gerektiği kararı alındı.
Bir ay sonra Ayşegül, çocuk odasının duvar kağıdını seçti. Fatma, artık sık sık ziyarete gelmiyordu; o da oğlunun değişen tutumuna alışmakta zorlanmıştı, ama sonunda pes etti. Mehmet, annesinin kozmetik ürünlerini almaktan vazgeçti ve Fatma neredeyse iş bulmak zorunda kaldı.
Zamanla Fatma, bir çıraklık işine başladı, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrendi.
Bir yıl sonra bir bebekleri oldu; Fatma da sevinçle torununa yardım ediyor, aile bir kez daha bir araya geliyordu.
Böylece, geçmişin gölgeli günlerinden çıkıp, bir umut ışığına doğru yürüdük.




