İstemeden Oldu: Kendi Kendine Gerçekleşti

Biz istemedik, kendiliğinden oldu Mert, Mert, inan bana, departmanda yeni biri var! Aylin. Ne kadar havalı! diye bağırdı.

Tülin masaya bir omlet koydu ve erkeğin karşısına oturdu. Pencere kenarından süzülen sabah güneşi, tül perdelerin arasından içeri sızıp her şeyi yumuşak bir altın tonuna bürüyordu. Çenesini elleriyle tutup gülümsedi.

Mert telefonundan gözünü ayırdı.

Havalı mı? Seni ne yakaladı?
Hepsi! Tülin canlandı. Dün onunla sohbet ettik ve aynı zevkleri paylaştığımızı fark ettik. O da tırmanışa bayılıyor, benim eskiden gittiğim spor salonunu tercih ediyor. Okuduğu kitaplar da aynı. Sanki ofise benzer bir kopyasını getirmişler.

Mert gülerek kahvesini uzattı.

Güzel. İş yerinde bir dostun eksik olmamalı.
Aynen! Tülin çatalını alıp bir lokma almaktan vazgeçti. Konuşmak istiyordu. Ayrıca doğa yürüyüşlerini çok seviyor. Önümüzdeki ay bir yerlere gitmeyi planladık. Sözleri sahte bir gösteriden uzak, tamamen samimi.

Mert ekmeği ısırarak başını salladı.

Harika. Onu tanıştırır mısın?
Tabii! Hafta sonu bir akşam yemeği düzenleyelim mi? Ben bir şeyler pişireyim, oturup sohbet edelim.
Olur, neden olmasın? Mert kolayca kabul etti.

Tülin omleti hafifçe çırparken bir rahatlama hissi içinde kayboldu. İşini, üç yıldır birlikte olduğu sevgilisini ve yeni dostunu düşündükçe yüzü gülümsüyordu; hayat neredeyse mükemmeldi.

İki hafta sonra Tülin evinde bir akşam yemeği düzenledi. Evi pırıl pırıl yıkadı, Mertin en sevdiği yemektenrozmarinli fırın tavukhazırladı. Aylin bir buket lale ve bir pasta getirdi.

Tülin, eviniz çok sıcak! Aylin etrafa bakınarak bağırdı. Burada ömür boyu kalmak ister gibi oldum.

Tülin gülerek çiçekleri aldı.

Teşekkürler. Mert, bu Aylin. Aylin, bu Mert.

Mert elini uzatarak gülümsedi.

Memnun oldum. Tülin senden çok şey anlattı; sanki seni yüz yıldır tanıyormuş gibi hissediyorum.
Aynı şekilde, Aylin elini sıkıştırdı. O da seninle ilgili nice şeyler söyler; senin en sabırlı insan olduğunu söyler.

Mert göz kırparak Tüline baktı. Sabırla olmazsa, böyle enerjik bir kızla başa çıkamazdım.

Akşam mükemmel geçti. Mert ve Aylin ortak bir zevke sahip olduklarını keşfettiler: eski film ve 70lerin rock müziği. Favori filmlerini sayıp, hangisinin daha iyi olduğunu tartıştılar.

Tülin ikisi arasında oturmuş, gülümsemesini kaybetmedi. En sevdiği iki insan dost olmuştu; ne daha iyisi olabilir?

O akşamdan sonra üçü de sık sık bir araya geldi; sinemaya, sergilere, doğa yürüyüşlerine gittiler. Mert artık Aylini de davet etmeyi öneriyorduonunla sıkıcı anlar yaşanmazdı.

Tülin sadece sevindi.

Ancak zamanla tuhaf şeyler fark etmeye başladı. Mert işte uzun saatler kalıyor, önceki gibi tam zamanında çıkmıyordu. Gün içinde ona mesaj da pek atmaz, arama da yapmaz oldu. Tülin evlilik ve ev alımı gibi konulardan bahsettiğinde, Mert kısa ve kaçamak cevaplar veriyordu; sanki bu konular onu rahatsız ediyormuş gibi.

Aylin de değişmişti. Tülin bazen Aylinin ona bakışını yakalardı; kısa, değerlendiren, sanki bir şey söylemek istiyor ama çekiniyormuş gibi bir bakış. Sonra Aylin gülümser, konuşmayı başka bir konuya çevirirdi.

Bir akşam Tülin oturma odasında otururken Mert mutfakta yemek yapıyordu. Telefonu yan masada yanıp yanıyordu. Ekran aydınlandıkısa bir mesaj.

Tülin otomatik olarak bakışını çevirdi. Aylin. Saat gece yarısına yaklaşmıştı. Mesaj sadece iki kelimeydi: Bugün için teşekkürler.

Tülin bir an durdu, kalbi sıkıştı. Telefonu bıraktı, duvara baktı. Ne demek bu? Bugün birlikte vakit geçirdiler mi? Mert, işte kalmıştı dediyse?

Bu düşünceleri bir kenara atmaya çalıştı. Belki tesadüfen bir araya gelmişlerdi, belki iş konusuydu. Mert başka bir firmada çalışıyordu zaten. Tülin, kıskançlığından utanıyordu; kendini iyi arkadaş oldukları için ikna etmeye çalıştı.

Fakat içi hâlâ karanlıktı.

Mart ayında üçü Karadenizde bir yayla evine gitti. Uzun zamandır planlanan bir kaçamak, Tülin doğada bir hafta sonu hayal ediyordu: ormanda yürüyüş, kamp ateşi başında sohbet. Aylin bu fikri hemen benimsedi, Mert de onayladı. Göl kenarında bir kulübeye, çadır ve tırmanış ekipmanlarıyla gittiler.

İlk günden beri bir tuhaflık vardı. Mert ve Aylin birbirlerine bakıp susuyordu; Tülin odaya girdiğinde aniden sessizleşiyorlardı. İkinci gün, Mert Aylini göle doğru yürürken yalnız bırakmıştı; Tülin tırmanışa çıktığında ikisi de sadece eski bir şapeli gösteriyorum bahanesiyle uzun bir yürüyüşe çıktılar. Tülin başını sallasa da içindeki bir şey sıkışıp kalmıştı.

Son gün akşamı, ikisi de kamp ateşinin başında oturuyordu. Yüzleri karışık; suçlu ve mahcup. Mert göz teması kuramıyor, Aylin de aynı şekilde. Tülin konuşmaya çalıştı, ama yanıtlar tek kelimeyle sınırlıydı.

Gece uzun saatlerde Tülin uyuyamadı; bir şeylerin kırıldığını hissetti.

Bir hafta sonra Mert ona bir mesaj attı: Tülin, konuşmamız lazım. Kafede buluşalım.

Tülin iş yerinde ekranına bakarken içi bir şeylerden kıpırdadı.

Beşte kafede buluştu; Mert pencere kenarında bir masada oturuyordu. Yanında Aylin de vardı.

Tülin kapıdan içeri adımını attı, bir an geri dönüp kaçmak istedi, ama ayakları onu masaya götürdü. Ceketini çıkarmadan oturdu.

Ne oluyor?

Gözleri Mert ve Ayline kaydı; ikisinin de yüzü mahcuptu.

Mert uzun bir sessizlikten sonra mendili parçalara ayırıp ellerine aldı, sonunda gözlerini kaldırdı.

Tülin, nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Planlamadık, bu kendiliğinden oldu.

Tülin ellerini masanın altında sıktı.

Karadenizde anladık ki birbirimize aşık olduk. Mert sessizce fısıldadı. Çabuk durmaya çalıştık, gerçekten çabaladık. Ama artık saklayamıyoruz.

Aylin gözyaşlarını tutamayıp yanaklarından aşağı akıttı, makyajı dağılmıştı.

Tülin, affet beni. İstemeden sana zarar vermek istemedim. Sen benim en yakın arkadaşım ama bu hisler daha güçlü.

Aylin elini uzattı.

Tülin çekip geri çekti; içi bir volkan gibi patladı: öfke, kırgınlık, acı bir düğüm boğazına takıldı.

Daha güçlü mü? Tülin onlara baktı. Arkamdan mı plan yaptınız? Ben evlilik, çocuk, gelecek hayalleri kurarken siz… Bu nasıl bir vicdan! Beni ne kadar kırdınız?
Tülin, istemedik… Mert sesini kısarak söyledi.
İstemek mi? Tülin bağırdı. Çevrede birkaç kişi bakışlarını çevirdi ama umursamadı. Arkamda buluştunuz, gece geç saatlerde mesajlaştınız! Bu bir ihanet, Mert. Bana yapabildiğiniz en kötü şey bu.

Mert masaya bakarak sessizce başını salladı. Biliyorum, hak ettim. Artık yalan söyleyemem, bir şeyleri gizleyemem.

Peki ya sen? Tülin Ayline döndü. Sen de en yakın arkadaşım dedin. Nasıl olur?

Aylin gözlerini kapadı, elleri yüzüne bastı.

Özür dilerim. Bilmiyordum böyle bir sonuca varacağımızı. Sadece vakit geçiriyorduk, sonra… bir şeyler değişti.

Tülin sandalyesini çarparak ayağa kalktı, çalan bir sesle çantasını kapıp kapıyı çarptı.

Artık size bir daha bakmak istemiyorum. Asla.

Dışarı çıkınca soğuk bir kış akşamıydı; gözyaşları yanağını sildi ama silmedi. Sokak lambalarının altında yürüdü, metro istasyonuna kadar uzanan karanlık bir yol vardı.

Ertesi gün Tülin şirketin İstanbul şubesine transfer talebi verdi. Müdür şaşırdı ama soru sormadı; performansı iyiydi ve transfer hemen onaylandı.

Aylin aramaya çalıştı; Tülin numarayı engelledi. Mert birkaç mesaj attı; Tülin hepsini silip okumadı. Mert evden eşyalarını topladı, Tülin evde yokken. Boş bir dairede eski spor ayakkabılarının yerinde durmadan baktı.

İki hafta sonra Tülin İstanbulda yeni dairesine taşındı, eşyalarını boş bir kutuya koyup açtı. Ailesi bu değişikliğe pek sıcak bakmadı, ama Tülin kararlıydı; artık Mert ve Aylini anımsatmayacak bir hayata başlamak istiyordu.

İlk aylar zor geçti. Tekrar tırmanışa başladı; tek başına, kendi ritmiyle. Bu ona bir nebze rahatlık verdi.

Bir gün Moskovadan tanıdığı bir ortak, Mert ve Aylin artık birlikte yaşıyor, iki aydır evli diye bir mesaj attı. Tülin mesajı okudu, telefonu kapattı.

Acı azaldı, ama tamamen yok olmadı. Artık geceleri ağlamaz, son anılarını döngüye sokmazdı; adım adım, gün gün yaşamaya devam etti.

Tülin sadece bir sevgiliyi ve bir dostu kaybetmedi; aynı zamanda insanlara güvenini, dostluğun saf olabileceğine dair inancını da kaybetti. Fakat yeni bir hayat kurmaya karar verdi, bu sefer yeni insanları daha temkinli seçecek.

Acı uzun süre kalacak, ama Tülin biliyordu ki dayanacak. Başka seçeneği yoktu; hayat ona bunu zorunlu kıldı.

Rate article
Lifequest
İstemeden Oldu: Kendi Kendine Gerçekleşti