TEK AŞK

Fikretin karısının cenazesinde gözyaşı bile akıtmayarak mezara baktığı o gün, köyün dar sokakları sessizliğe bürünmüştü. Bakın, diye fısıldadı yanındaki komşusu Tülay, Söylemiştim, Fikret Zeynepi sevmezdi. Sus! Şimdi ne fark eder ki? Çocuklar böyle bir babayla yetim kalacak. Leyla, Tülaya sarıldı, Görürsün, Kıymetten evlenecek, kesin. Kıymet kimin? Glafir aşkı onunki. Unutma, onlar samanlıkta koşuştururlardı, diye bağırdı Leyla. Kıymet bir aile kurdu, onun Fikretle bir ilişkisi kalmadı. Sen emin misin? Kesin. Kıymetin kocası kooperatifte önder. Fikretin ondan ne isteği var ki? O pratik bir kadın, Glafir ise Mertle dertli. Onlar aşkı yeniden dokuyacaklar, dedi Tülay.

Zeynepin cenazesi gerçekleştiğinde, çocuklar ellerini sıkıca birleştirmişti. Mert ve Şirin henüz sekiz yaşındaydı. Zeynep, Fikrete büyük bir aşkla bağlanmıştı, ama Fikretin ona karşı duygusu köylüler kadar muğlak kalmıştı. Söylentilere göre, Zeynep hamile kaldığı için Fikret zorla evlenmek zorunda kalmıştı. Doğmuş olduğu çocuk sadece yedi ay yaşamış, ardından yıllarca çocukları olmamıştı. Fikret hep soluk, suskun bir adamdı; köylüler ona Biri derdi, çünkü sözlere pek kaçınır, sevgiye ise daha da az. Zeynep ise Allahtan dua eder, bir gün iki küçük mucizeyi kucağına alırdı.

Şirin ve Mert ikizdi. Mert annesine benzer bir yumuşaklık taşıyıp, herkesin gözünde bir koruyucu gibi büyürken, Şirin babasına bağlanmış, kelimelerle kapalı, yüzlerce kilit gibi kalpleri kilitledi. Kimse onun ne düşündüğünü bilemezdi, ama babasına olan bağları aynıydı. Fikret çiftliğin ahırında bir şeyler tamir ederken, Şirin etrafında dönüyor, ona hayat dersleri fısıldıyordu. Mert ise anne yanında, süpürgeyi sallıyor, suyu küçük bir kovayla taşıyarak yardım ediyordu. Zeynep çocuklarını bütün kalbiyle sever, ama Şirini anlamaz, Merte ise derin bir sevgi bağlardı. Ölüm zamanı Zeynep, Merte şöyle seslendi:

Oğlum, ben yakında öleceğim. Sen ailenin başı olacaksın. Kız kardeşine iyi bak, koru. O küçük, senin korumanı hak ediyor.

Baba? diye sordu Mert.

Ne? Zeynep şaşkınlıkla yanıtladı.

Baba bizi koruyacak mı?

Bilmiyorum evlat, hayat gösterecek.

O zaman ölme, nasıl olur da sensiz yaşarız? Mert gözyaşları içinde sızlandı.

Ah evlat, isterdim ki ölümü seçebileyim, Zeynep düşünceli bir sesle yanıtladı, ardından sabaha kadar hiçbir iz bırakmadan kayboldu.

Fikret, karısının ellerini tutarak oturdu; bir damla gözyaşı bile dökmedi. Yüzü çökük, omuzları bükülmüş ve gölgesi karanlıktı. İşte o an, hayatın çarkları ağır bir şekilde dönmeye başladı. Şirin evin başına geçip, yemek yapmaya, evi toplamaya çalıştı; hâlâ çok küçüktü. Kardeşi Fikretin eşi Natalia, köydeki tüm işleri onunla paylaşır, Şirine çömlekçilik ve temizlik öğretirdi.

Teyze Natalia, baba şimdi evlenecek mi? diye sordu Şirin bir gün.

Bilmem ki, kızım. Babamızın aklında ne var kimse bilmez, yanıtladı Natalia. Natalianın kendi eşi Veli ve çocukları vardı; neşeli bir aileydi.

Yine bir şey olursa bizi yanına alır mısın? Şirin ısrarla sordu.

Hayır, baba seni seviyor, kimseye zarar vermeyecek, Natalia kesin bir sesle yanıtladı.

Köyde, Fikret ve Glafirin eski aşkının yeniden alevlendiği söylentileri yayılmaya başladı. Glafir çılgınca bir çay içti, Fikretle tekrar komplos yaptı, diye dedikodu etti Tülay. O aptal kadın! diye bağırdılar pazarda. Çiftliğin başkanı, kooperatif yöneticisi Mehmet Levhan, Sesinizi kısmayın, komşularınızı çiğnemeyin, diyerek tartışmayı kapattı.

Gerçekte, Fikret ve Glafir bir zamanlar tutkulu bir aşk yaşamıştı. Fikret, bölgeyi başka bir köye, mahkûmlara yardım için gönderildi, iki ay orada kaldı. Bu sırada Glafir, Mert Çıtakla ilişkisini gizlendi. Fikret döndüğünde, Çıtakı bir avuç yumrukla dövdü, Glafir ise artık Fikretle konuşmaz hâle geldi. Glafir, Çıtakla evlendi; o da ayıp bir adamdı, gece kulüplerinde dolanır, alkolün etkisiyle ağlardı. Fikret ise suskun, çalışkan bir adamdı; sadece kelimelerden uzak.

Köylüler, Fikretin Zeynepe yöneldiğini fark ederken, Zeynep bir çiçek gibi parladı; herkes ona bakmadan edemedi. Aşk insanı neye sürükler? dediler.

Zeynep yıllar önce gençliğinde Fikrete âşık olmuştu; sessiz kalmış, Glafirle kıyaslamaktan hiç çekinmemişti. Bir gün, Fikret ve Zeynep, köy meydanında yürüdüler, sonra köy meclisinde evlendiler. Düğünleri sadeydi; Fikretin tek akrabası Natalia, Zeynepin ise yaşlı annesi vardı. Zeynepin annesi, köyün muhtarının kızı Oksana, hiç evlenmemiş bir kadındı; köylüler onu pek sevmese de, Zeynepe destek olur, erkekleri kovalar, neşeli bir hayat sürerdi. Köylüler, Zeynepin Fikretle evlenmesinden üzüntü duyar, Ah, ne acı çeker, derdi yaşlı Nuriye.

Fikret, köylüler inanırmış gibi, karısına sadık kalmıştı. Onlar da zamanla sakinleşti, Zeynepin hastalığına kadar. Kışın hastalık ağırlaştı, iyileşme şansı kalmamıştı. O gün Fikret işten dönerken:

Zeynep, bir saat uğrayıp sohbet eder miyiz? Çocuklara börek yaptım, dedi Gülşah, elinde bir tepsi börekle.

Hayır, teşekkür ederim. Dün Natıha zaten börek yaptı, Fikret soğuk bir sesle yanıtladı.

Ben gerçekten isterim, ısrar etti Gülşah.

Kardeşim de aynı şeyleri ister, karşılık verdi Fikret.

Bu akşam değirmen başında buluşalım, Gülşah ısrar ederek söz verdi.

Neden? sorusuna Fikret, Unutmuş musun eski şeyleri? Çocuklar benim tek sevdam. Zeynepi seviyorum, diye yanıtladı.

O hâlâ dönmeyecek, Gülşah inatla bağırdı.

Aşk ölmez, Fikret soğukkanlı bir cevap verdi.

Sen ona kızgınsın, sadece bir öfke için evlendin, Gülşah bağırdı.

Gülşah, eve git, fısıldadı Fikret, hızla evine yöneldi; orada çocukları onu bekliyordu. Gülşah yalnız başına köy yolunda kaldı.

Yıllar geçti; çocuklar büyüdü. Teyze Natalia hâlâ torunlarını ziyaret eder, Fikret tek kalpli bir adamdı, diyerek onlara anlatırdı.

Şirin, Grigoriy Vorkunovla görüşüyorsun, teyzesi kapıda söyledi.

Evet, ama ne? Şirin şaşkınlıkla sordu.

Sadece dikkatli ol, teyze sertçe hatırlattı. Sen artık küçücük değilsin.

Teyze, onu sonsuza kadar seveceğim, Şirin kararlı bir sesle cevap verdi.

Bunu söylemek kolay, ama gerçek şu ki, Grigoriy seni terk ederse bir daha kimseyi seveceksin, teyze ekledi.

Ona inanıyorum, Şirin içtenlikle yanıtladı.

Akşam olduğu bir gün, Mert ve Şirin babalarının işten geç gelmesinden şikayet etti.

Babam yine gecikiyor, dedi Mert.

Bugün cuma, Şirin ekledi.

Ne? Mert merakla sordu.

O her Çarşamba, Cuma ve tatillerde annesinin mezarını ziyaret eder, Şirin alaycı bir tavırla cevapladı.

Sen nasıl biliyorsun? Mert kaşlarını kaldırdı.

Sen duymuyorsan, bakışlarınla görebilirsin, Şirin hafifçe gülerek yanıtladı.

İkisi sessizce mezarlığa yürüdü; Şirin onu gizli bir patikadan, sebze tarlalarının arasından götürdü.

Bak, diye işaret etti, eğilmiş bir figürü göstererek.

Mert dinledi; babasının bir sesle fısıldadığını duydu:

Zeynep, şu işte… Şimdi Pola evlenecek, ben onun için gerekli altınları topladım, Natıha da yardım etti. Yaşadığımız bu hayat içinde kelimeler az, ama kalbim sana hep aynı duyguyu fısıldadı. Bağışla beni, canım Zeynep, yeter ki kalbim seni sevebilsin, diye ağır bir sesle yürümeye devam etti Fikret, mezarlık kapısına doğru.

Şirin, Merte baktı; kardeşin gözlerinde damlayan yaşlar biriktikçe, ekran karardı ve sahne, köyün sessiz, buruk rüzgarıyla son buldu.

Rate article
Lifequest
TEK AŞK