Bugün günlüğüme şunu yazmak istiyorum:
Kayınvalidemin kız kardeşi, Demet, bir gün karar verdi ki çocuklarını yalnızca ben ve eşim şımartacakmışız. Sanki bu bizim görevimizmiş gibi davranıyor.
Yaklaşık sekiz yıl önce Murat’la evlendim. İyi kalpli, yardımsever, açık fikirli bir adam. Ama bir sorunu vardıDemet adında bir kız kardeşi. Hayal gücü sınırsız, her cümleyi pahalı bir hediye talebine dönüştürebilen bir kadın.
Asla direkt konuşmazdı. Cümleleri hep masum bir düşünce gibi görünürdü:
“Çocuklar yeni animasyon filmini görmeyi çok istiyor ama biletler şimdi çok pahalı,” derdi hüzünlü bir tonla. Murat da hemen biletleri alır, yeğenlerini sinemaya götürür, üstüne patlamış mısırlı dev menüler ısmarlardı.
“Hava ne güzel,” diye devam ederdi Demet, “ama siz evde oturuyorsunuz. Lunaparka gidin!” Tahmin edin kim onların çocuklarıyla gidiyordu? Tabii ki biz. Hem de bizim paramızla.
Ben bu incelikleri anlamıyorum. Zaten istemiyorum da. Dürüstlüğü tercih ederim. Eğer bir şeye ihtiyacın varsasöyle. İste. Açıkla. Lafı dolandırıp bir şey istemiyormuş gibi yapma.
Ama Murat her seferinde onun “örtülü önerilerine” anında tepki verirdi. Yeğenlerini delicesine seviyordu. Ama onları şımartma şekli her sınırı aşıyordu. Bisikletler, teknolojik oyuncaklar, eğlencelerartık normal hale gelmişti. Demet bir bakış atar, Murat koşardı.
Geçenlerde oğlu Can’ın doğum günüydü. Zaten ona lüks bir bisiklet almıştık, ki bu bize hatırı sayılır bir maliyet çıkarmıştı. Bunun fazlasıyla yeterli olduğunu düşünmüştüm. Ama Demet için “bisiklet” bir hiçti. Ona göre çocuk mutlaka Avrupa’ya gitmeliydi. Hem de tek başına değiltabii ki onunla birlikte. Küçük bir çocuk tek başına nasıl gider ki?
Demet’in dilinde bu şöyle ifade buldu:
“Can Paris’i görmeyi öyle çok istiyor ki, her bahsettiğinde gözleri parlıyor…”
Murat o gün yeğenine bilet yerine bir pasta ve üzerinde adının baş harfleri olan dekoratif bir yastık götürdü. Ben o gün çalışıyordum, eşim tek başına gidip geldi. Tahmin edebileceğiniz gibi, bu kayınvalidemin kız kardeşine soğuk bir duş etkisi yaptı.
Ama Demet pes etmedi. İstekleri her yıl arttı. Murat ise görünüşe göre umursamıyordu. Kendi çocuğumuz yoktu, o da tüm sevgisini yeğenlerine veriyordu. Belki de babalık içgüdüsünü boşaltacak başka bir yer bulamadığındandı.
Ve sonrabeklenen haber geldi: Hamileydim. Murat’a söylediğimde mutluluktan ağladı, karnımı öptü, sevinçten deliye döndü. Yıllardır bunu hayal ediyordu. Ama sonra Demet…
Yine bir istekle çıkageldi. Bu sefer bahar tatilinde Prag’a bir gezi. Tabii ki çocuklarla birlikte. Murat ilk kez reddetti. Artık baba olacağını, tüm kaynakların kendi ailesi için olduğunu söyledi. İşte o zaman kız kardeşi patladı.
Ertesi gün beni aradı. Bağırdı. Suçladı.
“Nasıl cüret edersin?! Bütün bunları, çocuklarımı onlara bakan tek erkekten mahrum bırakmak için mi yaptın?”
Hiçbir şey söylemeden kapattım.
Bir sonraki sahne daha da kötüydü. Yeğenler Murat’ı iş çıkışı beklediler. Kendi yaptıkları kartları verdiler:
“Dayı, lütfen bizi bırakma…”
“Senin çocuklarına neden ihtiyacın var ki, zaten bizi varız?…”
Belli ki birisi onlara bu sözleri yazdırmıştı. Ve o “birisi” tahmin ettiğiniz gibiydi.
Murat eve geldi, kanepede oturdu, kartlara baktı… ve içinde bir şey kırıldı.
“Ben bir aptalım,” dedi. “Kaç yıldır buna katlanıyorum? ‘Fırın bozuldu’, ‘mont alacak param yok’, ‘babam kaçtıdayı, yardım et’. Hep çocukları kullanarak beni manipüle etti. Ve benher seferinde kandım. Aptal.”
Sonra bir defter çıkardı. Hatırladığı her şeyi yazmaya başladı: bisikletler, telefonlar, kamplar, geziler, ekipmanlar, montlar, tiyatro biletleri. Toplamyuvarlak bir meblağ.
Ve sonDemet’in tarzında bir final.
Evimize geldi. Holde dikildi, bir hakim edasıyla konuştu:
“Artık kendi çocuğunuz da olacak, son bir iyilik yapabilir misin? Bize arabanızı verin. Kendimiz için istemiyorum, haddimi biliyorum. Çocukları gezdirirken kullanırız…”
Murat hiçbir şey söylemeden defteri uzattı.
“Bu, aldığın her şeyin hesabı. Geri öde. Altı ay süren var. Sonrasımahkemede.”
Kapıyı öyle bir çarparak çıktı ki askıdaki süpürge yere düştü.
Ardından bir mesaj bombardımanı başladı. Demet’in arkadaşları sosyal medyadan beni hedef aldı. “Amca-yeğen bağını yok ettin,” diye yazıyorlardı. “Şimdi çocuklar terk edilmiş, aç, anne ise çaresiz.”
Ama biliyor musunuz? Hiç kıpırdamadım.
Demet’in iki dairesi var. Birini eski kocası bırakmış, diğerini ise Murat ona mirastan feragat ederek aldırdı. Nafaka alıyor, yoksul değil. Sadece her şeyin kendisine borçlu olduğuna alışmış. Artık değil.
Bizim bir çocuğumuz olacak. Ve şimdi Murat’ın gerçek bir ailesi var. Manipülasyon yok, histeri yok, tiyatro yok.
Biliyor musunuz? Sanırım her şey şimdi başlıyor…
Bugün öğrendiğim ders: Kimseyi sevginizle manipüle etmesine izin vermeyin. Bazen en sert “hayır” en büyük iyiliktir.




