Oh, Ayşe, merhaba! Annene mi geldin? diye seslendi balkondan komşu kadın.
İyi günler, Hanımefendi Emine. Evet, anneme geldim.
Onunla bir konuşsan keşke, diye iç çekti kadın. Boşandıktan sonra tamamen değişti, zavallıcık.
Ne demek istiyorsunuz? diye gerildi Ayşe.
Uyku problemlerim var, erken uyanıyorum. Bir sabah, saat beş gibi, bir taksiden inerken gördüm onu. Üstelik… şey, diyelim ki her zamanki gibi değildi. Belki biraz da sarhoştu. Bütün mahalle fısıldaşıyor şimdi. Bu yaşta! Hem niye babanı evden attı? Evet, hata yaptı ama kim günahsız ki? Bu kadar yıl beraber yaşamışlarşimdi boşanmak aptallık.
Teşekkürler, Emine Hanım, diyerek yutkundu Ayşe. Onunla konuşurum.
Bu sözlerle eve doğru hızlandı. Annesi gerçekten de altı ay önce babasını aldattığını yakalayınca kapı dışarı etmişti. Ayşe ona acele etmemesi için yalvarmıştıher şey düzelebilirdi. Ama annesi kararlıydı. En tuhafı da, beklenenin aksine depresyona girmemiş, tam tersine hayat dolu bir kadına dönüşmüştü. Yeni kıyafetler, danslar, barlar, arkadaşlarhiç yapmadığı şeylerdi bunlar.
Ayşe için kabullenmesi zordu. Kendisi evlenmek üzereydi, çocuk planları yapıyorlardı. Peki ya annesisabaha kadar barda mı? Nasıl bir büyükanne olurdu bu? Kayınvalidesine nasıl anlatırdı ki, biri örgü örerken diğeri geceleri kulüplerde eğleniyor?
Eve girdiğinde annesi elinde çaydanlık ve kocaman bir gülümsemeyle karşıladı onu. Eskimiş bir sabahlık değil, modern bej bir takım giyiyordu. Ojeli tırnaklar, pedikür, takma kirpiklerhayatın tadını çıkarıyordu belli ki.
Ee, Mehmet nasıl? diye sordu, fincanları masaya koyarken.
Her şey yolunda, diye yanıtladı Ayşe, ses tonunu kontrol etmeye çalışarak. Ya sen?
Harika! Dün gece kızlarla sabaha kadar bardaydık. Dans ettik, sonra karaoke yaptık. Ne eğlenceydi ama!
Emine Hanım bana her şeyi anlattı, diye girdi Ayşe karamsar bir tonla. Sabah beşte geldiğini ve… sarhoş gibi göründüğünü.
Annesi güldü.
Ne sandın? Bardak çay mı içiyoruz orada?
Ayşe artık kendini tutamadı.
Anne, fazla abartmıyor musun?
Nasıl yani?
Şey, diyelim ki artık yirmili yaşlarda değilsin. Ne dansı, ne kulübü? Sen… örnek olmalısın. Büyükanne olacaksın!
Sonunda özgür olan bir kadınım. Başkalarının senaryolarına göre yaşamayacağım.
Ama babamla yıllarca beraberdin! Nasıl bu kadar kolay unutabiliyorsun?
Annesi sustu, sonra sakin ama kararlı bir şekilde konuştu:
Baban beni aldattı. Bu bir hata değil, bilinçli bir seçimdi. Ben de artık sadece bir hizmetçi olmak istemiyorum. Yaşamak istiyorum. Kendim için. Yıllarca ailem için yaşadım. Şimdi istediğimi yapıyorum.
Ama neredeyse ellisin!
Ne olmuş? Yaşlanma programına uymak zorunda değilim.
Ayşe fazla ileri gittiğini anladı.
Özür dilerim, üzmek istemedim. Sadece seni önemsiyorum.
Eğer benden utanıyorsan, düğüne çağırma beni. Ama bil ki: Beyaz saçlarımı yemenin altına saklamayacağım, bol elbiseler de giymeyeceğim. Dans edeceğim, belki flört bile edeceğim. Kendimi iyi hissediyorum.
Hayır, anne, orada olmanı istiyorum. Sadece…
Sadece Emine Teyze onaylamıyor, öyle mi? Boş versene. Ben sonunda yaşıyorum.
Eve döndüğünde her şeyi nişanlısına anlattı.
Nasıl tepki vereceğimi bilemiyorum.
Mehmet güldü:
Bence annen harika biri. Depresyona girmedi, hayatı seçti. Mutlu olmak suç değil.
Hafta sonu Ayşe annesini aradı.
Anne, hadi SPAya gidelim, sonra da canlı müzik olan bir bara?
Benim yüzümden utanmayacak mısın?
Onlara senin ablam olduğunu söylerim, diye güldü Ayşe.
Anlaştık o zaman. Ama biliyorsun, erken dönmek yok.
O gün bir dönüm noktası oldu. Ayşe ilk kez annesinin ne kadar güçlü bir kadın olduğunu anladı. Belki de ondan öğrenmesi gereken bir şey vardıkendisi olmak. “Nasıl yaşanması gerekiyorsa” değil, “nasıl hissediyorsa” öyle yaşamak.
Hayat, başkalarının beklentilerine göre yönlendirilecek kadar uzun değildir. Bazen en büyük cesaret, kendi mutluluğunu seçebilmektir.




