Dileğin Gerçek Olsun: Dileklerin Sırrı ve Gücü

**Dileğim**

Merkeze yakın bir daire tuttuk. Kapıyı açarken heyecanla sordum:
“Beğendin mi?”

Daire kocaman ve şıktı. Gözleri parladı:
“Vay canına, bu harika! Pencere manzarasına bak!” Sonra şaşkınlıkla ekledi:
“Ama bu çok pahalı olmalı?”

“Garip ama değil. Yaşlı bir adam kiraladı bana. Şehrin dışındaki eski yazlığında yaşıyormuş.”

“Boşver, fark etmez, burası çok güzel,” dedi, sıcak kahverengi gözleriyle bana bakarken.

Sabah erkenden çıktım. O ise kahvesini içip arkadaşlarıyla buluşmaya karar verdi. Evde yalnız kalınca için rahatsız oldu. Sanki biri arkasında duruyormuş gibi hissetti birkaç kez, ama bu düşünceleri kovdu. Antikalarla dolu dairede birkaç selfie çekip evden ayrıldı.

Arkadaşları fotoğraflara hayran kaldı:
“Şu avizeye bak, inanılmaz güzel! Tablolar da öyle… Ama bu da kim? Arkanda biri var sanki.”

Fotoğrafa baktı. Haklıydılar. Arkasında belirsiz bir kadın silüeti duruyordu.

“Bu ne böyle?” diye fısıldadılar.

“Abartmayın, sadece gölge,” dedi gülümseyerek, ama içi rahat değildi. Sabahki korkusu geri gelmişti.

O hafta hızla geçti. Akşamları sahilde yürüyüşe çıkıyor, dondurma alıp eve dönüyorduk. Evimize alışıyordu.

Hafta sonu yağmur yağdı. Dışarı çıkmadık, pizzayla film izledik. Ben kanepede uyuyakaldım, o da yanıma kıvrıldı.

Bir gök gürültüsüyle uyandı. Şimşek çaktı ve odada karşısında duran yaşlı kadını gördü. Korkudan donakaldı.

“Nasıl gidiyor, evin yeni sahibi?” diye fısıldadı kadın. “Burada bir dilek tuttun mu?”

“Ha-hayır,” diye kekeledi.

“Ama hangi dilek?” diye geçirdi içinden. İyi bir evliliği vardı, rahat kazanıyorlardı, başka bir daireleri de vardı. Sadece çocuk olmamıştı. Tüp bebek denemeleri sonuç vermemişti.

Bir gök gürültüsü daha patladı. Şimşek çaktığında kadın gitmişti.

Sabah güneşli bir gün başladı.

“Koltukta çok iyi uyudum,” dedim, kahve yaparken.

“Ben de,” diye gülümsedi. Gece olanları rüya sanıyordu.

“Bu ev nasıl gidiyor? Alıştım artık.”

“Ben de çok sevdim. Evimiz gibi hissettiriyor.”

Psikologları, duygusal tazelenme için başka bir ev tutmalarını önermişti. Bu üçüncü kiracılıklarıydı.

Zaman geçti, yılbaşı yaklaştı. 31 Aralık’ta yaşlı adamın kirayı almak için geleceğini söyledim.

“Yılbaşı gecesi mi?” diye şaşırdı.

“Yaşlı işte, ne yapalım,” dedim.

Dedemiz akşam geldi, elinde onun sevdiği bir pasta vardı. Çayı koyduk. Dışarıda kar yağıyordu.

“Bizimle yılbaşını geçirin,” diye teklif etti birden. “Böyle kar fırtınasında nereye gideceksiniz?”

Saat 12’yi vurdu. Havai fişekler patlıyordu. Birden aynada yaşlı kadını gördü. Hafifçe gülümsedi, el salladı ve kayboldu. O da gülümsedi, elini salladı.

Bir daha onu hiç görmedi.

**Not:**
Yıllar sonra bir gün eski bir tanıdığımla karşılaştım.

“O daireyi tutan çifti hatırlıyor musun?” diye sordum.

“Tabii,” dedi. “Hâlâ orada yaşıyorlar. Ama asıl ilginci, ev sahibi dede de onlarla. Çocuklarına torun gibi bakıyor. Kendi çocuğu yokmuş, eşi de vefat etmiş.”

İşte hayat böyle. Bazen en beklenmedik arzular, sessizce gerçek olur.

Rate article
Lifequest
Dileğin Gerçek Olsun: Dileklerin Sırrı ve Gücü