Dünya Güzeli Donka

Ne tatlı bir torun kızın var, Veli Bey, siya�� gözlü, dişleri bembeyaz.
Kiminki bu? Senin mi?

Tabii ki benim, benim… Bir nesilde bir kez doğar, yıllar geçer… Oğlum Ardanın kızı, benim de torunum olur.

Ama Veli Bey, siz hep beyaz saçlısınız… Ben Evşen ailesini tanırım, dede yanınızda çalışmıştı… Atalarınız inançla hizmet etmişti…

Olmuşuz, Bey, ama nereden böyle bir kız doğar, anlıyor musun? Büyükbabam emir memuruydu, dedem, babam ve ben de aynı görevdeydik.

Oğulları şehre göç etti; Veli köylü, Veli sürücüsü; annesi zengin bir hanımefendi, çocukları ve torunları var.
Semih dükkanın müdürü, rahatça yaşıyor, kendi işini kurmak istiyor.
Arda, annesinin babası, askerî bir memur, rütbe yükseltmesi aldı, prenslik ona çok övgüde bulundu, ona yardım etti.
Arda, iyi bir hayat sürdü, çiftliğini korudu, sağlamdı.

Oğlunu evlendirdi, Ahmet’i güzel bir gençle, işte o da Elif’i doğurdu, herkes mutlu oldu.
Kadınlar bizim soyda nadir, çoğu erkek; bir kız doğduğunda mutlaka Elif gibi olur…

İşte böyle, Bey…

Yaşlı Evşen ağları ayırırken, yanından siyah gözlü bir kız dönüyor, ince parmakları, güzelliği görülmemiş, bir mucize gibi, çocuk değil.
Yanında genç bir bey, Serkan Serkan, Elifin gözlerinden birini ayıramaz.

Elif, benimle evlenir misin?

Henüz küçüğüm, Bey…

Küçük demişken, büyüdüğünde gelecek misin?

Büyüdüğümde siz çok yaşlı olacaksınız. Bana ne olsun? Genç biriyle evlenirim.

Kime? Birini buldün mü?

Hayır, henüz zaman gelmedi. Büyükannem Donka dedi ki, o geldiğinde anlayacağım…

Elif ciddî bakıyor, sanki bir yetişkinmiş gibi konuşuyor.

Büyükannem Donka mı? Veli Bey, ne anladım ben? Donka kim? Ardanın köyden bir eşi mi? Vasilâ mı? Anlamıyorum, bu Donka kim?

Ah, Bey, dinleme onu, boş konuşur, hâlâ bebek…

Bey, Valet ile oynayabilir miyim? kız aniden çocuk gibi koştu, nehrin kıyısına, sürücünün köpeği Valetin peşinden.

Köpeğin adını nereden biliyor? Veli Bey?

Bilmiyorum, belki birisi söylemiştir…

Ben onu yeni getirdim…

Bey, akıllı bir adamsınız, olmayan şeyleri uydurmayın, çocuğu da yanıltmayın…

Kız nehir kenarında neşeyle koşuyor, yanından kulaklı spaniel koşuyor.

Bu hikâye Serkan Serkanın içini derinden etkiledi; genç bir adam, mistik konulara meraklı, şiir yazan, ilginç bir gençti.

Sonraki sonbaharda tekrar karşılaştılar; Elif büyükbabasıyla mantar toplarken, Serkan Valetle yürüyüşe çıktı.

Genç bey şiir okurken, Valet birden koştu, kulaklarını öne eğdi.

Valet, Valetim diye duydu Serkan çocuğun sesini.

Yolda ilerledi, köpeği yere düşmüş, bir kız çocuğu önünde kıvrılıyor.

Merhaba, Elif.

Selam, Serkan Bey…

Yalnız mısın?

Hayır, dedemle mantar topluyoruz.

İkisi birlikte yaşlı adamın yanına gittiler.

Elif, hâlâ düşünmüyor musun, benimle evlenir misin?

Hayır, Bey, başka bir kaderiniz var. Yabancı bir diyara gitmek zorunda kalacaksınız, orada kendinizi bulacaksınız, hep yurdunuzu özleyeceksiniz…

Ne diyorsun?

Beni affedin, bir gün büyürüm, ama buluşmamız zor olacak, ayrılış gibi…

Ne büyük tutkular, Elif.

Bu ben değil, büyükannem Donka diyor…

O Donka kim?

Şu an… sadece bir söz, ardından koşup Valetle oynamaya gitti…

Veli Bey, aile efsanesini hiç anlatmadınız, neden bu tür kızlar doğar?

Ah, bakın bana, Serkan Bey, siz bizim soyumuzdan değilsiniz…

Bilmek istiyorum, aklımda dönüp duruyor, merakımı dindirmiyor…

Ne anlatayım, dinleyin.

Uzun zaman önce, komşu topraklarda bir Çingene çadırı kamp kurmuş, şarkı söyleyip dans ederlerdi. Bey, Çingeneleri sever, zengin bir adamdı, onları evine davet eder, çadırlara giderdi.

Bir Çingenenin kızına, bir çocuk gibi, ama yeryüzü dışı güzellikte bakardı. Gözleri nazik, dudakları canlı, dişleri inci gibi, saçları bir yığın, parlak bir örtüyle süslenmişti.

Dans ederken rüzgar döner, şarkı söylerken gözyaşları akardı. Onu Şevval, büyücü sanarlardı, doğuştan Donkaya benzerdi.

Bey ona aşık oldu, babasından talep etti: Bırakın, alın ya da satın alın.

Nasıl verebilirim ya da satabilirim, Bey? diye şaşırdı yaşlı Zura, Çingeneler özgür bir halk, ben kızı zorlayamam, isterse gelir, istemezse.

Donka gülerek cevap verdi: Ben torunluk için gelmedim Beni nasıl teklif edersin?

Bey çılgına döndü, dizlerinin üzerine inip elbisesini tutup öpmek istedi, para atıp gösteriş yapmaya çalıştı.

Benimle gel, imparatoriçeyle tanıştırırım, saraya sokarım.

Neden bana? Ben zaten bir imparatoriçeyim, bozkırda yaşıyorum, saraya, elbiseye, arabaya ihtiyacım yok.

O zaman gideceğim, evimi terk eder, ben de seni kaybederim…

Çingeneler, Beyin Donkaya takıntılı olduğunu görünce bir gece ortadan kayboldu, Bey çıldı. Çeteler, süvari askerleriyle peşine düştü, çadır halkını suçladı. Çadırda çığlıklar yükseldi, Bey çılgın gözlerle insanları Donkaya takas etmek istedi.

Kız ona geldi, Çingeneleri serbest bırakmasını istedi, Ben yürüyerek gideceğim, sen bana yaklaşma dedi.

Bey ve askerler ardından geldi, kız şarkı söyleyerek yürüdü.

Yaşlılar, onun arkasından kuşların uçtuğunu, sürüler gibi gökyüzüne yükseldiğini anlatır, Donka Beye göz kırpar, gülümser.

Bak Bey dedi kız sana uyarı vermiştim, boşuna beni aradın… En değerli şeyi kaybedeceksin.

Bey artık bir şey görmez, aşk ateşi içinde yanar.

Büyük bir ziyafet başlar, para uçuşur, balolar düzenlenir, çok kişi gelir, nadir bir manzara görmüş gibi olur. Şairler Donkaya şiir yazar, destanlar kaleme alır.

Ne zaman eş olacaksın? sorar Bey.

Henüz zaman değil, cevabım Beni pek eğlendirdin.

Donka, Beye köylülere bağış yapmasını, mal dağıtmasını söyler, para serpercesine harcar. İmparatoriçe bile gelir, ama o herkesi kovar.

Bir gün oğlu Veli, gayri meşru ama kabul edilmiş bir varis, babasını doğru yola sokmak için gelir.

Zamanım geldi der Donka Beye.

İki hafta sonra kız çadırına geri döner, Veli onu takip eder. Donka, kocasını bekledi, bekledi.

Gitme der delirmiş adam.

Hayır, Bey, sana söylemiştim, en değerli şeyi çalacağım.

Oğul oğlunu bırak, tek değerli şey budur.

Onu istemiyorum, Bey, sevgiyle geliyor, kendi hatası

Ve gece karanlığında, çadırın ateşlerinde, çadırların içinde çocuklar uyur…

Peki Veli Bey?

Çılgındım. Büyükanneniz bizimle komşuydu, ona bakardı.

Yıllar sonra Velinin çocuğu, bir oğul ve bir kız çocuğu doğdu; o da Donkanın torunu oldu.

Serkan, bir gün büyükannesinin evine gitti, bir ressama Elifin portresini çizdirdi.

Serkan evlendi, eşini sevdi, ama Elifin imgesi kalbinde kaldı, saf ve lekesiz bir sevgiyle.

Herkes, elbiseli bir genç kızın, korudukları bir akraba olduğunu düşündü; sadece Serkan yaşlı bir adam olduğunda gerçeği öğrendi.

Elif uzun bir hayat sürdü, büyük bir yetkiliyle evlendi, o gece Serkan ve arkadaşlarını kaçırmasına yardım etmişti. Kısa bir sürede kocası baskı altına girdi, sonra serbest bırakıldı; çocukları büyüdü, üç erkek ve bir kız.

Elif yaşlılıkta ölmedi, sadece torununu gördü; torunun kızı doğdu, herkes onun büyükannesine benzemesinden şaşırdı.

Niko, bu kız neden böyle? komşu sordu.

Bizim kızımız, elbette ki. Niko güldü.

Adı ne? Çingene mi?

Takı değil, bir kolye; adı Donka.

Rate article
Lifequest
Dünya Güzeli Donka