17 Aralık 2023
Bu akşamın son anılarını, kendime saklı bir veda gibi süslemek istiyorum. Gözlerimi sevdiğim kedinin penceresine diktiğimde, uzun bir ömür dilerken, onun yanında kıvrılıp hayallerime gömülmek bir kez daha, geri dönmeyecek bir yolculuğa çıkmak
Üç soğuğu üst üste yaşadım; bu bir abartı değil. Sokak hayvanları için bu kadar uzun yaşam neredeyse bir mucize; az sayıda sokak kedisi, benim gibi, bu kadar dayanabilir.
Ben, annem kedim Şebnemin yanında, sıradan bir apartman dairesinde doğdum. Şebnem insanlara güvenen bir kedi, ama kader bir anda büküldü.
Evi sahibi olan Mehmet ve Ayşe, bir kaza sonucu hayatını kaybetti. Onların oğlu, Ali, kedileri sevmeyen, hatta kocaman bir çoban köpeğiyle gereksiz canlıları dışarı atmaya karar veren biriydi. Bir an düşünmeden bütün kedi ailesini dışarı çıkardı.
İlk kış hiçbir can kurtulmadı: annem açlıktan, kardeşlerim dondan, birkaçı köpeklerin pençelerinden, birkaçı arabaların altında kayboldu. Sadece ben turuncu tüylerimle hayatta kaldım.
Beni temizlik görevlisi Ahmet buldu. Bulmak kelimesi burada çok büyük bir anlam taşıyor; Ahmet sadece küçük bir turuncu topu fark etti, annemi alıp çukur bir bodrum katına taşıdı ve sıcak boruların yanına koydu. Orada bütün kış boyunca bana yiyecek verdi.
Bu sayede hayatta kaldım.
İsmim olmadı. Kırık bir bodrum penceresinden dışarı süzülürken, sokakların acımasız kurallarını öğrenmeye başladım: köpeklerden kaçmak, insanlardan saklanmak, çöp kutularında yemek aramak, açlığı kandırmak
İkinci kış tek başıma geldi. Ahmet, içki içtiği için işten çıkarıldı; yerine katı bir temizlik sorumlusu getirildi. O, bana yem vermedi ama pencereyi delmedi; bu, bir kez daha bodrumda kış geçirmemi sağladı. Kıyılaştım, bir yiyecek için kavga etmeyi öğrendim.
Üçüncü kış en zalimiydi. Bütün bodrum pencereleri camla kapandı. Nereye gidebilirdim? Buz gibi gecelerde saklanacak yer nereye?
Yeni bir sığınak aramak zorunda kaldım. Bir ara, bir avlunun ardında unutulmuş bir çukur buldum; yere gömülmüş sıcak boruların geçtiği bir yerdi. Çukur, kalın çalılıkların ardında saklıydı ve kimse oradan haberdar değildi.
Oraya eski kıyafetler, yırtık bezler attım; bir tür yuva yaptı. Üstteki balkonlardan kar daha az düşüyordu; ama sıcak boru hâlâ karı eritiyor, nemli rüzgar kemiklere kadar iniyordu
Kışı atlatınca, yarı hayalet gibi bir halde kaldım; kemiklerime kadar ince, tüylerim kopuk, gözlerim her an tetikte. Sokaklar ne zaman genç bir kediyi yaşlandırır bilinmez, ben de yaşlı sayılmaya başlamıştım. Tek kalan yiyecek, ufak bir artık oldu.
Bir gün çukur fark edildi. İlk sonbahar yağmurları gelmeden önce birileri görünüşe göre çirkin bu çukuru doldurmak istediler.
Ben yine, çubuğun üstünde uyumaya gitmek için oraya çıktım ve yeni kazılmış toprakla kaplı bir alan gördüm. Küçük bir tepeden oturup uzun uzun baktım; bu benim ölümümün habercisiydi. Böyle bir yer bir daha bulunmazdı, diğer kediler de buraya yerleşmişti.
Islak yaprak yığınına kıvrılınca titreyerek soğuğa dayandım, ama hâlâ ayakta kalmaya çalışıyordum. İşte o anda… aşık oldum.
Evet, yanlış değil; aşık oldum.
Umudum yoktu; bir zamanlar bir apartman dairesinin birinci katında oturan, bakımlı bir kedi olan Lale gördüm. Lale pencere kenarında oturur, dışarıyı izlerdi. Ben ise alt katın soğuk betonunda ona bakardım. İçimde, soğuğun içinde bir sıcaklık filizleniyordu.
Bir gün cesaretimi topladım: bir ağaçta tırmandım, geniş metal bir çatı çıkıntısına atladım. Lalenin sahipleri, bu çatı çıkıntısını kışın yiyecek saklamak için kullanmış, şimdi ise boş kalmıştı. O günden beri sık sık oraya çıkıp, camdan Laleye bakar, içimden bir iç çekiş tutardım.
Ne bir şey istemiştim, ne bir şey talep ettim; sadece izledim. Bazen Lale mama kabına atlar, ben ise tükürük balıklığımı tutmazdım; kıskançlık değil, sadece bir boşluk, bir hayvanın içindeki susuzluktu.
Şimdi karar verdim: eğer kader bu kışı bana çekecekse, o da Lalenin penceresinin önünde olmalı. Kıvrılıp onun gözlerine bakarken ölmek, korku içinde değil, bir ısı içinde ölmek istiyorum.
Bu düşünceyi hayal ederken, bir gülümseme yüzüme yerleşti: ince turuncu bir kedi, sessizce, sevdiği pencerede ölürken
Bir gün Lale beni gördü, çılgın bir çığlık attı. Kaçtım; ama sonra tekrar geri döndüm. Bir kez daha, bir kez daha.
Bu sefer Lalenin sahibi, bir adam, beni kovmadı; gözlerine baktı ve içinde bir şeyler gördü: umut, acı, yorgunluk ve Laleye duyduğu sevgi. Beni dışarı atamadı. Tam tersine, pencereye bir parça et, bir köfte, bir sosis bıraktı. Ben yedim. Bir gün adam pencereye yaklaştı, titreyen bir pençeyle camın önünde durdu ve miyavladı.
Lale önce adama, sonra bana baktı; gözlerinde şaşkınlık vardı.
Biliyor musun, dedi adam sessizce, o ikinci bir kedi istemiyor. Ben de yavruyu istemiştim, ama reddedildi.
Adam ellerini indirdi. Ben her şeyi anladım ve kırgın olmadım. Ev onlar için, benim gibi sokak kedileri için değil; saf, temiz, genç ve nazik hayvanlar içindir.
O akşam çok soğuktu. Yağmur çamur içinde beni ıslattı, ben dondum ve bir anda, artık bir anlam kalmadığını hissettim. Ne yapraklarda, ne köşe aramalarında, ne de bitmek bilmeyen hayatta kalma çabasında
Eğer son kaçınılmazsa, bu gece pencerede, sevdiğim Lalenin önünde olsun. Bir kez daha ona bakıp, sıcak bir şeyler mırıldanıp, sonra birden kaybolmak
Kar aniden yağdı, Lale pencerenin kenarında, beyaz kar tanelerinin düşüşünü izlerken, dışarıda oturan turuncu kedinin üzerinde kar birikiyordu. Gözleri bu beyaz dansı seyrederken, o, bu güzelliğin bir bakışla öldüren bir hüzün olduğunu bilmiyordu.
Ben ise, içinde kalan son sosisle bir parça ısı tutuyordum; ama bu ısı da son nefesle eriyordu. Rüzgar yanıyor, soğuk kemiklere saplanıyor, oturmak bile zorlaşıyordu. Laleye bakmaya devam ettim, ama uzun süre dayanamayacağımı biliyordum.
Bu vedayı, hayatımın en önemli anı gibi planladım. Bir kez daha sevdiğimine bakmak, ona sakin bir miyav söylemek, uzun bir yaşam ve sıcak bir gelecek dilemek Plan basitti: adamın bıraktığı son lokmayı yemek, Lale evine çekildikten sonra pencere kenarında bir topaç gibi kıvrılmak ve uykuya dalmak; uyanmayacak bir uyku.
Kar yağışı şiddetlendi, Lale pencerenin kenarında, beyaz tanelerin dansını izliyordu. Dışarıda oturan ben ise soğuk içinde donar gibi hissettim; sosisin verdiği son ısı eriyip gitti. Rüzgar çenelerime saplanıyor, bacaklarım hareketsizleşiyordu. Gözlerimi son kez Laleye çevirdim, ve
Gözlerimi kapattım, bedenim eriyen bir buz gibi oldu.
Tam bu an, bir ışık gibi bir his geldi: soğuk artık hissedilmiyordu. Uyku, yumuşak bir battaniye gibi üzerime düştü. Direnmek yerine, bu son anı kucaklamaya karar verdim.
Gözlerimi bir kez daha açtım; karşımdaki Lale. Ne güzel diye düşündüm. Bundan daha güzel ne olabilir? Böyle bir ölüm, hafif bir rüzgar gibi…
Başım eğildi, gözlerim kapanıp bir sıcaklık hissettim; sanki nazik eller beni kaldırıyor, hafifçe okşuyor, bir melodi fısıldıyordu.
Lale ise kar tanelerini izlemeye devam etti, bir kez daha miyavladı; bir soruya benzer bir sesle, Neden cevap vermiyorsun? dedi. Ancak ben çoktan sessizliğin içine gömülmüştüm.
Kar beni beyaz bir örtü gibi sardı, bir cenaze örtüsü gibi.
Bunu burada mı bağırıyor? diye bağırdı evdeki kadın, oturma odasından. Kardan mı bakıyor?
Adam, kanepeden başını kaldırdı, pencereye baktı. Lale çatıya doğru atladı, camı çarpmaya çalıştı. O anda bir şey fark etti; Onun gözleri benimki gibi.
Koştu, pencereye yöneldi, çekmeceleri çabucak açtı.
Kadın bağırdı: Ne yapıyorsun! Kapıyı hemen kapat! Ama adam duymadı. Lale de çatıdan atlayıp pencereye doğru koştu.
Pencere açıldı, kar ve rüzgar evin içine daldı.
Adam, çürümüş, buz gibi bir beden buldu; onu banyoya götürdü. Kadın da peşinden koştu. Banyo suyu sıcak, buharla doluydu. Adam, donmuş turuncu kediyi ılık suyla yıkamaya çalıştı; Lale de kenarda oturup, gözyaşlarıyla bakıyordu.
Yapabildiğim her şeyi yapıyorum dedi adam, çabuk çabuk kedinin göğsüne dokunarak, Lütfen geri dön
Kadın, kapıdan bakarak sessizce izliyordu.
Bir anda, çok uzaktan bir ses, sanki başka bir dünyadan, beni geri çağırıyormuş gibi geldi. Neden geri dönmek? Orası çok güzel, sakin Neden acıya geri döneyim? diye düşündüm. Ama sonra Lalenin sesi, bir kez daha, Buradayım, bekliyorum diye fısıldadı.
Gözlerimi yavaşça açtım; adamın yüzü heyecanla kızarıktı, Lale yanındaydı, canlı, mutlu gözleriyle.
Yemek var! diye bağırdı adam, ıslak turuncuyu kucağına alarak.
Lale yere atladı, neşeyle zıpladı, miyavlayarak.
Adam, Hadi çabuk! Havlu! Fön! diyerek çabuk çabuk kediyi kuruttu, sıcak bir battaniye sardı, nazik sözler söyledi. Turuncu kedi, uyanık mı rüya mı olduğunu anlayamadı. Lale ona burnunu sürtüp, sevgiyle kokladı.
Adam, Bu gerçek olamaz Çok güzeldir, diye düşündü. Kadın ona sıcak süt doldurdu; ben bir lokma aldım, sıcak dalga boğazımda gezdi. Hemen ardından bütün gücümle, iki pençeyle çığlık atıp yedi.
Adam, Hayatta kalacak, dedi emin bir sesle.
Lale, yanına sürünerek, Onun adı ne? diye sordu.
Adı? dedi adam gülümseyerek. Ona Sevgi dedik. İşte, Sevgi.
Lale, bir miyavla onay verdi.
Böylece Sevgi artık bu dairede yaşıyor. Tüyleri parlak, kuyruğu kabarık ve kraliyet gibi; gözleri huzurlu ve minnet dolu.
İkimiz pencere kenarında oturup dışarıyı izliyoruz. Sevgi, bir zamanlar camın diğer tarafında olmanın ne demek olduğunu hatırlıyor; zaman zaman derin bir iç çekiş yapıyor. Lale omzuna dokunup, Şimdi evdesin. Sen bizimlesin, diyor.
Alt tarafta hâlâ içeri alınamayan kediler koşuşturuyor, kışın geçip gitmesini umut ediyor. Umuyorlar…




