Geçici Aile: Kısa Süreliğine Sıcak Bir Yuva

Çanta kapının yanında duruyordu, sıkı sıkıya kapatılmış, sanki ayrılışın son dokunuşuydu. Aslı sinirle kemerini düzeltirken, kız kardeşine ve oğluna kısa bakışlar fırlattı. Girişte nemli bir hava vardı: pencerenin dışında ince bir yağmur çiseliyordu, bahçıvan ise ağır yaprakları kaldırım kenarına süpürüyordu. Aslı gitmek istemiyordu ama bunu on yaşındaki Can’a açıklamak anlamsızdı. O sessizce duruyor, inatla yere bakıyordu. Ayşe neşeli görünmeye çalışıyordu ama içinde her şey sıkışıp kalmış gibiydişimdi Can onunla yaşayacaktı.

“Her şey yoluna girecek,” dedi, gülümsemeye çalışarak. “Annen yakında dönecek. Bu arada biz ikimiz hallederiz.”

Aslı oğlunu sıkıca ve hızlıca sarıldı, sanki fikrini değiştirmemek için acele ediyordu. Sonra kız kardeşine başını salladı: sen anlarsın. Sonra kapı ardından kapandı ve evde boğuk bir sessizlik kaldı. Can hâlâ duvara yaslanmış, eski sırt çantasını sıkıca tutuyordu. Ayşe birden bir rahatsızlık hissetti: yeğeni onun evindeydi, eşyaları sandalyenin üzerindeydi, ayakkabıları onunkilerin yanındaydı. Hiç bu kadar uzun süre birlikte yaşamamışlardı.

“Mutfağa geçelim. Çaydanlık kaynadı bile,” dedi.

Can sessizce peşinden gitti. Mutfak sıcaktı: masada bardaklar ve bir tabak ekmek duruyordu. Ayşe kendisine ve ona çay doldurdu, havadan sudan konuşmaya çalışarakpencerenin dışındaki havadan, yeni bir çift lastik çizme almaları gerektiğinden bahsetti. Çocuk kısaca cevaplar veriyor, gözlerini ondan kaçırıyordubelki yağmurla buğulanmış pencereye, belki de içine doğru bakıyordu.

Akşam birlikte eşyalarını yerleştirdiler. Can tişörtlerini dolaba özenle dizdi, defterlerini kitapların yanına üst üste koydu. Ayşe fark etti ki, onun çocukluğundan kalan oyuncaklara dokunmuyordusanki başkasının evinin düzenini bozmaktan korkuyordu. Konuşmak için onu zorlamamaya karar verdi.

İlk günler her şey çaba üzerine kuruluydu. Sabah okul hazırlıkları sessiz geçiyordu: Ayşe kahvaltıyı hatırlatıyor, çantasını kontrol ediyordu. Can yavaşça yiyor, neredeyse hiç gözlerini kaldırmıyordu. Akşamları ya pencerenin yanında ödev yapıyor ya da okul kütüphanesinden aldığı bir kitabı okuyordu. Televizyonu nadiren açıyorlardıgürültü ikisini de rahatsız ediyordu.

Ayşe biliyordu: çocuğun yeni düzene ve yabancı bir eve alışması zordu. Kendisi de her şeyin geçici olduğunu düşünerek yakalıyordumasadaki bardaklar bile sanki birini bekliyordu. Ama vakit kaybetmeye gelmezdi: iki gün sonra vesayet işlemleri için resmî daireye gitmeleri gerekiyordu.

Kaymakamlığın sosyal hizmetler bürosunda kağıt ve ıslak kumaş kokusu vardı. Sıra duvardaki yardım ilanlarının önünde uzuyordu. Ayşe kolunun altında bir dosya tutuyordu: Aslı’nın dilekçesi, kendi muvafakatnamesi, kimlik fotokopileri ve Can’ın doğum belgesi. Camekânın ardındaki memur kuru bir sesle konuştu:

“Çocuğun ikametgâh belgesi ve diğer ebeveynin rızası lazım…”

“O uzun zamandır yok. Vesikalığı getirdim.”

“Yine de resmî belge gerekiyor…”

Kağıtları yavaşça karıştırıyordu; her söz bir azarlama gibi geliyordu. Ayşe hissediyordu: bu resmî konuşmanın ardında bir güvensizlik vardı. Durumu tekrar tekrar anlattı, kardeşinin vardiyalı işini, sefer kağıtlarını gösterdi. Sonunda dilekçeyi kabul ettilerama uyardılar: karar en erken bir hafta sonra çıkacaktı.

Evde Ayşe yorgunluğunu belli etmemeye çalıştı. Can’ı okula kendisi götürdüsınıf öğretmeniyle durumunu konuşmak için. Soyunma odasında çocuklar dolapların önünde itişiyordu. Öğretmen onları tedirgin bir ifadeyle karşıladı:

“Artık siz mi ilgileniyorsunuz? Belgeleri gösterir misiniz?”

Ayşe evrakları uzattı. Kadın uzun uzun inceledi:

“Okul idaresine bildirmem gerekecek… Ve bir de: artık tüm konularda size mi danışacağız?”

“Evet. Annesi vardiyalı çalışıyor. Ben geçici vesayet aldım.”

Öğretmen pek de anlayışlı olmayan bir şekilde başını salladı:

“Önemli olan dersleri aksatmaması…”

Can bu konuşmayı gergin bir yüzle dinledi, sonra vedalaşmadan sınıfa girdi. Ayşe fark etti ki evde daha çok susuyor, bazen akşamları uzun süre pencerenin önünde oturuyordu. Konuşmak için çabaladıarkadaşlarını, derslerini sordu. Cevaplar kısaydı; ardında bir yorgunluk vardı.

Birkaç gün sonra sosyal hizmetlerden aradılar:

“Çocuğun yaşam koşullarını görmeye geleceğiz.”

Ayşe evi pırıl pırıl yaptı; akşam Can’la birlikte toz aldılar, eşyaları düzenlediler. Çocuğa kitaplarını nereye koymak istediğini sordu.

“Nasıl olsa geri gideceğiz…” diye mırıldandı.

“Öyle olmak zorunda değil. Sen nasıl istersen öyle yerleştirebilirsin.”

Omuz silkti ama kitapları kendisi yerleştirdi.

Randevu günü sosyal hizmetlerden bir kadın geldi. Koridorda telefonu çaldı; sert bir sesle konuştu:

“Evet, evet, şimdi bakıyorum…”

Ayşe onu odalarda gezdirdi. Kadın günlük rutinleri, okulu, beslenmeyi sordu. Sonra Can’a döndü:

“Burada mutlu musun?”

Çocuk omuz silkti, bakışları in

Rate article
Lifequest
Geçici Aile: Kısa Süreliğine Sıcak Bir Yuva