Baba, sizinle çok ciddî bir şey konuşmam gerekir! diyerek gelin Nurten, sadece iki saatlik bir ziyaretten sonra kayınpeder Mehmete, köydeki evine, kayınvalidesi Gülbahara da göz kırparak başladı konuşmaya. Özür dilerim ama ben oğlunuzu köyden çıkarmak için çaba sarf ettim. Onu kente alışık bir köylü haline getirdim. Şimdi siz torunumuz benim çocuğum Petek üzerinden köylülük yapmaya çalışıyorsunuz, değil mi? Buna izin vermeyeceğim!
Ne oldu peki, Nurten? diye korkmuş bir sesle sordu Gülbahar. Neden böyle konuşuyorsun?
Çünkü Petek, bütün yazı sizle köyde geçirdikten sonra eskisi gibi değil! dedi sıkı bir ses tonuyla gelin. Anlıyor musunuz?
Anlamıyoruz. Ne demek eskisi dediğin? Hangi zaman eskisi? O sadece sekiz yaşında! diye hayretle sordu Mehmet.
Tam da sekiz yaşında devam etti Nurten ve sizin köyünüzde kaldıktan sonra bir delikanlı gibi oldu! Kötü alışkanlıklar edindi!
Kötü alışkanlıklar mı? Sen ne diyor
sun, Nurten? diye endişeyle baktı Mehmet. Sigara içmeye mi başladı?
Sigara nerede devreye girer baba! Kesinlikle içmez! dedi gelin. O zaman alkol?
Hayır, alkol de içmez Peki, bu kötü alışkanlıklar neyin nesi? çekinçle sordu kayınpeder.
Erkek gibi alışkanlıklar! Şimdi arabaları kısrak diye çağırıyor! Düşünsene, güzel bir araba gördüğünde çığlık atıyor: Anne baba bakın, ne kısrak geçti! Bu ne kelime böyle? Korkunç!
Mehmet bu sözleri duyunca yumruklarını sıktı, Gülbahar ise ona kızgın bakış attı.
Kelime oyunların yeter ki, Mehmet diye bağırdı kayınvalide, Ama endişelenme kızım, bu kelime hakaret değil. Hatta sevgi dolu bir sözcük. Kısrak değil, kısraç.
Anne, ne demek istiyorsunuz? Şehir çocuğu böyle mi konuşur? Şimdi bir de küfür etmeye mi başladı? Köyde geçirdiği yaz sonrasında onun sözlüğüne garip ifadeler girdi. Benim için bu ifadeler canımı sıkar! Sınıf arkadaşlarıyla şöyle konuşuyor: Şimdi seni kardana bağlayacağım! Ya da Sana vites dağıtacağım. Bu kelimeler ne anlama geliyor? Ben anlamıyorum! Kolunu krank miline takarım Bu sözler kulağımda saçları döndürür! Geçenlerde okul ödevi olarak traktör sürmek istediğini yazdı. Bu hayali siz, baba, ona mı aşılayarak verdiniz?
Ben mi? Mehmet zorla bir gülümseme saklamaya çalışarak cevapladı. Hayır, nefret etmeyin. O sadece tarlada makineleri izledi ve biraz hayal kurdu. O hâlâ bir şehir çocuğu. Merak etmeyin. Bir keresinde bize, bir finansçı olmayı, hatta Maliye Bakanı olmayı hayal ettiğini söylemişti.
Biz onun finansçı olmasını diliyoruz, diye içini çeken Nurten devam etti. Peki ya az önce ne yaptı?
Ne? diye tedirginleşti Gülbahar tekrar.
Cebine bir miktar para verdik, geleceğin finansçısı için, ve ona doğum gününde istediği bir hediye almasını dedik. Ne aldı sizce?
Ne? diye şaşkınlıkla sordu Mehmet.
Zincirler Ya da zincirli testereler. Ben tam olarak ne aldığını bilmiyorum ama dedi ki, Sizin zincirleriniz çok körelmiş, artık bilemediğim bir köreltme var. Ve bir sonraki yıl, o testerelerle siz ve Petek ormana gidip kendi odunlarınızı keseceksiniz, hamam için odun toplayacaksınız. Bu doğru mu?
Ya Rabbi diye iç çekti Gülbahar. Çocuk bir şeyler mi düşündü?
Evet, dedi Mehmet. Demek ki o, kendine hediye almak yerine bana yardımcı olmaya karar verdi Nurten, çok endişelenme. Bu zincirli testereler masraflarını sana geri ödeyeceğiz. Bugün her kuruşu geri veririz. Sadece ne kadar harcadığını söyle.
Paradan bahsetmek ne iş! diye bağırdı gelin. Benim çocuğum banyoya odun taşımaya, kısrak ve traktör düşünmeye değil, ders çalışmaya odaklanmalı! Yuvarlak bir birincilik hedefleyip hemen üniversiteye gitmeli.
Tam da dediğin gibi, Nurten! diye gülerek yanıtladı Gülbahar. Gelecek yaz, babamla birlikte köy kütüphanesinden, kulüp odasından, en zeki kitapları toplayacağız. Petekin gelişine hazırlanıp, bütün yazı elma ağacının altında oturup onunla okuyacağız; matematik, Türkçe ve sonuçta onu yuvarlak bir birinci yapacağız.
Kesinlikle! dedi Mehmet. Onu yanımıza getir, yaz boyunca onu dünyanın en zeki çocuğu yapacağız. O, köyün en cahil adamını bile eğitimiyle şaşırtacak. Çarpım tablosunu ceviz gibi çiğner.
Ünlü gibi konuşur, diye ekledi Gülbahar. Şarkı gibi söyler. Köyümüzün bütün teyze ve dayılarının kalbi ona aşık. Dinlerken ağızları açık, sonra da bana Nurten, ne kadar doğru bir anne derler.
Nasıl doğru bir anne demişler? diye sorguladı şaşkın gelin. İlginç, ne demek bu?
Köye yazları getirdiğin için, dedi Gülbahar. Çocuk bu yaşta yalnız en taze, doğal yiyeceklerle beslenmeli, temiz havada koşmalı, kristal gibi akıp giden bir nehirde yıkanmalı, yapay havuzlarda klor suyu yerine. Petek size balık gibi yüzmeyi öğrendiğini mi söyledi?
Evet, bir şeyler söyledi diye başını salladı Nurten ve sonunda gülümsedi.
Ve burada bisiklet sürerken, şehirdeki gibi bir kamyonun köşeye atlamasından korkmaz. Arılardan, köpeklerden korkmaz. Allerjisi de neredeyse yok.
Doğru, diye onayladı gelin. Artık hastaneye pek gitmiyoruz.
Bir yıl içinde neredeyse kelimesini bile unutacaksınız! diye ekledi Mehmet. Nurten, sakın endişelenme; onu burada bozmuyoruz. Tam tersine, burada bir ömür boyu sürecek sağlık biriktiriyor. Çocuğun en önemli şeyi sağlıktır; beden, ruh.
Tamam o zaman diye sonunda rahatladı gelin. Beni biraz sakinleştirdiniz
Nurten ayrıldıktan sonra Gülbahar, eşine bir bakış attı ve sordu:
Peki, bir sonraki yaz Peteki de getirecekler mi?
Getirecekler, ne yapacaklar ki, diye tereddütle yanıtladı Mehmet. Neyse ki Natalia çatıya bakmadı. Aksi takdirde benim yaptığım traktörü görseydi, kesinlikle bir çılgınlık yapardı. Her şey yolunda, her şey güzel olacak. Ama o, yine de kısrak kelimesini hatırlıyor. Tıpkı benim çocukluğumda, dedemin söylediği her sözcük bir anda kulağımda çınlardı.




