KAHREDİCİ AŞK

25 Aralık 2025

Bugün yine akşam çayının sıcak buharı içinde otururken, geçmişin gölgesinde kalmış bir aşkın acı izlerini karalamak istiyorum. Küçük köyümüz Yıldızda, annem ve teyze Gülnin evinde geçirdiğimiz yıllar hâlâ aklımın köşesinde dönüyor.

Her şey, bir akşamüstü tarlada buluşan genç kızım Aylinin (eski adıyla Olesya) ve köyün yeni genç delikanlısı Boranın (eski adıyla Borislav) hikayesiyle başladı. Aylin, bana Şimdi ne olur, Bora? diye korkulu bir sesle sordu; ben ise Endişelenme, bir gün senin için evlenme teklif edecek diyerek ona umut verdim. O günkü buluşma, Aylinin hayatını tersine çeviren bir dönüm noktasıydı.

Aylin, akşam evine döndüğünde iki küçük kız kardeşiyle (Sevda ve Selin) buluştu ve onlara Borayla geçen geceyi anlattı. Kız kardeşler, Aylinin ona deli gibi bağlandığını anladılar. Bora da sonbaharda, köyün ekin işleri bittikten sonra evlenmek istediğini söylemişti. Ancak tarlalar hasat edilmiş, ürün ambarlarda beklerken yeni yıl yaklaşıyordu ve hâlâ bir nişanlı kimse yoktu.

Teyze Gül, Aylinin yüzündeki o aniden gelen hüzün ve kilo alışını fark etti. Kızımın gözlerinden okuduğu acıyı gördükçe içi burkuldu ve Boraya bir bak, gözlerine bakmadan önce nişanlısını demler mi? diye sordu. Gül, Boranın annesine gitti ve orada, Bora neden benim kızımın çocuğu olacağını bilemiyorum; köyde çok genç var. Hepsini kendine çocuk gibi kabul eder mi? diyerek onunla tartıştı. Bora, Köylü birçok genç, ama çocuğu benim sanmam dedi.

Teyze Gül, sinirle köyden ayrıldı ve Seni hiç evlenmeyen bir adam kalsın! diye bağırdı. Köyün kadınları bu sözleri gökyüzüne fısıldadığını düşündüm; ama sonra Bora dört kez evlendi.

Anne ve teyze Gül, Ayline Şimdi Yozgata git, çocuk doğarsa hastaneye bırak, yoksa köyde kadınlar dillerini yıpratır, sen de yıkanamazsın dediler. Oysa teyze Gülün kocası, köyde öğretmen olan Kemal, köylüler tarafından sadece adıyla saygı görür, adaletli ve sert bir insan olarak bilinir.

Bir gün Kemal, Aylinin çocuğu var diye duyunca öfkeyle Bu, köyün namusuna hakaret! dedi ve kızını köye göndermeyi karar verdi. Aylin, şehre gitsin, çocuğu büyüsün dedi. Kızları Sevda, Selda ve Eylül (küçük) de birer çırak gibi okula gönderildi; Sevda Poltavaya, Eylül ise İstanbula.

Köyde söylenen her söz bir yankı bulur. Kemal, öğrencilerinden Aylinin evinde sorunlar olduğunu duyunca şiddetle Çocuğu yetimhaneye mi götürmek istiyorsun? O benim ilk torunum! diye bağırdı. Teyze Gül, Çocuğu hastaneye götürelim; bir türlü görmem gerektiği bir şey diyerek çocuğu hastaneye götürdü.

Yıllar geçti, Aylin çocuğu (Alya) ile köye döndü; ona Anıl adını verdik. Bir yıl içinde Alya, ailesini hiç görmedi. Aylin, bu hatasını hayatı boyunca taşıdı. Anılı büyütürken, köyün eski sevgilisi Boranın tarladaki o kokusunu, kuru otların kokusunu ve çılgın aşkını sık sık anımsadı.

Aylin, bir gün Fikret (eski adıyla Fedya) adında bir delikanlı ile evlendi. Fikret, köyün dul bir adamının üç çocuğu arasından biriydi; Aylinin çocuğu Alyayı da evlat edindi. Fikret ve Aylin iki kız çocuğu (Lale ve Duru) doğurdu; Alya da onlarla aynı çatı altında büyüdü. Fikret, aileye huzur getirdi, Aylinin kırılmış ruhunu onardı.

On yıl sonra, Alya, Lale ve Duru, yaz tatilini teyze Gülün evinde geçirdiler. Teyze Gül, köyde üç evli kızının ve altı torununun mutluluğuyla gurur duyuyordu. Bir gün, Duru eski bir çamaşır odasında tozlu gazeteler arasında bir not defteri buldu. Defterde Bora ismi her satırda geçiyordu; Duru, bunun teyze Aylinin günlüğü olduğunu fark etti.

Duru, bu sırrı hemen kuzeni Alyaya anlattı. Alya, defteri eline alarak Baba kim?! diye bağırdı ve hemen teyze Güle koştu. Teyze Gül, çocuğunun babasının kim olduğunu itiraf etti; Bora, hâlâ İstanbulda yaşıyordu.

İstanbulda yaşayan Boranın annesi, torununu gördüğünde gözyaşları içinde Seni hep hatırladım ama oğlumun sevgilisi benimle kavga etti dedi. Bora, iki genç kızın önünde Siz benim kızlarım mısınız? diye sordu. Alya cesurca Ben senin kızın olabilirim! dedi. Bora, Alyayı dışarı davet etti ama bir dakika sonra kızını kızgın bir şekilde geri getirdi. Teyze Gül, Şimdi biraz rakı içelim dedi ve kızlara bir şişe tekila ikram etti; Biz gençiz, alkol içmeyiz! dediler ve yine de içtiler.

Yolculuk evine dönünce, Alya, Baba Fikretin çocuğu yok, sadece onun babası var! dedi. O günden sonra, Alya annesini, Bana damga vurmuş olan o kadın diye suçladı. Aylin ise hayatı boyunca Affet, kıymetli kızım diyerek çabuklardı.

Zaman geçti, Lale ve Duru evlendi, Lale iki erkek çocuğu (Boranın adıyla) doğurdu. Bora ise hâlâ İstanbulda Aylini ara sıra görür, ona Ben hâlâ seni özlüyorum derdi. Aylin, Bora ile bir araya gelmekten kaçınır, çünkü Fikretin yanında mutluydu.

Fikret, Aylini Sen benim güneşimsin, bir çürüklük yok diyerek teselli eder, evlilik yıldönümünde Kırmızı elmanın çürümesi bir suç değildir diye şaka yapardı. Aylin, Fikrete derinden bağlanmıştı; ona bir ömür boyu sadık kalacaktı.

İki otuz beş yıldan sonra, altın düğünümüz geldi çattı. Çocuklar, torunlar ve büyük torunlar bir arada kutlama yaptılar. Alya, annesine gözyaşları içinde Seni affediyorum, bütün hatalar için özür dilerim dedi. Bora da telefonla Ben de seni affettim, hatalarımızı geride bıraktık dedi.

Bugün, hayatın acımasız döngüsü içinde, bir erkeğin kalbinde iki büyük ders var: Aşkın kördüğü bir yol olsa da, güvenilir bir yolda yürümek, kalıcı huzuru getirir; ve geçmişin gölgelerini affetmek, geleceğin ışığını yakar. Bu satırları kaleme alırken, bu iki öğüdün beni nasıl şekillendirdiğini bir kez daha anlıyorum.

Ali.

Rate article
Lifequest
KAHREDİCİ AŞK