Kader, Şükredenleri Sever

Otuz yaşına geldiğinde, Serkan’ın sırtında on yıllık sıcak bölgelerde askerlik geçmişi vardı, iki kez yaralanmıştı ama Allah onu korumuştu. İkinci ciddi yaralanmasından sonra uzun süre hastanede tedavi görmüş ve memleketi olan köye dönmek zorunda kalmıştı.

Köy yıllar içinde değişmişti, insanlar da öyle. Tüm eski sınıf arkadaşları evlenmişti. Bir gün Serkan, Elif’i gördü, onu zar zor hatırladı. Askerden gittiğinde Elif daha on üç yaşlarında bir kızdı. Şimdiyse yirmi beşindeydi ve gerçek bir güzeldi. Evlenmemişti tabii. Öyle rastgele biriyle evlenmek istemiyordu, aşkını bekliyordu.

Serkan geniş omuzlu, güçlü, adalet duygusu keskin, kendinden emin biriydi. Elif’in yanından öylece geçip gidemedi.

“Beni mi bekliyordun yoksa, hâlâ evlenmemişsin?” diye gülümseyerek sordu, güzel kıza bakarken.

“Belki,” diye cevap verdi Elif, hafifçe utanmış, kalbi hızla çarpmaya başlamıştı.

O günden sonra görüşmeye başladılar. Sonbaharın son günlerinde orman kenarında yürüyorlardı, ayaklarının altında dökülen yapraklar hışırdıyordu.

“Serkan, ama babam bizi evlendirmez,” dedi Elif üzgün bir sesle. Serkan iki kez evlenme teklif etmişti zaten. “Babamı bilirsin.”

“Ne yapabilir ki bana? Korkmuyorum ondan,” diye kararlılıkla cevap verdi Serkan. “Yaralarsa hapse girer, o zaman da engel olamaz.”

“Aman Serkan, ne diyorsun sen? Babamı tanımıyorsun sen. Çok acımasızdır, her şeyi kontrol eder.”

Hasan Bey, köyün en nüfuzlu adamıydı. Bir zamanlar müteşebbis olarak işe başlamış, şimdilerde ise mafyayla bağlantıları olduğu konuşuluyordu. Tıknaz, göbeği olan, küstah ve soğuk bakışlı bir adamdı. Gençliğinde köyde iki çiftlik kurmuş, inek ve domuz yetiştiriyordu. Köyün yarısından fazlası ona çalışıyor, herkes ona gülümsüyor, neredeyse ayaklarına kapanıyordu. O da kendini Tanrı sanıyordu.

“Babam asla izin vermez,” diye tekrarladı Elif. “Üstelik, ilçedeki arkadaşının oğlu Barış’la evlenmemi istiyor. O şişko, ayyaş heriften nefret ediyorum. İğrenç bir tip, sürekli bira içiyor. Babama da bunu yüz kere söyledim.”

“Elif, sanki taş devrinde yaşıyoruz. Bu çağda kim sevmediği biriyle evlenmeye zorlayabilir ki?” diye şaşırdı Serkan.

Elif’i çok seviyordu, onda her şeyi seviyordu: nazik bakışlarından, asabi karakterine kadar. O da onsuz bir hayat düşünemiyordu.

“Hadi gel,” diyerek Elif’in elini tuttu ve hızlandı.

“Nereye?” diye sordu Elif, tahmin etmeye başlamıştı ama onu durduramadı.

Hasan Bey, geniş avlulu evinin önünde küçük kardeşi Cemal’le konuşuyordu. Cemal, onun yanında yaşıyor ve her zaman emirlerini yerine getiriyordu.

“Hasan Bey, Elif’le evlenmek istiyoruz,” diye açıkça söyledi Serkan. “Kızınızın elini istiyorum.”

Elif’in annesi merdivenlerde durmuş, ağzını eliyle kapatmış, korkuyla kocasına bakıyordu. Zulmünü o da çekmişti.

Hasan Bey, Serkan’ın bu cesaretine öfkelendi ve onu küstahça süzdü. Ama Serkan da gözlerine bakıyordu. Bu delikanlının nereden bu cüreti bulduğunu anlamıyordu.

“Defol buradan,” diye hırladı Hasan Bey. “Kafası çarpık bir palyaço musun sen? Buraya gelirken aklın neredeydi? Kızım sana asla varmayacak. Buraya bir daha ayak basma. Vatan kurtarıcısı da senmiş!”

“Yine de evleneceğiz,” diye kararlılıkla cevap verdi Serkan.

Köyde herkes Serkan’a saygı duyuyordu. Hasan Bey ise savaşın ne olduğunu bilmiyordu. Onun için hayatta para her şeydi. Serkan’ın içi acıdı. Yumruklarını sıktı, tam o sırada Cemal araya girdi. Bu ikisinin birbirine boyun eğmeyeceğini biliyordu.

Cemal, Serkan’ı avludan çıkarırken, Hasan kızını eve tıktı, sanki on yaşında bir çocukmuş gibi. Hasan Bey, kendisine karşı gelenleri asla affetmezdi.

O gece, sonbaharın rutubetinde, köyde bir yangın çıktı. Serkan’ın yeni açtığı oto tamirhanesi yanıyordu.

“Alçak,” diye mırıldandı Serkan. Kimin yaktığından hiç şüphesi yoktu.

Ertesi gece Serkan sessizce Elif’in evine yaklaştı. Akşamdan mesaj atmış, eşyalarını alıp çıkmasını ve uzaklara gideceklerini söylemişti. Elif her şeye razıydı. Pencereden bavulunu uzattı, sonra kendisi atladı, Serkan’ın kollarına düştü.

“Tamam, sabaha çok uzaklarda olacağız,” dedi Serkan. “Seni ne kadar sevdiğimi anlatamam,” diyerek Elif ona sarıldı.

“Çok korkuyorum,” diye fısıldadı Elif.

On dakika sonra yola çıkmışlardı. Elif’in nefesi kesiliyor, heyecandan titriyordu. Önlerinde yeni bir hayat olduğunu biliyordu. Arkalarından far ışıkları parladı, Elif irkildi. Ama kısa sürede babasının Mercedes’i onlara yetişti, önlerini kesip durdu.

“Hayır, lütfen bu olmasın,” diye korkuyla mırıldandı Elif, kendini kastı.

Arabalarına yanaşan babası ve iki iri yarı adam, Elif’i kolundan çekip çıkardı. Serkan karşı koymaya çalıştı ama anında bir yumruk yedi. Yere düştü ve acımasızca, tek kelime etmeden dövüldü. Sonra Hasan’ın arabasına binip gittiler. Serkan yol kenarında kaldı.

Zorla kendine geldi, eve zar zor ulaştı ve bir ha

Rate article
Lifequest
Kader, Şükredenleri Sever