Sevgiyi Aceleye Getirmediler, Çünkü Onlar Her Zaman Sevdiler

30 Kasım 2025

Bugün kütüphanenin sessizliğinde yine aynı huzuru buldum. Şehir kütüphanesinde, devasa raflar arasında adeta bir tapınak gibi duran kitaplar, gelen her ziyaretçiyi bir an için durup etraflarına bakmaya, ardından nazikçe benim yanımda duran genç kadına yönelmeye zorlar.

Sabah kapıyı açtığımda, Elif adında bir kız çocuğu hâlâ aynı güleryüzle Günaydın derken, yanından geçen herkes aynı saygı çerçevesiyle selam verir. Günaydın diyerek bana dönen ses, bir çay bardağının çalkalanması kadar taze gelir. Elif, nazik ve alçakgönüllü bir insan; kütüphane onun için sadece bir iş değil, bir tutku. Çoğu zaman hayal eder:

Ne kadar güzel ki kader beni bu yola yönlendirdi. Daha nerede bu kadar sakin, bu kadar sevgi dolu bir iş bulabilirdim? İşim bana neşe veriyor.

Zaman zaman aceleci bir ziyaretçi içeri girer, bir kitabı anında ister, gözleri sabırsızca dolaşır. Elif ise sabırla, neşesini kaybetmeden, kartı doldurur; ben ise izlerim, onun bu sakin duruşunu. Çocukluğumdan beri kitaplara tutkuyla bağlanmış biri olduğum için, meslek seçimim çok da sürpriz değildi; kitap benim dünyam, ben de bu dünyada kendimi güvende hissederim.

Diğer yandan, arkadaşlarım yeni ilişkiler peşinde koşar, işe ve ev hayatına koşturur, çocuk sahibi olur, taşınır, kavga eder ve barışır Ben ise bu sessiz kütüphanede, kitapların arasında, yavaşça akıp giden bir nehir misali bir yaşam sürerim. Elifin gri gözleri, hafifçe topladığı saçları, düz ve düzenli giyimi hep gözümde kalır.

Elif 27 yaşındaydı; doğum gününün ertesi gün kütüphaneye bir genç girip gözleriyle taradı. Yaklaşık otuzlu yaşlarda, gözlük takan yakışıklı bir mühendis, Elifin içini ısıtan bir düşünceyi tetikledi:

Hoş bir adam. Kimliği nedir acaba?

İyi günler, diye seslendi genç.

Elif, dedi Elif yine aynı nazik tonla.

Mühendisin adı Mertti. Mimarlık departmanında çalışan, eski projeleri karıştırıp yeni tasarımlar yapan birisiydi. Kitabı bulduktan sonra Elife kart doldurması için oturdu. Mert, Elifin ismini öğrendiğinde hafifçe kızararak:

Elif çok güzel bir isim. Gerçekten de çok sık duyulan bir Türk ismi.

İkisi de sessizce birbirine baktı; zaman nasıl akıp gitti anlatamıyordu. Elif sonunda sordu:

Mert Bey, başka bir kitabınıza ihtiyacınız var mı?

Şey aslında hayır, diye tereddütle cevap verdi, ama bir an için cesaret toplayarak:

Adınızı biliyorum, peki sizinki ne?

Elif, diye fısıldadı.

Mert, Elif çok hoş bir isim, sanki bir çiçek gibi, dedi, ardından Elifin utangaçlığına anlayışla karşılık verdi. İkisi de aynı türden insan olduğuna dair bir hisyle doluydu.

Mert, düzgün bir takım elbise, temiz gömlek, kravat ve cilalanmış ayakkabılar içinde çıktı kütüphaneden. Elif, onun dikkatli ve özenli tutumunu gördükçe kafasında şu düşünce belirdi:

Adeta ruh ikizlerimiz var; onu anlıyor ve hissediyorum

Fakat birden kendine geldi, gülümsedi ve düşündü:

Ben asla böyle bir dikkatle bakmamıştım. Ne tuhaf

Mert dışarı adımını attığında kendi kendine şöyle düşündü: Ne kadar çekingen biriydim, bu kadar kibar sözler söyleyememişim. Şimdi Elifin yüzünü bir daha gözümden alamam.

Öğle yemeğinden sonra Mert, işine zorla konsantre olmaya çalıştı; aklı hâlâ Elifteydi. Ertesi gün öğle arasında bahane ederek kütüphaneye geri döndü:

Günaydın, Elif, dedi. Elif gözlerini ona çevirdi; bir anlık şaşkınlıkla dolu bir bakış yakaladı.

Elif Hanım, bir kitap daha lazım, dedi Mert, dudaklarından bir kaç kelime dökülürken: Aslında size bir şey itiraf etmek istiyorum Sizi çok beğendim.

Elifin yüzü aydınlandı, yanakları pembelendi. Neden özür diliyorsunuz? Ben de dün sizi beğendim. O kadar uyku kaçırmadım ki.

Mert gülümseyerek, Ben de aynı şekilde hissediyorum, dedi.

Bir an sessizlik içinde kaldılar. Mert sonunda cesaretini topladı:

Elif, iş çıkışı sizi eve kadar götürebilir miyim?

Evet, diyerek hafif bir tebessümle yanıtladı.

O günden sonra, beraber yürüyüşlere çıktık, Mert işinden bahsederken coşku doluydu; Elif de kitaplardan örnekler verirdi. Mert, Kitaplar da insanlar gibi, her birinin bir ruhu vardır, derdi, ben de bu benzetmeye hayran kalırdım.

Sonbaharın soğuk bir akşamında, Mert Elifin evine bir demet kırmızı gül getirdi:

Bu çiçekler sana, Elif Evlenecek miyiz? Uzun zamandır bu planı içimde taşıyorum.

Evet, diye cevapladı Elif, neşeyle.

Düğünleri sade bir törenle gerçekleşti; gürültü peşinde koşmadık, hayatımızı yavaş ve ölçülü bir şekilde sürdürdük. Fakat yıllar geçtikçe bir çocuk doğuramadık, bu eksikliği suçlamadık. Bir barınaktan alıp evlat edindiğimiz siyah bir kedi, Kara adını taşıyan, bahçemizde mırıltılar içinde dolaşırdı.

Köydeki evimizde, Mert kuş yuvaları yapar, Elif çorap örer, çiçeklerle uğraşırdı. Komşularımız nadiren ziyaret eder, Her gün aynı şey, sıkıcı diye fısıldasalar da biz sıkılmadık. Mert her sabah eski bir cezveyle kahve yapar, Elif de ekmek kırıntılarını kuşlara atardı. Yazın bahçede, kışın ise odun sobasında çıtırtılar dinlerdik; kelimelere ihtiyaç duymadan birbirimizi anlar, Söz gerekmez, kalp konuşur derdik.

Yaşlanıp emekli olduğumuzda, hayatımız büyük bir sessizliğe büründü: orman kenarında bir ev, kuş sesleri, mantar toplama Bir gün Mert marketten şişe şarap ve meyve alıp eve getirdi. Şarap içmezdik, ama o akşam iki kadehi masaya koydu, bir peçete ile silerek:

Senin için, dedi, Şarap için değil, bir şey için.

Kâğıt bir zarfta iki uçak bileti çıkardı. Venedik yerine Kapadokyaya uçalım, dedi, gözleri parladı.

Elif bir an duraksadı: Biz zaten yaşlıyız

Mature değil, yaşlıyız, diye yanıtladı Mert, Bu yüzden gidiyoruz.

Uçakta, dar vadilerde balonlarla süzüldük, eski taş sokaklarda yürüdük, bir yandan da birbirimize yeni anılar biriktirdik. Gün batımı Lagüne doğru süzülen bir teknenin kenarında Mert tekrar söyledi:

Seninle her şey çok güzel, Elif. Seni çok seviyorum.

Ben de aynı duygularla doluyum, dedi Elif, Bana teklif ettiğin için teşekkür ederim. Hayalimdeki yolculuk şimdi gerçek oldu. Daha fazlasını istemem, sadece seninle birlikte olmam yeterli.

Birlikte kahkaha attık, hayatın bu anını doyasıya yaşadık.

Bugün bir kez daha fark ettim ki; sevgiye, sabra ve içtenliğe yer açarsak, hayatın akışı daha yumuşak ve huzurlu olur. Çabuk sevgiyi tırmanmak yerine, her gün bir adım daha yakınlaşmak, kalbimizdeki sevgi çiçeğini ebedi kılar. Bu düşünceyle günlüğü kapatıyorum; yarının bize ne getireceğini merakla bekliyorum.

Rate article
Lifequest
Sevgiyi Aceleye Getirmediler, Çünkü Onlar Her Zaman Sevdiler