Kızgın bir rüyanın içinde, İstanbulun eski bir mahallesindeki teyzemin evine, bir belge teslim etmek için girdim. Sadece bayramlarda karşılaşıyoruz; ama bu sefer bir aciliyet ortaya çıktı. Teyzem hâlâ sağlıklı değildi, fakat bu maddi bir mesele değildi. Ben cimri değilim; temizlik ve tertip benim için vazgeçilmez bir temeldir. Sade bir yaşam sürülebilir, ama evin düzeni bozulmamalı.
Duvarlarda toz toplama makineleri gökkuşağı gibi ışıldıyor. Her türlü heykelcik, çini seti ve konserve kavanozları, yan yana yığılmış, onlarca binlerce gibi görünüyor. Banyoda kedim için bir kum kabı var; teyzem onu haftada bir kez yıkıyor. Çöpler ayaklarımın hemen altında birikiyor, odanın havası çürük yemek ve kanalizasyon kokusuyla dolup taşıyor.
Teyzem bana bir şeyler ikram etmeye başladı, masaya yeni yeni diziyordu. Tabakların üzerindeki lekeler fark ettiğim anda, ben çantamdan antibakteriyel mendilleri çıkardım ve çatal bıçakları silmeye koyuldum.
Bunu görünce bir an yüzü dondu. Yemekte karıştırmaya başladığımda teyzem aniden seslendi:
Aç mısın, yoksa bu yiyecek sana lezzet vermiyor mu?
Ne söyleyeceğimi bilemedim. Siz de benzer bir rüyada bulundunuz mu?




