“Merak etme, Anne! O, bir kuruş bile almayacak,” diye övünüyordu kocası, ama eşi gerçekten dinliyordu.

Endişelenme anne! Bir kuruş bile kaybetmeyecek, diye övünür kocası, karısının duvarı delip dinlediğini bilmeden.

İlayda eve yorgun döner. Hava sonbahar akşamı, hafta içi, nemli. Alışveriş çantalarında ekmek, süt, bir paket karabuğday, elma vardır. Merdiven boşluğu hâlâ küflü bir koku ve haşlanmış lahana kokusuyla doludur; ikinci kattaki lamba titrek bir ritimle yanıp söner, alarm gibi.

Üçüncü kata çıkarak otomatik olarak korkuluk tutar; ikinci kattaki kayınvalidesinin dairesinin kapısının aralık olduğunu fark eder. Aynı anda, içerden kocasının, Emirin sesini duyar.

Endişelenme anne. Her şey önceden halledildi. Daire, evlilik sözleşmesiyle bana ait. O, hiç bir şey fark etmeyecek, boş kalacak. İmza gerçek görünüyor.

İlayda donar. Kalbi çantasına düşer.

Doğru, evlat, der kayınvalidesi Muazzez. Sana miras bırakmadı, o yüzden daire ona gitmez. O sadece geçici bir sıkıntı.

İlayda duvara yaslanır, çantaların kulplarını tutar, kendini gerçekliğe bağlamaya çalışır. Sessizce, gölge gibi üst kata çıkar.

Kapıyı kapatıp çantaları mutfak masasına bırakır. Bir çanta yırtılır, ekmek yana çevirir, elmalar yere yuvarlanır; yakalamaya çalışmaz, sadece radyatörün yanındaki tabureye oturur ve boşluğa bakar.

Alt kattan gelen sözler kafasını çekiç gibi döver: Hiç fark etmeyecek İmza gerçek görünüyor

Saçma. Gerçekten onun fark etmeyeceğini mi sandı?

Her şey rahatlıkla başladı. Altı yıl önce, daireyi seçerken Emir kendinden emin bir ses tonuyla, sanki kararını önceden vermiş gibi konuştu:

Kayınvalidenin dairesi bir kat aşağıda. Bu bir avantaj! Yanında olur, kontrol eder. Kredi daha çabuk kapanır. Mantıklı değil mi, İlayda?

Bunu aile desteği dedi.

İlayda sadece başını salladı. Tartışmayı nasıl yapacağını bilmiyordu ve istemiyordu. Tek şey kendi evine, kendi alanına sahip olmaktı. Kredi olsa da kiracı olmayan bir ev.

Daireyi ikisinin de adına tescil ettirdiler. Sonra belgeler geldi.

Bunu imzala, dedi Emir, kahve fincanının yanına bir kağıt bırakarak. Bankanın ihtiyacı var, standart bir şey.

Ya da Avukatlar sigorta için diyor, sadece formalite.

İlayda imzaladı. Aptalca değil, ona güvendiği için. Formaliteyi kiminle kontrol eder, aynı çatı altında yaşayan, aynı yatağı paylaşan, aynı krediyi kullanan biriyle?

Muazzez, Sen soğuksun, duygusuz, gülümsemen yok. Her şey takvime bağlı. Kadın mı? Bir denetçi, diye eleştirdi.

İlayda aldırmadı, sadece sessiz kaldı. Emir işe ya da spor salonuna gittiğinde rahatladı; derin bir nefes alıp verdi, dağın zirvesine tırmanmak gibi.

Kayınvalidesi her şeye karıştı: perdeler, bulaşık, evlilik randevuları ve hatta çorba.

Az tuzlu. Ne pişirirsin biliyor musun? dedi.

İlayda karşılık vermeyi bilmedi, sadece çamaşır, faturalar, cumartesi temizlik, renklerine göre ayrılan çamaşırları yaptı. Kuralların ortak olduğunu düşündü; aslında başkasının kurallarıydı.

Şimdi ise o teknik detaylar, düşünmeden imzaladığı küçük şeyler, silah haline geldi. Kendi imzasıyla ona karşı.

Buzdolabının altına yuvarlanan bir elmaya bakıp ilk kez düşündü: Belki sadece kağıt üzerinde yaşıyorum, gerçek hayatta değil.

O akşam, kahvaltıda, Emir aceleyle kahvaltı yapar, trafiği şikayet eder, yanağını öper, kapıyı çarpar. Artık onu izlemeye devam etmez.

Emir ayrıldığında, İlayda onun masanın alt çekmecesini açar. Evrak dosyası her zamanki gibi oradadır; titrek elleriyle karıştırır. İşte orada: Evlilik Sözleşmesi.

İçinde onun adı, onun adı ve boşanma durumunda dairenin ona geçeceği maddeler var. Düğün bir ay öncesi tarihli. İmzası. Neredeyse.

İmzasını uzun süre inceler. Neredeyse aynı, ama İ harfi o açıyla yoktu.

İki saat sonra, pencereden oturmuş bir kafede, hukuk fakültesinden arkadaşı Gül ile karşı karşıya.

Bu sahtecilik, der Gül, taramaları gözden geçirdikten sonra. El yazısı analizi lazım. Şimdilik sessiz kal. Şüphe uyandırma.

İlayda akşam koridorun alt rafına küçük bir ses kaydedici yerleştirir, imzayı fotoğraflar ve pasaportla karşılaştırır.

Ertesi gün, Emiri banyoda kayınvalidesine konuşurken kaydeder:

Rahat ol anne. O hâlâ fark etmedi.

Üç gün geçer. İlayda rutinini sürdürür: çamaşır, süpürge, marketten gelenleri raflara dizer. Artık Emirin adımlarını sayar, ses tonunu dinler ve kendine sorar: Nasıl bu kadar sakin yalan söyleyebilir?

Cumartesi günü mercimek çorbası yapar, sevdiği sarımsak ve kavrulmuş soğanla. Elmalı turta pişirir. Emir neşeli girer, telefonunda müzik çalarken parmaklarını şaklatır.

Harika kokuyor! Bugün çok yorgunum, yiyelim mi? der.

Sessizce yerler. İlayda buz gibi sakin. İkinci çorba kaşığını bitirince, ellerini havluya kurutur, ona bakar ve söyler:

Kayınvalidenle konuşmanı duydum ve sözleşmeyi buldum. İmzanı bile sahte yapmadın.

Emir donuklaşır, ardından alaycı bir gülümseme atar.

Ne saçma! Her zaman sen uyduruyorsun.

İlayda dosyayı çekmeceden alır, önüne koyar, ardından kaydedilen ses kaydını çalar: Daire benim, evlilik sözleşmesi altında.

Emir solgun, ardından kızar.

Her şey bana bağlı! Sen hiçbir şey kanıtlayamazsın. İş zaten bitti. Sorun çıkarırsan, terliklerinle burada kalmazsın.

İlayda sakin bir sesle:

Teşekkür ederim Emir. Beni davayı kazanmakta bir adım daha ileri taşıdın.

Ertesi gün belgeleri dosyalar. Gül her şeyi halleder: boşanma dilekçesi, evlilik sözleşmesinin geçersizliği, el yazısı analizi talebi.

Uzmanlar imzanın kendisine ait olmadığını doğrular; eğim, baskı, r harfinin kıvrımı farklıdır. Ses kayıtları da Emirin kayınvalidesiyle eşini hiçbir şey kalmadan bırakma planını konuştuğunu gösterir. Gül gülümser:

Temiz. Onun gururla hazırladığı plan şimdi ona karşı dönüyor.

Mahkeme odasında Emir somurtur, dudakları ince bir çizgi çizer. Kayınvalidesi arkasında çantasını göğsüne bastırır. Yüzünde utanç değil hayal kırıklığı; planı başarısız.

Hakim uzatmadan karar verir:

İmza sahte. Sözleşme geçersiz. Ses kayıtları niyeti kanıtlıyor. Daire eşine kalır. Davalı tazminat ödeyecek.

Duruşmadan çıkınca, İlayda kararın bir kopyasını tutar, kağıt sanki nefes alıyormuş gibi hışırtılar çıkarır.

Emir göz teması kurmadan geçer, yanında kayınvalidesi.

Dinlemediğin için pişman olacaksın, diye mırıldanır. Her şeyi mahvettin.

İlayda cevap vermez, dönüp otobüs durağına yürür; dik ve kararlı.

Emir iki gece içinde, vedalaşmadan, daireyi boşaltır. Ev sessiz kalır; ayak sesleri, kayınvalidesinin telefon konuşmaları, sabah kapı çarpmaları yoktur.

Bir hafta sonra Muazzez zili çalar. İlayda kapıyı kontrol etmeden açar.

Düşman olalım mı? Hâlâ aileyiz, der kayınvalidesi, bir tepsi dolusu poğaçayı tutarak.

İlayda kapıyı sessizce kapatır; sert değil, sakin.

Aynı gün karanlık perdeleri söküp evlilik çinilerini atar. Yeni bir çaydanlık alır, mutfak duvarlarını açık bir renge boyar. Uzun zamandır istediği halıyı serer, kanepeyle uyumsuz dediği bir parçayı getirir.

İlk defa yatağı kendi konforuna göre yerleştirir; kayınvalidesinin feng shuisine göre değil.

Pencere kenarına parlak bir saksı bitki koyar.

Çay demler, pencereyi açar, masada oturur.

Bu onun evi; nihayet.

Bir yıl geçer. İlayda aynı firmada kıdemli analist olur. Yakın zamanda yöneticilik teklifi alır; artık Evet, yapabilirim diye düşünür.

Yalnız yaşar; sakin bir hayat, aceleci hafta sonları ve cumartesi çömlek atölyesi.

Orada Egor adında dul bir eğitmenle tanışır; hafif kel, sessiz bir sesi ve sıcak elleri vardır. Gür bir kahkaha atmaz, ama kahkahası bulaşıcıdır.

Ellerin daha önce bir şeyler yapmış gibi, der bir gün, bir çömlek şekillendirirken.

Daha fazla söz vermezler; sadece sıcaklık paylaşırlar.

Bir akşam, yeni aydınlık mutfağında çay bardağını tutar ve gülümser.

Şimdi anladım; duvarların ardında ne söylenirse söylesin, en önemli ses kendi hayatının sesidir.

Rate article
Lifequest
“Merak etme, Anne! O, bir kuruş bile almayacak,” diye övünüyordu kocası, ama eşi gerçekten dinliyordu.