Sabah Elif yataktan kalktığında kendini hastalanmış gibi hissetti. Bir gün önce sadece mezarlığa gidip Mertin anneannesinin mezarını temizlememi istemişti. Mert mezarın tam yerini ararken, Vildan bir çürük tel çit üzerine konmuş bir grup kargayı fark etti. Sanki birinin gözleri ona bakıyormuş gibi hissetti ve metal anıta baktı. Eski siyahbeyaz bir fotoğrafta bir teyze şal takmıştı. Birden Elifin kulağına sert bir erkek sesi geldi:
Neye bakıyorsun? Hemen temizle!
Vildan neye sebep olduğunu anlamadan başkasının mezarını süpürmeye başladı. İş burada bitmedi. Mert mezarı bulduğunda, eski taş anıtın yeni bir mermerle değiştirildiğini gördü; fotoğraftaki teyze de genç bir kadına, gülümseyen bir yüze dönüşmüştü.
Ne oluyor, hiç anlamıyorum! diye şaşkınlıkla bağırdı Mert Bunu kim yapmış olabilir? Akraba kalmadı, herkes burada yatıyor.
Ben de nasıl olur bilmem dedi Elif, suratını buruşturmuş bir şekilde.
***
Vildanın elleri dayanılmaz bir acı içindeydi. En çok da Mertin anneannesinin anıtını kim değiştirmişti diye merak ediyordu.
Acaba bir halüsinasyon mu, yoksa bir büyü mü? diye sordu kocasına.
Doktora git dedi Suat, Mertin arkadaşı Ben de anıtla ilgili bir şey anlamıyorum.
Elif hastaneye girdiğinde tam bir macera başladı. Cerrah eklemlerine enjeksiyon önerdi, Elif reddetti. Röntgen bir şey göstermedi, eczaneye reçete gitti, merhem ve ağrı kesiciler alındı. Ellerindeki ağrıya düşük tansiyon ve halsizlik eklendi. Vildan kendini artık sağlıklı bir organ kalmamış gibi hissetti. Bu birkaç gün sürdü. Doktorlar bir şey bulamadı ve genç kadın ölümü beklemeye başladı. Apartman komşusu Veliye Hanım, tuz alırken Elifi tanıyamadı:
Canım, ne oldu sana? diye sordu Veliye Çok kötü görünüyorsun.
Elif, bir yerden gelen sert bir sesin başkasının mezarını temizlemesini ve anıtın birden değişmesini anlattı.
Ses mi? Anıt ve fotoğraftaki ölen kişi mi değişti? dedü yaşlı bir teyze düşünceli bir şekilde Bu mezarlık sahibi senin birinin hastalığını üstlenmeni sağladı. Belki birini korudu, belki bir bedel aldı.
Nasıl yani? ağladı Elif.
Kara büyü! diye fısıldadı komşu Bir camiye gitmen lazım.
Cami Elife fayda etmedi. Bilinmeyen bir hastalıkla bir yıl boyunca eziyet çekti, işinden ayrıldı, evde yürümekte zorlandı. Paskalyadan sonra, Mevlid Kandili günü, Mert ona ölen akrabalarını ziyaret etmesini teklif etti:
Gel de bakalım, başarabilecek misin?
Deneyeceğim dedi Elif.
Sen mezarlık sahibisin! ağladı ağır hastalıklı Elif Bana yardım et! Ölmek istemiyorum! Çocuklarım, eşim var! Başkasının hastalıklarını geri al!
Elif çığlık attı. Sanki bütün ruhlar, bu zayıf ve üzgün kadına bakıyordu. Fotoğraftaki erkek gözlerinde bir merhamet kırpıntısı gördü.
Parayı al! fısıldadı kulağında bir ses Allaha emanet ol! Seni çağıran kişi bir cevap alacak.
Neden başkasının mezarına ağlıyorsun? duyuldu bir ses, Mertin Hadi gidelim!
Mertin anneannesinin anıtı eski hâline döndü; fotoğrafta hâlâ üzgün bir teyze duruyordu.
Vay gidelim! diye çığlık attı Mert.
Yaşamak istiyorum! tekrar bağırdı Vildan Sahip, beni koru!
***
Ertesi sabah Elif tamamen iyileşmiş uyanmıştı. Dünkü olayları düşünüyordu. Hangi akrabanın kötülük yaptığını tahmin ediyordu. Mertin kız kardeşi, Elifi ilk gördüğünde hiç sevmezdi, kısa sürede hastalandı ve öldü. Tüm bunlara inanmak zor geliyordu, ama o hâlâ bir şeylerin olduğunu hissediyordu.




