Ayşe, bir rüyanın sisli sokaklarından uyanmış gibi, eski eşinin gözlerine bakıyordu; o gözler artık bir çiçek bahçesinde özgürce uçuşan kelebeklere benziyordu, ne de bir zamanlar sıkılmış bir kafeste tutsak bir kuş. Üç ay önce, İstanbulun kalabalık köprülerinden birinde, kızını, kocaman gözleriyle dünyaya merakla bakıp Annem beni götürür diye bağıran İremi, bir hafta sonu onun yanına götürmek için arabasını sürdüğünde, hayatın bir sahne perdesi bir anda aralanmıştı. O günden beri görüşler yalnızca rüya gölgelerinde çarpıştı; her seferinde bir başka sokakta, bir başka çay bahçesinde, bir başka çınar gölgesinde buluşuyormuş gibi hissedildi.
Ayşe, yıllar boyunca Mehmete Daha hafif ol, bir dilim elma ye demişti, ama o, Kahveye gazlı içecek ekle, patates cipsi al diyerek kendini abur cubura teslim etmişti. Çekingen bir salona benzer dairesinde, eski bir çamaşır makinesinin yanına bir yoga matı serilmiş, yeni bir saç kesimiyle kendini bir ressamın paletinde yeniden boyamıştı. O anda, sanki evin duvarları bile onun adını fısıldıyor, Kendini sevebilirsin diyordu. Bir zamanlar çamaşır makinesini nasıl dolduracağını, düğmelerine nasıl basacağını öğretmekte zorlanmıştı; şimdi ise kendi çamaşırlarını katlamak, suyu açıp kapamak gibi bir çiçek açar gibi kolayca yapıyordu.
Bir gece, yağmurun altıncılığına benzer bir sesle, iki eski arkadaş gibi konuşmuşlardı. Ayşe, Ben uzun süredir senin gölgeni izledim; evliliğimizde beni gölgeleyen bir dağ gibi sıkıntı çektim, demişti. Mehmet, Seni yıllarca aşağıya çektiğimi düşündüm, ama artık ben bir aptal değilim; ben kendime yeni bir yol çizdim, bir çiçek gibi açtım, diye karşılık vermişti. O, yeni bir aşka tutunmuş, kendini bedenine, karakterine ve emeğine adayan bir yolcuydu; bu, Ayşenin içindeki en derin çukurda bir yankı gibi çınladı.
Köylü bir söz vardı: Elini uzat, göreceksin gidenin ne kadar uzağa gittiğini. Mehmet, bir zamanlar Ayşe ve kızının ayak izlerini silmiş, bir çorak toprakta yeni bir çiçek ekmişti. Ayşe, Keşke bir an bile benim yerimde olsan, bir damla ter dökseydin, bir çiçek gibi büyüyen sevgiyi görseydin, diye düşündü, ama rüyanın sisli sahnesi bir sis perdesi gibi çekildi. Kim bilir, belki bir gün bir çay bahçesinde, iki eski dost yine buluşur, birbirine bir fincan çay uzatır ve geçmişin gölgelerini ışığa dönüştürür.




