Anne, o istiyor ki onun için yapayım… Diyor ki, iyi kadınların hepsi yapabiliyormuş… Ben iyi değil miyim? Bana öğret… Herkes yapabiliyorsa, ben de yapabilmeliyim…
Hâlâ şaşkınım, yeğenim nasıl oldu da bir adam buldu, tüm bu annesi yüzünden.
Ayşegül daha küçücükken, ablam asla anaokuluna göndermedi onu. Genç kız olduğunda sokağa çıkmasına izin verilmedi, tüm gün evde kalırdı, adeta bir keşiş gibi. Üniversiteyi bizim şehirde kazanınca bile annesi her akşam altıdan önce mutlaka eve gelmesini sağlardı. Kız yirmisine geldi, ablam akşam yedide arayıp neden hâlâ evde olmadığını bağırarak soruyordu. Gerçekten tuhaftı, tam anlamıyla garipti.
Ayşegül, ikinci sınıfta girdiği kütüphanede tanıştı ilerideki eşiyle. Orada birlikte ders çalışırlardı, o çocuk ondan iki yaş büyüktü. Notlarını paylaştı, Ayşegüle yardım etti ve farkına varmadan ona fena hâlde âşık oldu. Sonra çıkmaya başladılar ve işte o anda yeğenim, annesinin kurallarını bir bir yıkmaya başladı.
Sonunda da evlendiler. Annesi de yeni hayatına başlamasına razı oldu.
Geçenlerde olan tuhaf bir şeyi anlatmak istiyorum. Ablamın evinde otururken Ayşegül aradı; sesi hem gülmeye hem de ağlamaya benziyordu, kelimeler karışıyor, anlaşılmıyordu bile:
Anne, bana onun için yapmamı istiyor… Diyor ki tüm iyi kadınlar yapabiliyor… Ben kötü müyüm yani? Bana öğret… Onlar yapıyorsa, ben de yapmalıyım…
O anda ablamın yüzü birden değişti. Kızına sakinleşmesini, iyi anlatmasını istedi: Hangi iyi kadınların neyi yapabildiğini söylüyordu herkes?
Çorba, anne, dedi kız. Biz de güldük, evi kahkaha doldurdu.
Benimle dalga geçmeyin! Bana hiç öğretmediniz, internetten tarife bakıyorum, ama hiçbiri güzel olmuyor!
Ablamla ben hemen telefonda, adım adım çorbanın nasıl yapılacağını anlattık; ara ara lafa karışıp birlikte gülerek.
Akşam olunca Ayşegül tekrar aradı; teşekkür etti, eşi tadına bayılmış, Ellerine sağlık, harika olmuş! demiş. En önemlisi, Şimdi gerçek bir kadın oldum! diye sevinçle anlattı; sanki rüyada, zaman ve mekân birbirine karışmış kadar mutlu ve şaşkındı.




