Bir Bahane ile Evlilik Teklifi Ettim: Hayatın İçinden Sıcak Bir Aile Hikayesi, Birlikte Kurtarılan Bir Köpek ve Kedi ile Mutlu Son Destekleriniz, beğenileriniz, güzel yorumlarınız ve özellikle de beş minnoş kediciğim ile bana gönderdiğiniz bağışlar için çok teşekkür ederim. Hikayeleri beğendiyseniz lütfen sosyal medyada paylaşmayı unutmayın, yazarı çok mutlu edersiniz! – Kızın ırkı köpek mi istiyordu? – diye bir gün komşusu sordu bir kadına – İstiyordu ama fazladan paramız yok, başımızda kimsemiz de yok, – dedi kadın. Ama komşusu gülümsedi, – Bedavaya veririm, hadi gidelim. Tesadüf bu ya, kızı Elif zaten okuldan gelmişti, duyar duymaz yapıştı annesine, – Anne, hadi gidelim bak bedava diyor, anne! Söz veriyorum, yürüyüşe ben çıkaracağım, derslerim de hep beş olacak, vallahi söz anne! – Ah be Şevket, nedir bu yaptığın? Kızın aklını karıştırdın, ben sonra uğraşıyorum, – diye söyleniverdi Fatma Hanım. – Önce bir bana dikkatlice baksaydın Fatma, sonra söylenirdin. Adam akıllı, dürüst ve çalışkanım. Her şeyim yerinde, tek eksiğim hayat arkadaşım! – dedi Şevket. – Ayol, Şevket, sana mı bakacağım? Ben seni tanımıyor muyum? Ben senden yedi yaş büyüğüm, ben liseyi bitirdiğimde sen hâlâ ilkokuldaydın, kendine gel, – diyerek kızdı Fatma Hanım. – Ama şimdi aramızda fark kalmadı, bak sen bana ancak omuzuma geliyorsun, ben de senden kuvvetliyim! – Şevket yaklaşınca, Fatma’yı hafifçe kucakladı, – Bak Elif, annenin ne kadar altında ve ne kadar güçlüyüm görüyorsun değil mi! – Ama sen de akılda zayıf kalmışsın, yanında kızın varken sarılıyorsun, – deyip zor kurtuldu Fatma. – İşte ben de onu söylüyorum, benim de tek eksiğim sensin Fatmacığım, yandım tutuldum sana, – şikayetli bir gülümsemeyle Şevket dedi. – Yeter artık, köpek almaya gidiyor muyuz gitmiyor muyuz? – diye ağlamaklı bir sesle Elif sordu. – Bak, bak, nerede bulacaksın böyle cins köpeği, hem de bedavaya. Hem bir hikâyesi var, hele bir gelin gösteririm, – diyerek Şevket gizemli bir havayla konuştu, Elif de annesinin koluna sımsıkı sarıldı, – Ne olur anne, söz verdin! Şevket, Fatma’nın gözlerindeki tereddüttü okuyunca telaşlandı, – Ne diyorsun, arabayı çalıştırayım mı? Çok yakın, pişman olmazsınız! Fatma Hanım, komşusuna eğri bir bakış attı, sonra iç çekip kızına dedi ki, – Tamam, ama küçük bir köpek diyorlar, bak eğer derslerin kötüleşirse… Elif bütün yol boyunca heyecanlı heyecanlı sordu, – Köpek eğlenceli mi? Adı ne? Şevket amca çabuk gidelim mi? Sonunda eski bir eve geldiler. – Rahmetli annemin dairesi, kiraya veriyordum ama işler sarpa sardı. Kusura bakmayın içerisi dağınık, dün kiracılara para istemeye geldim, tabloyu görünce şok oldum… Ev gerçekten harabe gibiydi. Pek çok dağılmış paket, bayatlamış bisküvi kutusu, buruşmuş konserve kutuları arasında omuz omuza, biri sarı gözlü gri kedi, diğeri tüylü sevimli bir köpek, korkmuş oturuyorlardı. Kirliydiler, pasaklıydılar ama başlarına gelen onca zorluğa rağmen umudu hiç yitirmemişlerdi. – Bakın şunlara, – gergin fakat keyifli bir şekilde anlatmaya başladı Şevket, – Bir ay uğramamıştım eve, para istemeye geldim, bir baktım böyle! Komşular, iki genç kızın evi sessizce terk edip kirayı da ödemeden gittiğini anlatmış. Kediyle köpeği ise “lüzumsuz” diye evde bırakıp gitmişler. Hayvanlar aç ve susuz, dairede günlerce kilitli kalmış. Kurtulup kurtulamayacaklarını bilmeden beklemişler. – Nasıl hayatta kalmışlar? – diye korkuyla sordu Elif. Evde yaşam mücadelesinin izleri her yerdeydi. Aç kalan köpek ve kedicik, buldukları her şeyi yemişler. Bisküvi ve şekerleri hemen bitirmişler, makarna yemişler, hatta paket arpa ve yulafı kemirmişler. Kaçak konserve ve sütleri bile açıp bir şekilde yemişler. Ve en önemlisi su… Kedi ya musluğu açmayı biliyordu ya da şansa açtı. Neyse ki sonuna kadar değil yoksa evi su basardı… Eh, öyle olsa daha çabuk kurtulurlardı! Şevket doğru kızı bulmuştu, Elif hemen köpek ve kedinin yanına gidip sahiplenip, beraber getirdikleri mamayla besledi. Hatta Fatma Hanım’ın gözleri de doldu, duygulandı… – Bak Fatmacığım, işte seni bu yüzden seçtim, yufka yüreklisin. Dinle şimdi, – dedi Şevket yakına sokulup, – Evimize ikisini de alalım mı? Ve… Bana varır mısın Fatma? Bak ben hayatımda hiç evlenmedim çünkü senin gibi birini aradım. Ver elini, daha iyi yaşayacağız, hiç şüphen olmasın. Arabam var, iki tane dairem var. Elif’i evlendirdiğimizde birinde o kalır. Diğerini de satarız, ama düzgün kiracı olsun yeter. Hadi Fatma, belki çocuklarımız da olur! Hem bak kediyle köpek de evimizde, ne dersin kabul et, Fatma! – Kabul et anne! – tam anlamasa da, Elif hemen bağırdı. Şevket güldü, – Bak herkes razı, hadi sen de karar ver! – Ya ne diyorsun Şevket, şaka mı yapıyorsun? – şaşırdı Fatma. Ama komşusu aslında hoş adammış, hem hayvanlara da kıyamamış. Fatma Hanım “Beni de kim ister ki?” diye düşünürken, Şevket sarılınca kalbi neşeyle çarpmaya başladı. – Bir düşüneyim hele, ciddisin galiba, bak bakalım nazara geliriz! – dedi kızararak Fatma. – Tabii düşün, acelemiz yok. Ben kediyi yanıma alayım, siz de köpeği. Yarın Mırnav’la haber beklemeye geleceğiz. Değil mi Karabaş, sen de oraları toparla! – diye Karabaş’a seslendi Şevket, köpek de mutlu mutlu havladı… Şevket Fatma’yı Evliliğe Razı Etti Bir ay sonra tüm apartman düğünlerini birlikte kutladı. Hazırlık Fatma’nın evinde, düğün yemeği ise Şevket’in “bekar evi”nde yapıldı. Mırnav ve Karabaş yeni sahiplerinden hiç ayrılmadı, hayvanlar iyi insanları hisseder ve bırakmazlarmış zaten. Bir yıl sonra Fatma’yla Şevket’in ikizleri oldu: Zeynep ve Murat. Mırnav ve Karabaş artık görevli: çocukları gözetliyorlar. Büyük ailede herkese iş var. En güzeli de, böyle kocaman ve sıcacık bir ailede mutluk eksik olmuyor! Çocuklar da huzurlu, hayvanlar da mutlu Hele ki evde bir kediyle köpek daha varsa!

Bir sebep bulup evlenme teklifi ettim. Günlük

Bugün pek içimden geldi, yazmak istedim. Desteğiniz, beğenileriniz, yorumlarınız ve takipleriniz için gönülden teşekkür ederim; çocuklarım ve beş kediciğim adına da bağışlarınız için ayrıca minnettarım.
Lütfen beğendiğiniz hikâyeleri sosyal medyada paylaşın, yazarın yüreğine su serpersiniz!

– Kızın nesli bir köpek mi istiyordu? – diye sordu bir gün karşı komşum, mahalleden Sevgi Abla.

– Çok istiyor ama fazladan paramız yok ki. Başımızda kimse yok, kendi kendimize geçiniyoruz, – dedim. Komşum ise gülümsedi: – Ben de tam ona göre bir köpek vereceğim, hem de bedava, hadi gel bak.

Tabii, kızım Selin okuldan erken gelmişti o gün, duyar duymaz tutturmaya başladı:

– Anne, ne olur gidelim, bedavaymış işte! Söz veriyorum, hem derslerimde hep beş alacağım, hem de köpekle hep ben ilgileneceğim, anne ne olur!

– Ah be Yavuz, bu ne şimdi! Kızın aklını karıştırıyorsun, sonunda olan bana oluyor, – diye söylendim içimden, ama aslında gülümsüyordum.

– Asuman, bir de bana o gözle bak, ondan sonra kız. Ben kötü adam değilim, çalışkanım, doğru düzgün biriyim, sadece yalnızım o kadar!

– Hadi oradan Yavuz, ne bakacağım sana! Ben seni bilmiyor muyum, benden yedi yaş küçüksün, ben lisedeyken sen daha ortaokula gidiyordun. Akıllı ol! – diye çıkıştım, ama o da lafını esirgemedi.

– Şimdi aramızda yaş farkı kalmadı ki. Baksana, ensenden azıcık uzun boyum, üstelik senden daha güçlüyüm! – Yavuz bana sarıldı hafifçe,

– Bak Selin, annen benden kısa, güçsüz bile! Gördün mü?

– Ama sen de aklı kıt, kızının yanında sarılıyorsun bana, – dedim ve kendimi kurtardım zar zor.

– Ya işte ben de onu diyorum, senin gibi akıllı birine ihtiyacım var, o yüzden hep içimde yara…

– Yeter artık, köpeğe bakmaya gidecek miyiz, yoksa gitmeyecek miyiz? – dedi Selin neredeyse ağlayacak gibi.

– Hah işte! Böyle bir köpeği nereden bulacaksınız? Hem de bedava ve dünyalar tatlısı. Onun da çok ilginç bir hikâyesi var. Hadi gidip gösterelim mi? – Yavuz’un sesi çok sır doluydu. Selin de hemen elimi tuttu, tutturdu:

– Anneee, söz vermiştin!

Yavuz gözlerinden Asuman’ın kararsız olduğunu anlamıştı, aceleyle atıldı:

– Ben arabayı çalıştırıyorum, ev çok yakın zaten. Hiç pişman olmayacaksınız!

Etrafa bakarak iç çektim ve Seline seslendim:

– Hadi o zaman, küçük köpek diyorlar, ama bak, eğer derslerin kötü olursa

Yol boyunca Selin hep sordu: – Anne, köpek mutlu mu? Adı ne? Yavuz Abi, çok kaldı mı oraya?

Sonunda eski bir apartmanın önünde durduk.

– Bu, rahmetli annemin evi. Kiraya vermiştim ama pek şanslı olmadım. Evi bugün görsen üzüleceksin; dün kiracılardan para almaya geldim ki, şok oldum!

Ev tam bir harabeydi. Her yerde dağılmış bakliyat poşetleri, boş bisküvi kutuları ve buruşmuş, kokan konserve kutuları. İki gariban; biri sarı gözlü, gri bir kedi; diğeri karışık, tüyleri birbirine girmiş bir köpek, yan yana, birbirine sarılmış oturuyordu.

Çamur içindeydiler ama vazgeçmemişlerdi talihsiz yazgılarından.

– Bir aydır gelmemiştim, sadece kira için uğradım. Ne göreyim! – diye coşkuyla anlatıyordu Yavuz.

Mahalledekiler, evde kalan iki genç kadının birkaç hafta önce bir gece sessizce taşındığını söylemiş. Kiralarını da ödememişler. Kediyi ve köpeği ise kapalı evde, kendi kaderlerine terk etmişler. Aç ve susuz kalmış, kaderlerine mahkûm bırakılmışlar.

– Nasıl dayanabilmişler? – diye korkuyla sordu Selin.

Yaşama savaşı dağınık eve izini bırakmıştı. Açlıktan köpek ve kedi bulabildikleri her şeyi yemişti. Bisküvi ve şekerleri ilk gün bitirmişler, makarnalara, mısır gevreklerine geçmişler. Şans eseri açılmış konserve ve süt torbalarını da silip süpürmüşler. Ne buldularsa yemişler işte!

Bir de su meselesi var tabii. Muhtemelen kedi ya kazara açtı, ya da öğrenmiş, banyodaki musluğu hafifçe akmaya bırakmış. Şans işte, musluk tam açılmadı, yoksa alt kata sel basacak; belki daha erken kurtulurlardı bile

Yavuz hemen kediyi ve köpeği beslemeye başladı. Selin, koşup ikisini de okşadı, yanında getirdiği mamayla doyurdular garipleri.

Benim de gözlerimde yaşlar birikti.

– Bak, doğru düşünmüşüm senin hakkında Asuman, senin gibi bir kadın için sözümde dururum, – dedi Yavuz alçak sesle, Selin köpek ve kediyi avucuna alıp doyana kadar sevip beslerken. – Hadi ikisini de alalım mı eve? Asuman, bana evet der misin? Ben bugüne kadar bu yüzden evlenmedim, sırf senin gibi birini bulamadım. Evlen benimle, çok mutlu olacağız. Arabam var, iki evim var, Selin de büyüyünce birini ona vereceğiz, birini de iyi kiracılarla doldururuz. Evlen benimle Asuman, belki bizim de çocuklarımız olur, huzurlu mutlu yaşarız. Hem artık kedimiz, köpeğimiz de var; her düzgün evde olduğu gibi, hadi kabul et!

– Kabul et anne! – Konuşmaların tümünü anlamasa da, Selin sevinçle bağırdı.

Yavuz gülerek ekledi:

– Görüyor musun, herkes razı, sıra sende!

– Saçmalama Yavuz, gerçekten ciddi misin? – diye utandım birden.

Yavuz yakışıklı, iyi kalpli bir adam. Hayvanları da atmamış, sahiplenmiş, korumuş. Aslında kendi kendime düşünürdüm, biri bana evlenme teklif etse acaba ne hissederim diye. Henüz alışmadan, bir de Yavuz kollarını tekrar sarınca, yüreğim küt küt attı.

– Biraz düşüneceğim, şakacı seni! – dedim, yüzüm kızardı.

– Tamam, düşün tabii. Ben onu alıp eve götüreyim, size de köpek kalsın. Yarın ben ve Minnoş haber almak için uğrarız ama, sen de Barboşla etrafı topla, – deyip köpeğe seslendi, o da sanki anladı, havladı.

Yavuz sonunda beni ikna etti; ona evet dedim.

Bir ay sonra, bütün apartman toplandık, düğün ettik.

Yemekler benim evde hazırlandı, masalar ise Yavuzun evindeydi, çünkü orası daha genişti.

Minnoş ve Barboş yeni sahiplerinden hiç ayrılmadı; hayvanlar hep iyi insanların yanında kalmak ister biliyoruz.

Bir yıl sonra Yavuzla ikizlerimiz oldu; Duygu ve Efe.

Minnoş ve Barboş şimdi de çocuklara göz kulak oluyor. Büyük ailede herkese bir görev mutlaka var.

Ve en önemlisi, büyük ve mutlu ailede, mutluluk da bol oluyor!

Çocukların mutluluğu bir başka; bir de evde kediyle köpekle şenlik varsa, tadından yenmez!

Rate article
Lifequest
Bir Bahane ile Evlilik Teklifi Ettim: Hayatın İçinden Sıcak Bir Aile Hikayesi, Birlikte Kurtarılan Bir Köpek ve Kedi ile Mutlu Son Destekleriniz, beğenileriniz, güzel yorumlarınız ve özellikle de beş minnoş kediciğim ile bana gönderdiğiniz bağışlar için çok teşekkür ederim. Hikayeleri beğendiyseniz lütfen sosyal medyada paylaşmayı unutmayın, yazarı çok mutlu edersiniz! – Kızın ırkı köpek mi istiyordu? – diye bir gün komşusu sordu bir kadına – İstiyordu ama fazladan paramız yok, başımızda kimsemiz de yok, – dedi kadın. Ama komşusu gülümsedi, – Bedavaya veririm, hadi gidelim. Tesadüf bu ya, kızı Elif zaten okuldan gelmişti, duyar duymaz yapıştı annesine, – Anne, hadi gidelim bak bedava diyor, anne! Söz veriyorum, yürüyüşe ben çıkaracağım, derslerim de hep beş olacak, vallahi söz anne! – Ah be Şevket, nedir bu yaptığın? Kızın aklını karıştırdın, ben sonra uğraşıyorum, – diye söyleniverdi Fatma Hanım. – Önce bir bana dikkatlice baksaydın Fatma, sonra söylenirdin. Adam akıllı, dürüst ve çalışkanım. Her şeyim yerinde, tek eksiğim hayat arkadaşım! – dedi Şevket. – Ayol, Şevket, sana mı bakacağım? Ben seni tanımıyor muyum? Ben senden yedi yaş büyüğüm, ben liseyi bitirdiğimde sen hâlâ ilkokuldaydın, kendine gel, – diyerek kızdı Fatma Hanım. – Ama şimdi aramızda fark kalmadı, bak sen bana ancak omuzuma geliyorsun, ben de senden kuvvetliyim! – Şevket yaklaşınca, Fatma’yı hafifçe kucakladı, – Bak Elif, annenin ne kadar altında ve ne kadar güçlüyüm görüyorsun değil mi! – Ama sen de akılda zayıf kalmışsın, yanında kızın varken sarılıyorsun, – deyip zor kurtuldu Fatma. – İşte ben de onu söylüyorum, benim de tek eksiğim sensin Fatmacığım, yandım tutuldum sana, – şikayetli bir gülümsemeyle Şevket dedi. – Yeter artık, köpek almaya gidiyor muyuz gitmiyor muyuz? – diye ağlamaklı bir sesle Elif sordu. – Bak, bak, nerede bulacaksın böyle cins köpeği, hem de bedavaya. Hem bir hikâyesi var, hele bir gelin gösteririm, – diyerek Şevket gizemli bir havayla konuştu, Elif de annesinin koluna sımsıkı sarıldı, – Ne olur anne, söz verdin! Şevket, Fatma’nın gözlerindeki tereddüttü okuyunca telaşlandı, – Ne diyorsun, arabayı çalıştırayım mı? Çok yakın, pişman olmazsınız! Fatma Hanım, komşusuna eğri bir bakış attı, sonra iç çekip kızına dedi ki, – Tamam, ama küçük bir köpek diyorlar, bak eğer derslerin kötüleşirse… Elif bütün yol boyunca heyecanlı heyecanlı sordu, – Köpek eğlenceli mi? Adı ne? Şevket amca çabuk gidelim mi? Sonunda eski bir eve geldiler. – Rahmetli annemin dairesi, kiraya veriyordum ama işler sarpa sardı. Kusura bakmayın içerisi dağınık, dün kiracılara para istemeye geldim, tabloyu görünce şok oldum… Ev gerçekten harabe gibiydi. Pek çok dağılmış paket, bayatlamış bisküvi kutusu, buruşmuş konserve kutuları arasında omuz omuza, biri sarı gözlü gri kedi, diğeri tüylü sevimli bir köpek, korkmuş oturuyorlardı. Kirliydiler, pasaklıydılar ama başlarına gelen onca zorluğa rağmen umudu hiç yitirmemişlerdi. – Bakın şunlara, – gergin fakat keyifli bir şekilde anlatmaya başladı Şevket, – Bir ay uğramamıştım eve, para istemeye geldim, bir baktım böyle! Komşular, iki genç kızın evi sessizce terk edip kirayı da ödemeden gittiğini anlatmış. Kediyle köpeği ise “lüzumsuz” diye evde bırakıp gitmişler. Hayvanlar aç ve susuz, dairede günlerce kilitli kalmış. Kurtulup kurtulamayacaklarını bilmeden beklemişler. – Nasıl hayatta kalmışlar? – diye korkuyla sordu Elif. Evde yaşam mücadelesinin izleri her yerdeydi. Aç kalan köpek ve kedicik, buldukları her şeyi yemişler. Bisküvi ve şekerleri hemen bitirmişler, makarna yemişler, hatta paket arpa ve yulafı kemirmişler. Kaçak konserve ve sütleri bile açıp bir şekilde yemişler. Ve en önemlisi su… Kedi ya musluğu açmayı biliyordu ya da şansa açtı. Neyse ki sonuna kadar değil yoksa evi su basardı… Eh, öyle olsa daha çabuk kurtulurlardı! Şevket doğru kızı bulmuştu, Elif hemen köpek ve kedinin yanına gidip sahiplenip, beraber getirdikleri mamayla besledi. Hatta Fatma Hanım’ın gözleri de doldu, duygulandı… – Bak Fatmacığım, işte seni bu yüzden seçtim, yufka yüreklisin. Dinle şimdi, – dedi Şevket yakına sokulup, – Evimize ikisini de alalım mı? Ve… Bana varır mısın Fatma? Bak ben hayatımda hiç evlenmedim çünkü senin gibi birini aradım. Ver elini, daha iyi yaşayacağız, hiç şüphen olmasın. Arabam var, iki tane dairem var. Elif’i evlendirdiğimizde birinde o kalır. Diğerini de satarız, ama düzgün kiracı olsun yeter. Hadi Fatma, belki çocuklarımız da olur! Hem bak kediyle köpek de evimizde, ne dersin kabul et, Fatma! – Kabul et anne! – tam anlamasa da, Elif hemen bağırdı. Şevket güldü, – Bak herkes razı, hadi sen de karar ver! – Ya ne diyorsun Şevket, şaka mı yapıyorsun? – şaşırdı Fatma. Ama komşusu aslında hoş adammış, hem hayvanlara da kıyamamış. Fatma Hanım “Beni de kim ister ki?” diye düşünürken, Şevket sarılınca kalbi neşeyle çarpmaya başladı. – Bir düşüneyim hele, ciddisin galiba, bak bakalım nazara geliriz! – dedi kızararak Fatma. – Tabii düşün, acelemiz yok. Ben kediyi yanıma alayım, siz de köpeği. Yarın Mırnav’la haber beklemeye geleceğiz. Değil mi Karabaş, sen de oraları toparla! – diye Karabaş’a seslendi Şevket, köpek de mutlu mutlu havladı… Şevket Fatma’yı Evliliğe Razı Etti Bir ay sonra tüm apartman düğünlerini birlikte kutladı. Hazırlık Fatma’nın evinde, düğün yemeği ise Şevket’in “bekar evi”nde yapıldı. Mırnav ve Karabaş yeni sahiplerinden hiç ayrılmadı, hayvanlar iyi insanları hisseder ve bırakmazlarmış zaten. Bir yıl sonra Fatma’yla Şevket’in ikizleri oldu: Zeynep ve Murat. Mırnav ve Karabaş artık görevli: çocukları gözetliyorlar. Büyük ailede herkese iş var. En güzeli de, böyle kocaman ve sıcacık bir ailede mutluk eksik olmuyor! Çocuklar da huzurlu, hayvanlar da mutlu Hele ki evde bir kediyle köpek daha varsa!