Yerinde Karar: Doğru Seçimi Yapmanın Önemi

Gece serin, pencerenin dışı hâlihazırda ekim ayının gri bulutlarıyla kaplanmıştı.

Ayşe Yıldız, oturduğu eski ahşap koltukta şöminenin hafif alevlerini izlerken, elinde tığları çevirmekteydi. Kocası Mehmet, masada not defteriyle dalgın bir şekilde karalamalar yapıyor, zaman zaman alınını ovuşturuyordu. Evde alışılmış sakinlik hâkimdi; tek ses, odanın köşesindeki eski duvar saatinin takırtısı ve ara sıra odunların çıtırtısıydı.

Aniden kapı çarptı.

Kapı menteşesinin çığlığı, iki ebeveyni de bir an için titretmişti.

Kapının önünde, kızları Şebnem, yani Şeb, duruyordu. Yanakları kızarıp kızarmış, gözleri ışıldıyor, dudakları bir gülümsemenin içinde çarpıcı bir heyecan taşıyordu.

Anne, baba, harika bir haberim var! diye bağırdı.

Ayşe birbirine bakarak tığlarını yavaşça bıraktı, Mehmet ise gözlerini kızıdan ayırmadan elindeki defteri bir avuçla kapattı.

Buyur, söyle bakalım, diye sakince, içinde bir şeylerin yanlış gideceği hissiyle suskun bir sesle yanıtladı.

Şeb bir adım öne çıktı, geniş bir gülümsemeyle.

Üniversiteyi bırakıyorum!

Oda bir anda suya batmış gibi ağır, boğucu bir sessizliğe gömüldü.

Ne?! diye çığlık attı Ayşe, tığı ellerinden kayıp çınlayan bir sesle yere düştü.

Akıldan mi kaçtın? diye bağırdı Mehmet, sandalyesinden hızla kalkarak.

Şeb sadece kahkahayla sallandı, ellerini havaya kaldırarak sanki abartıyorlarmış gibi bir jest yaptı.

Yine panik ettiniz! Ben sadece sıradan bir şey değil, hayatımın işini buldum! dedi.

Ne iş? diye Ayşe koltuk kollarını sıkı tutarak, tırnakları beyaza çalan bir çığlık çıkardı.

Şeb derin bir nefes aldı, gözleri daha da parladı.

Ben bir gezgin olacağım!

Silence bir kez daha çöküşün ağırlığını taşıdı.

Ne? diye Mehmet kelimeleri, adeta yakıcı bir ateş gibi hissetti.

Evet! Basit. Otostopla dünyayı dolaşacağım, hostellarda kalacağım, çalışacağım, insanlarla tanışacağım, bir blog tutacağım diye haykırdı.

Ayşe soluklaştı.

Şeb, bu tam bir saçmalık! diye bağırdı.

Neden? diye kız kaşlarını çatarak sordu. Bu özgürlük!

Özgürlük mü? diye Mehmet dişini sıkarak yanıtladı. Bu delilik! Ne olacağını hiç düşünmüyorsun!

İlk başta zor olur, biliyorum, diye omuz silkti Şeb. Ama yalnız değilim. Siz bana yardımcı olacaksınız, değil mi?

Nasıl? diye anne ayağa fırladı, sesi titredi.

Para en azından ilk aylarda. dedi Şeb, gözleri umutla parıldadı. Ayakta durana kadar bana destek olun.

Yani, gerçeklikten kaçmanızı finanse etmemizi mi istiyorsunuz? diye Mehmet taş gibi bir yüz ifadesiyle durdu.

Başka ne yapalım? diye Şeb şaşkınlıkla sordu. Siz benim anne babamısınız!

Ayşe göğsüne elini koydu.

Şeb Sana çok şey yatırdık, çok umut bağladık

Ben de kendi hayatımda hakka sahip değil miyim? diye bağırdı.

Hakkin var, dedi Mehmet birden, çelik gibi bir sesle. Ama gerçekten yetişkin ve sorumlu isen, sorunlarını kendin çöz.

Şeb bir an sessizleşti.

Yani bana yardım etmeyi reddediyor musunuz? diye sordu.

Hayır, sonuçların sorumluluğundan seni korumaya çalışmıyoruz, diye cevap verdi Mehmet.

Şeb bir kez daha derin bir nefes aldı, gözleri yanan bir ateş gibi parladı.

Peki, sorun değil! Ben siz olmadan da hallederim! diye bağırdı ve kapıyı öyle bir çarptı ki duvarlar titreşti.

Oda ağır, boğucu bir sessizliğe büründü.

Ayşe koltuğa çöktü, elleri titredi.

Tanrım ne yaptık? diye mırıldandı.

Hiç bir şey, dedi Mehmet, ağır bir ses tonuyla oturdu. Sadece ona bir düşünme şansı verdik.

Ertesi sabah, Şeb kahvaltıya gelmedi.

Ebeveynler sessizce kahve içip, kapıyı gözetleyerek bir ses duymamaya çalıştı.

Tam o an kapı aniden açıldı.

Şeb solgun, gözlerinin altında koyu halkalar, dağınık saçlarıyla içeri girdi, sanki bütün gece uyanık kalmıştı.

Ben vazgeçtim, diye fısıldadı.

Ayşe gözyaşlarıyla neredeyse çökebilirdi.

Şükür, dedi Mehmet, sesi hafifçe yumuşadı.

Bütün gece uyuyamadım, diye Şeb masaya oturdu, sesi neredeyse bir fısıltı gibiydi. Düşündüm de eğer gerçekten başaramazsam? Aldanırsam, soyulursam, bir yerde terk edilirim diye korktum.

Mehmet sessizce kahve makinesine uzandı. Sıcak, siyah akıntı ince bir fincana doldu, buhar soğuk sabah havasında dalgalandı. Fincanı nazikçe Şebe uzattı; bu basit hareket, içinde bir çok söylenmemiş anlayışı barındırıyordu.

Yine de üniversiteye devam etmeye karar verdin mi? diye sordu, sesindeki yumuşaklık alışılmış sertliğinden çıkmıştı.

Şeb fincana iki elini sararak, ılık kahveyi yavaşça içti, ardından derin bir nefes aldı, omuzları hafifçe çöktü.

Evet ama hâlâ seyahat etmek istiyorum, dedi, gözlerinde yeni bir olgunluk parladı. Sadece şimdi değil. Önce bir istikrar olsun. Gerçekten yarınlarıma güvenebileceğim bir temel.

Mehmetin dudakları ince bir gülümsemeye dönüştü. Gözlerinde bir baba gururu, belki de bir rahatlama parmağı vardı.

Bu zaten mantıklı, dedi, sözleri bir övgü gibi çınladı.

Ayşe dayanamadı, ayağa kalkıp kızının omuzlarına sarıldı. O an öyle bir şefkatle doluydu ki Şeb istemsizce annesine yaslandı, bedeninin titremesi bir sır gibi ortaya çıktı. Ayşe saçlarını okşadı, her dokunuşı Her şey yoluna girecek, canım evlat diye fısıldıyor gibiydi.

En önemlisi, anladın, diye fısıldadı Ayşe, sesi hafifçe titredi.

Dün yaptığım şey için özür dilerim, diye Şeb mırıldandı.

Hiç sorun değil, dedi anne, gözleri pırıl pırıl parladı. Mantıklı kararlar vermek doğal.

Oda bir kez daha sessizliğe büründü; fakat bu sefer gerilim yerine huzur hâkimdi. Güneş ışınları perdelerden süzüldü, fincanda kahvenin yüzeyinde bir parıltı yarattı. Mehmet kaşığını şekerlikten çarparak bir ses çıkardı; bu sıradan ev sesi, evin normalliğini geri getirdi.

Kahvaltı, alışılmışın dışına çıkan bir sakinlikle sürdü. Şeb yavaşça omletini çiğneyerek ev yemeklerinin tadını yeniden öğreniyormuş gibi gördü. Mehmet gazeteyi karıştırdı, bakışları ara sıra Şebe takıldı. Ayşe ise kahvesini yudumladı.

Demek üniversiteye geri döneceksin? diye anne dikkatlice sordu.

Şeb çatalını bıraktı, gözlerinde kararlılık parladı.

Evet. Bırakmanın aptalca olduğunu anladım. Ama bir bölüm değişikliği istiyorum. Hukuk sizin seçiminiz, benim değil, dedi.

Mehmet gazeteyi bıraktı. Peki, ne okumak istiyorsun?

Gazetecilik ya da uluslararası ilişkiler. Sonra yurt dışına yasal bir sözleşmeyle, bir ajans üzerinden çalışmak, diye gözleri yeniden ateşle yanıp söndü.

Sessizlik bir kez daha çöktü, ama bu sefer düşünceli, kabullenmiş bir sessizlikti.

Mehmet ilk konuştu. Bu mantıklı. dedi, başını sallayarak. Pazartesi dekanı ziyaret edelim, bölüm değişikliği için ne yapabileceğimizi görelim.

Ayşe aniden kahkaha attı. Maral Hanım ne der ki, biliyorsun! O, senin savcı olacağını düşünüyordu!

Şebin yüzünde ufak bir gülümseme belirdi. Maral Hanım da kendine savcı olmayı denesin, elli beş yaşında.

Hep birlikte kahkaha attılar; bu, son günün gerçek bir neşesi gibiydi.

Yazın ise, diye Şeb birden ekledi, eğer siz izin verirseniz, iki haftalık bir Avrupa gönüllülük programına katılmak istiyorum.

Ebeveynler birbirlerine baktı.

Bu diye Ayşe başlamaya çalıştı.

Otostopsuz, diye Şeb çabuk ekledi. Gidiş-dönüş biletleriyle, her zaman açık bir telefonla.

Mehmet derin bir nefes aldı, gözlerinde bir onay ışığı belirdi. Anlaştık. Ama önce dersler, sonra ciddi bir hazırlık.

Şeb telefonunu eline aldı ve numarayı çevirdi. Alo, Kıymet? Ben vazgeçtim hayır, bırakmıyorum Bak, bir beraber İspanyolca kursuna kaydolalım mı?

Ayşe, Mehmete baktı ve gülümsedi. O sabah ışıkları altında, yarım dolu kahvelerinin yanında, kızlarının sadece geri dönmediğini, büyüdüğünü gördüler. Ve bu, belki de hayatın en büyük yolculuğuydu.

Rate article
Lifequest
Yerinde Karar: Doğru Seçimi Yapmanın Önemi