Kayınvalide çoktan planını yapmış gibi evine taşınmamızı teklif etti.
Çok teşekkür ederiz, teklifiniz için gerçekten minnettarız. Ama biz kabul etmeyeceğiz, dedim.
Kayınvalidemin yüzü bir anda uzadı.
Nedenmiş o? Yoksa gurur mu yapıyorsunuz?
Yok, gurur değil. Bizim düzenimiz oturdu, hayatımız belli bir sıraya girdi. Çocuklar için yıl ortasında okul değiştirmek büyük stres olur. Alıştık artık, üstelik evimiz yeni, her şeyimiz taze, ferah.
Sizinse Elif duraksadı, en doğru kelimeleri aradı, fakat dürüst olmaya karar verdi. Sizin evde değerli anılarınız, kıymetli eşyalarınız var. Çocuklar küçük, illa ki bir şeyleri kırıp dökerler, kirletirler. Bu stres niye, gerçekten anlamıyorum.
İş çıkışı eve döndüğünde eşi, Ömer, holde bekliyordu. Belli ki yolunu gözlemişti.
Elif ayakkabılarını çıkarıp sessizce giyinme odasına geçti, üstünü değiştirdi, sonra mutfağa yöneldi. Ömer de suskun bir şekilde arkasından geldi.
Elif dayanamadı:
Yine mi başlayacaksın? Bak, söyledim: olmaz!
Ömer derin bir nefes aldı.
Annem bugün yine aradı. Tansiyonum çıktı, diyor. Orada tek başına zorlanıyormuş, dedemle babaannem çok yaşlandı, çocuk gibi huysuzlar artık. Tek başına baş edemiyor diyor.
Ee, ne yapalım? dedi Elif, öfkesini bastırmaya çalışıp bir yudum soğuk su içerek. Bahçede yaşamayı kendi istedi.
Evini kiraya veriyor, para kazanıyor, oksijen bol. Mutluydu orada.
Mutluydu da gücü varken iyiydi tabii. Şimdi hayat zorlaşınca yakınmaya başladı. Neyse Ömer bir an durakladı. Bize, Benim eve, üç odalıya taşının, dedi.
Elif eşine bakıp bir anda bağırdı:
Hayır!
Daha nedenini bile dinlemeden hayır dedin! diye çıkıştı Ömer. Bak, semt efsane; senin ofise on beş, benimkine yirmi dakikalık yol. Okul hemen karşıda, kreş de apartmanın içinde. Trafikte boğuşmayız.
Bu evi kiraya verirsek, kredinin ödemesi de kendiliğinden olur, hatta üstü bile kalır.
Ömer, ne dediğinin farkında mısın? Elif ona yaklaşıp gözlerinin içine baktı. Biz burada iki buçuk yıldır yaşıyoruz.
Her prizi kendim seçtim evde! Çocukların arkadaşları buradaki apartmanda. Sonunda kendi yuvamıza kavuştuk, burası bizim evimiz!
Ev neresi olursa olsun, zaten eve sadece uyumaya geliyorsun! İşten eve iki saatte geliyoruz! diye savundu kendini Ömer. Orası eski apartman, yüksek tavanlı, duvarlar taş gibi, komşu sesiyle uyanmazsın.
Ve yıllar önce yapılan tadilatıyla diye araya girdi Elif. Unuttun mu nasıl küf kokuyordu? Hem en önemlisi, o ev bizim değil, Ayşe Hanımın evi.
Annem, Benim işim olmaz, bahçede yaşamaya devam edeceğim, sadece gözüm arkada kalmasın, dedi.
Elif acı acı gülümsedi.
Ömer, sen bazı şeyleri çabuk unuttun galiba! Biz bu evi nasıl aldık, hatırlamıyor musun?
Ömer gözlerini kaçırdı. Tabii ki hatırlıyordu. Yedi sene boyunca kiralık evlerde sürünmüşlerdi. Her kuruşu biriktirmişlerdi.
Peşinatı denkleştirince Ömer annesine gitmişti. Plan basitti: annesinin büyük üç odalı evini merkezi bir yerde ikiye bölüp ona iyi bir iki oda, kendilerine de düzgün bir daire alınacaktı.
Ayşe Hanım o zamanlar başını sallamış, Tabii ki çocuklarım rahat etsin, demişti.
Hatta uygun ilanlara bile bakılmıştı. Hep birlikte hayaller kurulmuştu. Ama tam tapuya gidecekleri gün Ayşe Hanım arayıp şöyle demişti:
Hatırlıyor musun söylediğini? diye sordu Elif. Mahallem çok nezih, komşularım kaliteli insanlar. Sizin o yeni sitelere, inşaat tozuna uyamam ki ben, istemem
Sonuçta bankadan kredi çekmiştik, deli faizlerle şehrin dışında bu daireyi aldık. Kendi başımıza, annemin prestijli metrekarelerine hiç bulaşmadan!
O zaman korktu, değiştirmek istemedi belki yaşından mırıldandı Ömer. Şimdi ise yalnız. Torunlarını yakınında istiyor.
Torunlarını yakınında mı? En fazla ayda bir biz gidiyoruz oraya, yarım saat geçmeden başım ağrıdı, çok ses oldu diyip bizi uğurluyor.
Altı yaşındaki Ali mutfağa koşarak girdi, peşinden dört yaşındaki Zeynep topukluyordu.
Anne, baba acıktık! diye haykırdı Ali. Zeynep benim uçağımı bozdu! Üç saat uğraştım, hemen kırdı
Yalan! diye bağırdı Zeynep. Kendi düşürdü!
Elif derin bir nefes aldı.
Eller yıkansın. Hadi, akşam yemeği zamanı. Baba makarna yaptı mı?
Yaptım, diye mırıldandı Ömer. Bir de sosis var.
Çocuklar sandalye çekerken, Elif sofrayı hazırlerken konu orada yarım kaldı. Gece çocuklar yatınca tekrar açıldı.
***
Cumartesi günü bahçedeki eve gitmek şart oldu. Ayşe Hanım sabah erkenden arayıp sesi kısık halde “Dedenin ilaçları bitti, benim de kalbim sıkışıyor” dedi.
Trafikte bir buçuk saat geçti. Ayşe Hanım onları bahçede, şık bir fularla karşıladı. Altmış üç yaşında olmasına rağmen göz alıcıydı: topuz yaptığı saçları, bakımlı elleri, neşeli atkısı vardı.
Oh, geldiniz sonunda dedi yanağını uzatarak. Elifciğim biraz kilo mu aldın? Yoksa bluz mu bol geldi?
Size de merhaba Ayşe Hanım, bluzum bol, diye geçiştirdi Elif alıştığı bu alaya.
Salona geçtiklerinde kayınvalidenin anne ve babası televizyonun başında uyuya kalmışlardı.
Elif selam verdiyse de başlarını ekrandan kaldırmadan zar zor karşılık verdiler.
Çay içer misiniz? diye sordu Ayşe Hanım mutfağa yürüyerek. Bisküvi var ama biraz bayat… Markete gitmeye halim kalmıyor.
Biz pasta getirdik, diyerek kutuyu masaya koydu Ömer. Anne, hadi açık açık konuşalım. Ev meselesini konuşalım
Ayşe Hanım birden canlandı.
Evet, Ömerciğim. Artık gücüm kalmadı. Elbette bahçe, doğa güzel, büyükler de yalnız bırakılmaz. Ama kışları burası çok sıkıcı. O ev bomboş duruyor, başkaları kullanıyor, her şeyimi bozuyorlar. İçim yanıyor resmen!
Ama kiracıların ailesi düzgün insanlar, diye araya girdi Ömer.
Düzgünmüş! Geçen gittiğimde perdeyi yamuk takmışlar. Evin kokusu da değişmiş. Benim gibi değil!
O yüzden diyorum ki, siz orada o küçük evde niye sürünüyorsunuz? Gelin benim evime, yer bol!
Elif, Ömer’e baktı.
Ayşe Hanım, siz nerede yaşamayı düşünüyorsunuz? diye sordu doğrudan.
Ayşe Hanımın kaşları yukarı kalktı.
Nerede olacak? Burada tabi, anne-babamla. Arada sırada şehre giderim, tahlil verir, tanıdık doktorlara uğrarım. Hemen her doktoru tanıyorum oradaki sağlık ocağında.
Arada sırada derken ne kadar yani? diye ısrar etti Elif.
Haftada iki kere diyelim ya da hava bozuksa bir hafta kalırım. Zaten kendi odam var, kimseye vermeyin, büyük odada çocuklar kalır. Benim odam öylece dursun. Ne olur ne olmaz.
Elifin sabrı taştı.
Yani siz diyorsunuz ki, biz üç oda eve taşınalım ama bir odayı kilitleyelim, siz gelince oraya yerleşin, biz de çocuklarla iki odada kalalım?
Kilitlemek niye? dedi şaşkın Ayşe Hanım. Kullanabilirsiniz. Yeter ki eşyalarıma dokunmayın. Vitrin, kristal bardaklarım, kitaplarım yerli yerinde dursun.
Ömer hatırlatınca Kütüphaneye de dokunmayın bak! dedi.
Ömer sandalyesinde huzursuzca kıpırdandı.
Anne, biz taşınırsak evin düzenini kurmamız lazım. Çocuklara yatak odası yapmamız gerek…
Gerek yok! Orada açılır kapanır bir kanepe var, baban aldıydı, hâlâ sağlam. Para harcamaya ne gerek var?
Elif ayağa kalktı.
Ömer, dışarı çıkalım mı biraz?
Cevap beklemeden bahçeye çıktı. Ömer de kısa sürede peşinden geldi.
Duydun mu? diye fısıldadı Elif kızgınlıkla. Kanepe değişmesin, Odam benim, Haftada bir gelirim. Ne demek istediğini anladın mı?
Elif, sadece değişikliklerden korkuyor…
Hayır, Ömer! Biz sadece ücretsiz bekçi olacağız! Bir dolabı bile oynatamayacağız! İstediği zaman anahtarıyla içeri dalacak, bana perdeyi nasıl asacağımı, masa örtüsünü nasıl sereceğimi, çorbayı nasıl pişireceğimi gösterip duracak!
Ama işe daha yakın oluruz dedi Ömer, zayıf bir sesle.
Umurumda bile değil! Ben trafik çilesine razıyım ama akşam kendi evime, kendi yönetimime dönmek isterim.
Ömer sessiz kaldı, başı önünde. Tabii ki anlamıştı. Sadece kolay çözüm cazip gelmişti.
Ayrıca, Elif kollarını göğsünde kavuşturdu, O ev işinde bizi yarı yolda bırakmadı mı? Prestij uğruna bizim hayallerimizi umursamadı. Şimdi canı sıkılıyor, bize yakın olsun diye arıyor. Bize yeşil ışık yaktı ama asıl derdi yalnız sıkılmak!
Tam o sırada evin kapısı açıldı, Ayşe Hanım belirdi:
Ne konuşuyorsunuz orada, fısır fısır?
Elif ona döndü:
Size yük olmaz, taşınmayız.
Aaa, saçmalamayın! Ömer, niye bir şey demiyorsun? Eşin söylüyor, sen onaylıyorsun öyle mi?
Ömer başını kaldırdı.
Anne, Elif haklı, dedi kararlı bir şekilde. Biz taşınmayacağız. Kendi evimiz var.
Ayşe Hanım dudaklarını büzdü. Kaybettiğini anlamıştı ama belli etmek istemiyordu.
Yazık oldu. Ben iyiliğiniz için istedim. Hadi siz bilirsiniz; trafiğe gömülüp yaşayın bakalım. Sonra söylemedim demeyin!
Söylemeyeceğiz, dedi Ömer. Hadi anne, sana başka ilaç lazım mı?
Hiçbir şey istemiyorum sizden, diyerek arkasını döndü ve kapıyı sertçe kapattı.
Dönüş yolunda kimse konuşmadı. Şehre girmeden trafik açılmıştı; ama kendi mahallelerinin önünde yine yoğunluk başlamıştı.
Kızdın mı? diye sordu Elif, trafik ışığında dururken.
Ömer başını salladı.
Hayır. Ali o babaannesinin kanepesinde zıplarken annemin şok geçirdiğini hayal ettim. Sen haklıydın, kötü bir fikirdi.
Yardım gerekirse yine ederiz Ömer, dedi Elif, elini dizine koyup yumuşakça. Gerekirse pazar alışverişini götürürüz, ilacını alırız. Durumu çok kötüleşirse bakıcı da tutarız. Ama birlikte yaşamayacağız.
Mesafe, ilişkiler için en güzel sigorta.
Özellikle annemle, diye güldü Ömer.
***
Tabii ki Ayşe Hanım Elife ve oğluna biraz küstü.
Meğer kiracıları bile çıkarmış, kesin gelecekler diye hesap yapmış. Bir ay boyunca Ömeri telefonlara boğdu.
Ama Ömer direndi, annesinin baskılarına boyun eğmedi. Demek ki gerektiğinde hayır diyebilmek o kadar da zor değilmiş.




