Yıllar önce annemin emekli olmasını, köye taşınmasını ve bana ile eşime o üç odalı dairesini bırakmasını büyük bir umutla beklemiştik.
Size bir zamanlar kapı komşumuz Selma Hanımdan bahsetmek istiyorum. Şimdi 68 yaşında. O yıllarda üç odalı evinde tek başına yaşıyordu. Geçenlerde, Selma Hanım dairesini kiraya verip bir gezintiye çıkmıştı.
Bir gün kızı Zeynep yanıma geldi, oldukça dertliydi:
Annem ne yapıyor böyle? Beni çok hayal kırıklığına uğrattı! Kayınvalidem şimdi başımın etini yiyor, diyor ki: Sen de yaşlanınca annen gibi şaşıracaksın. Elma ağacının dibine düşer, diyor. Biz de eşimle daha yeni araba kredisi almıştık! İki aydır ödemeyi de aksattık. Anneme çok güveniyorduk, yardım edecek diye. Annem ise bizi düşünmeden dairesini kiralayıp tatile gitti!
Şaşkınlıkla baktım Zeynepe: Annesinin, onların aldığı arabanın borcunu ödemesi neden gerekiyordu ki? O ise anlatmaya devam etti:
Kayınvalidem artık bizim kendi evimiz olmamasına çok takıyor, biz onun evinde kalıyoruz. Annem ise dairesinde başkalarını oturtuyor!
Belli ki Zeynep benden anlayış bekliyordu. Fakat bana göre Selma Hanım gayet doğru davranmıştı. İnsanın nasıl yaşamak istediğine kendi karar vermesine hakkı yok mu? Niçin herkes, bir kadın emekli olunca bütün hayatını çocuklarına, torunlarına adamalı diyor? Doğru mu bu düşünce? Sordum Zeynepe:
Neden kendine ve eşine güvenmiyorsun? Neden kendi elinizle hiçbir zaman bir ev alma derdine düşmediniz, bunca yıl? O zaman ne kayınvaliden dert ederdi, ne de böyle canın sıkılırdı.
O da anlattı:
Annem emekli olunca köye taşınır, biz de üç odalı evini alırız diye çok umutlanmıştık!
Biraz gülelim diye şaka yaptım:
Kim bilir, belki Selma Hanım yeniden evlenir. Hani teyzenin arkadaşı vardı ya, tatile Antalyaya gidip orada bir beyefendiyle tanıştı, sonra onunla evlendi; şimdi orada çok mutlu. Belki Selma Hanıma da nasip olur.
Bu sözümden sonra Zeynep bir an afalladı. Yakın zamanda Selma Hanımın sosyal medyada fotoğraflarını gördüm, yazıyordu orada: Tatilde çok iyi vakit geçiriyormuş, hayatın tadını çıkarıyormuş. Kendi adıma ben de onun sevincini paylaştım. Çünkü Selma Hanım doğru olanı yapmıştı. Yaş asla mutluluğa mani değil; insan yeni ve güzelliklerle dolu bir hayat kurmak için hiçbir zaman geç değildirO an, pencereden dışarı baktım. Akşam güneşi damların üzerinde uzanıyordu; Selma Hanımın dairesinin camından pencere perdesi uçar gibi hafifçe salınıyordu. İçimden geçirdim: Kendimiz olabilmek, başkalarının beklentilerinden sıyrılıp hayatı doyasıya yaşamak belki de en büyük mirastı. Herkes başka bir ev, başka bir konfor hayali kurabilir ama kimse kimsenin gençliğini, yaşlılığını, anılarını ve hatta keşkelerini devralamazdı.
Zeynep bir şey söylemeden içini çekti, sonra hafifçe gülümsedi. Belki de ilk kez annesini anlamaya çalıştı. Bazı yolculuklar yalnız başlanır, demekti bu; bazı hayatlar, başkalarına göre değil, insanın kendi yüreğine uygunca yaşanır.
İçimde Selma Hanıma duyduğum hayranlıkla, Zeynepin şaşkınlığının zamanla kabule dönüşeceğini hissettim. Belki bir gün, o da tıpkı annesi gibi cesaretle kendi yoluna gidecekti hayal ettiği eve, ya da bambaşka bir mutluluğa doğru.
Hayat bazen beklediğimiz hediyeleri getirmez, ama bize kendi ellerimizle yeni kapılar açmamız için fırsatlar sunar. O akşam, Selma Hanımın pencere perdesi gibi hafif, umutlu bir rüzgar geçti içimden; her şey yerini buluyordu. Ve ben, sokağın sessizliğinde, insanların kendi hayatlarını seçebilme cesaretine selam verdim.




