Dertte ve Sevinçte Yanında: Anadolu’da Bir Kadının Hayatı, Komşuluk, Aşk, Hayal Kırıklığı ve Yeni Umutlar Hikâyesi

Hem Dertte Hem Sevinçte

Ayşegül daha kırk iki yaşındayken dul kalmıştı. O zamana kadar da kızı, Güler, yanında büyümüş, komşu köyden düzgün bir delikanlıyla evlenip eşiyle beraber Karadenizin büyük şehirlerinden birine gitmiş, kazançlı bir iş bulmuştu.

Güler bazen annesini arar, ‘Merak etme, her şey yolunda, arkadaşlarım, işim, yeni akrabalarım var,’ diye içini rahatlatmaya çalışırdı. O anlarda Ayşegül, kızıyla arasında artık eskisi gibi bir bağ olmadığını anlayıp yüreği burkulurdu. Kopmuş bir parça gibi gelirdi.

Ayşegül, köyündeki tek okulda aşçı yardımcısıydı ama okul kapanınca işsiz kalıvermişti. Yılmak yoktu onda. Hemen atlayıp minibüse, haftada iki gün yoğurt, süt, peynir satmak için komşu köye giderdi. Kazandığı azıcık parayla kendini idare eder, geçimini sağlardı. ‘Şikâyet etmeye ne gerek var,’ derdi. Zaten tek başına yaşıyor, kendi elleriyle yetiştirdiği sebze ve süt ürünleriyle karnını doyuruyordu.

Yalnızlığı aklına getiren bile yoktu; tavuklarla, kazlarla, ördeklerle dolu bir avlusu, ahırında inekleri, ayağının altında dolanan Minnoş adında tombul sarman kedisi vardı. Her canlının karnını doyurayım, yemlerini hazırlayayım, kümese su koyayım derken gün bitiyordu zaten.

Günün bir vakti, genelde öğle sonrası, penceresinin önündeki taburesine oturup dışarıyı seyreder, köyün ucunda dizili kavak ve söğüt ağaçlarının ardında upuzun ovayı izlerdi.

O ağaçların yanında, yerden gürül gürül soğuk kaynak suyu fışkırır, su küçük bir gölet oluştururdu. Bu doğa harikası, öyle güzel ve berraktı ki görmeden geçmek mümkün değildi. Bir sabah Ayşegül, evinin önünde kepçe, kamyon sesleriyle uyandı.

Elindekini bırakıp annesinden yadigâr kalın pazen sabahlığını giyip kapıya çıktı. Küme gibi adamlar etrafı dolanıp bir şeyler konuşuyorlardı. Birinin yanına sokulup sordu:

Günaydın, ne oluyor burada?

Adam hemen dönüp evi süzdü, şöyle bir Ayşegüle baktı.

Siz mi yaşıyorsunuz burada? Ben yeni arsa aldım, buraya ev yapacağım. Komşu olacağız demek.

Komşu mu?

Ayşegül şaşkın döndü, eve girdi. Onca zamandır tek başına yaşadıktan sonra yanına biri taşınacak fikrine bir türlü alışamadı. Hemen hazırlanıp köy bakkalına gitti. Orada, lafı sözü yerinde, meraklı Filiz abla hemen her şeyi öğrenmişti; buradaki arsayı İstanbuldan zengin bir işadamı almış.

Evi kendine değil, hasta olan kardeşi için yaptıracakmış, doktorlar cıvıl cıvıl doğa lazım demişler. Bizim buralar doğayla iç içe, havası mis, bolluk, bereket, şifalı sular

İşadamı ha, hayırlısı Belki halimize acır da bakkal, market bir şey açar köye. Ekmeğimiz büyür, istihdam olur, kim bilir?

Sen de amma hayalperestsin, güldü Filiz abla.

Ayşegül bakkaldan çıkarken, kasabaya ekmek getiren Yusufu gördü. Elinde koca tepsi taze ekmek, uğraşıyordu.

Selam Ayşegül abla, el at kapıyı tutuver, diye seslendi.

Hemen, dedi Ayşegül, tebessüm edip kapıyı açtı.

Yusuf, eşikten bir an bakıp:

Hayırdır, aceleyle çıktın yine. Tertemiz sıcak ekmek yeni çıktı, götür sen de.

Ayşegül utana sıkıla bir somun aldı, kasanın üzerine bıraktı:

Filiz abla, yazar mısın, sonra öderim!

Yusufun Ayşegüle karşı duyguları vardı, köyde de herkes konuşuyordu zaten. Aralarında yaş farkı var falan demişlerdi ama Yusuf bir yere gitmemiş, elinden geldiğince yaklaşmaya çalışmıştı. Ayşegül ise, sanki kendini hak görmüyor, araya mesafe koyuyordu. Bir türlü, ‘Belki bana da bir bahar gelir,’ diyememişti.

İnşaat hızlıca ilerledi. Koca müştemilatlı görkemli bir villa bir anda yükseldi. Işıkları yandı, Ayşegül götürdüğü elmalı turtayla tanışmaya çıktı:

Komşular, kolay gelsin!

Ev mis gibi ahşap ve boya kokuyordu. İçeride birkaç adam, birkaç kadın işçi vardı.

Kimi arıyorsunuz?

Ben yan evde oturuyorum. Size de taze yapan turtadan getirdim, afiyet olsun diye uğradım.

Sağ ol, dedi kadınlardan biri, gülerek tepsiyi aldı.

Bir de soracaktım, burada bir işe ihtiyacınız var mı? Duvar kâğıdı döşerim, boya yaparım, cam silerim… Varsa tabii.

Bizim iç işlerimiz için başkaları geldi, patrona sorarsınız, dedi biri. O da birkaç güne gelir.

Eh, peki o zaman. Kolay gelsin.

Yardımcı olamadı. Evine döndü, kulübesinin dökülen sıvasına, yosun tutmuş bacasına hüzünle baktı. Eskisi gibi sıcak değildi burası, ama komşusunun yabancılığı, yanı başımdakine lazım değilim hissi daha çok üzüyordu onu. Önceleri köye yeni biri gelince hemen kapı kapı dolaşılır, tanışılır, siz de artık bizdensiniz denirdi. Şimdi ise yeni gelen komşu hiç uğramamıştı bile.

Çok geçmedi, yılbaşı da geldi, yeni ev rengarenk süslerle doldu, arabalar, taşıma kamyonları, şık giysili bir genç kadın… Ayşegül içeriden izledi hepsini.

Tam bir hanımefendi, dedi kendi kendine. Herhalde sahibi ya da onun biri

Ev sahibi beyefendi ise kayıptı. Sadece haftada bir gün, genç kadın markete giderdi. Ayşegül selamlaşmayı, sohbet etmeyi çok denedi; karşı taraf, suratını asıp kısa bir merhaba der geçerdi.

Ayşegül artık komşuluk etmeye niyeti yok diye düşündü. Egoist biri işte, dedi kendi kendine.

Günler, aylar geçti. Bir sabah genç kadın kapısını çaldı:

Sizde inek, tavuk var. Bana et, yumurta, süt satabilir misiniz? Parasını veririm. Marketteki ürünler hiç iyi değil. Ev yapımı lazım.

Olur, dedi Ayşegül, buyurun, oturun. Derin dondurucudan dana eti de çıkardı.

Sizin etiniz taze mi? Çok mu pişirmek gerek?

Eh, bir buçuk saat kaynasa yeter.

Ben pişiremiyorum, korkarım yanar. Siz benim için yapsanız, hazır getirseniz?

Kadına baktı, elleri ojeli pamuk gibi, yüzü genç ve bakımlı. Sen mutfaktan ne anlarsın ki? dedi içinden. Adını sordu:

Benim adım Suna, dedi kadın.

Ben de Ayşegül, bana kısaca Ayşe de diyebilirsin. İstersen sana akşam yemeği, öğle yemeği yaparım, ufak bir maaş verirsin.

Çok memnun olurum! Hemen başla.

Ayşegül hemen evindeki yiyecekleri büyük bir poşete koyup kadınla birlikte yeni eve gitti. O ev, içeri girince saray gibiydi. Mutfak, oturma odası tertemiz, her şey pırıl pırıldı.

Salonda, orta yaşlı biri kitap okuyordu, kadının eşiymiş meğer. Kadın şımarıkça:

Bak kocacığım, sana yardımcı buldum, Ayşegül yemekleri yapacak.

Ayşegül:

Aslında ben de komşuyum. Mutlu oldum, dedim.

Adam pek ilgilenmedi bile. Suna onu hızla mutfağa yönlendirdi. ‘Hadi bize yemek hazırla.’ Ayşegül hemen mutfağa geçti, sebzeleri hazırladı, eti kavurdu. Sonra Suna’nın isteğiyle, evi toparladı, her yeri sildi süpürdü. Adam diğer işlerin parasını vermeyeceğini söyledi.

Ev sahibi zamanla yumuşadı, Ayşegülün yemeklerini tattıkça ona alıştı. Sunanın ise hevesi çabuk geçti. Bir ara Ayşegüle, ‘Sakın bulaşıkları yıkama, masayı ben toplayacağım, sadece yemek yap ve getir,’ dedi.

Bir gün Suna isyan etti:

Ne köy ama burası! AVM yok, kafe yok Hayat yok burada!

Ayşegül alışkanlıkla yine kapıyı çalıp içeri girince evin darmadağın olduğunu, kitapların, şamdanların her yerde olduğunu gördü. Mutfakta ise Suna yoktu, eşi harap haldeydi, masada içki şişeleri…

Ne oldu? Kavga mı ettiniz? dedi Ayşegül.

Suna gitti, terk etti. Köy hayatı bana göre değil diye de not bırakmış.

Ayşegül yemek hazırlamak için mutfağa geçti. Yemek pişerken ortalığı topladı, sonra etli yemekleri Adam’a sundu. Adam masaya oturunca Ayşegüle döndü:

Sen harika bir kadınsın Ayşegül. Seni çok seviyorum, bırakma beni.

Ayşegül şaşırdı, bir türlü bu tarz lafları duymamıştı. Adam sarhoştu, kendini tutamadı, kadına sarılmaya çalıştı. Ayşegül istemese de o günden sonra ikisinin ilişkisi değişti.

Ayşegül köyde ekmek, peynir ve kahvaltılık satınca laf hemen yayıldı. Filiz abla, iğneleyici bakışıyla:

Eee Ayşegülcüğüm, kime alıyorsun bunca pastırma, sigarayı? dedi.

Komşuya gidiyor Filiz abla, dedi Ayşegül. Ev işlerine yardım ediyorum ya…

Filiz abla daha da yaklaştı:

Birlikte yaşamaya başladınız, biliyor köy. Aman diyeyim, zengin şehirli seni oyalamasın, sonra da terk etmesin.

Ayşegül sinirle alışverişini tamamladı, cevap bile vermedi.

Yusuf bile selamı kesti, kapı açacakken görmemezlikten geliyordu. Ayşegülün gönlü bir tuhaf oldu. Yusufla arasında bir sıcaklık olmasından hoşlanırdı halbuki, şimdi öylece durmuştu.

Ayşegül, yeni düzene uyum sağlamaya çalıştı. Adam, “yakında nikah yaparız, bu villa artık senin de evin,” deyip duruyordu. Ayşegül arada bir eski evine gidip hayvanlarını besliyor, sobasını yakıyordu. Adam sonunda gerçekten de evlendiler.

Ayşegüle pırlanta yüzük taktı. “Bunu kaybetme,” deyip içkiyi hemen masaya sıraladı. Ayşegül içeri döndü:

Elin sürekli kadehte, bu kadar içme!

Sevincimden içiyorum, Ayşe. Getir biraz et, kavur şunu!

Kalmadı ki, sadece pilav ve salata var.

Eski evinde inek var, kes işte. Günde günde tavuk mu yiyeceğim, et istiyorum.

Ayşegül, Yusufa gidip yardım istedi. Yusuf sitemliydi:

Neden satıyorsun ineği?

Ayşegül utanarak ‘Bakımı zorlaştı’ diye yalan söyledi. Yusuf nihayet kabul etti, birlikte işi tamamladılar. Adam ortada hiç yoktu.

İşi bitince Yusuf:

Adam niye yardım etmiyor?

Şehirli, alışık değil, işi bilmiyor.

Ayşegül bir leğen et verip teşekkür etti.

Adam sarhoş gelen sesiyle:

Ne o, Yusuf mu geldi? Çabuk etleri getir, balayı gecesi borcun da var!

Yusuf öfkeyle gitti, artık tamamen kopmuşlardı…

Evleneli çok olmadan Ayşegül sıkılmıştı bile. Adam sürekli içer, yalnızca et yemekten başka bildiği yoktu. Kedisi Minnoşu da istemiyordu.

Bir gün kızı Güler geldi. Adamı perişan, uykulu görünce çıkıştı annesine:

Bu mu evlilik? Bulaşığını, çamaşırını da sen mi yapıyorsun?

Kızım, umutsuz olma. Ali iyi biridir. Stres Yeni geldi işte, alışamadı.

Boşver anne, gözünü aç. Bütün hayatını ona hizmet etmek için mi değiştirdin? Yarın seni evden kovarsa ne olacak?

Güler eve dönmek üzereyken Ayşegül, ‘Et götür, kızım,’ diye depoya koştu. Kapı kilitliydi. Anahtarı adama sorunca adam:

Çocuklara, akrabaya bir şey yok! dedi. Güler duymuştu, ‘Vay be, bu kadar yeter,’ deyip bir daha gelmeyeceğini söyledi.

Ayşegüle hüzün çöktü.

Gece adam konuşmaya başladı:

Bak, bu ev aslında rahmetli abimindi. Şimdi eşi eve yerleşecekmiş, hazırlıklı ol.

Ee, ne olacak şimdi?

Türk milleti doğru yolunu bilir. Evden çıkma; çocuk yap, anahtarları sakla, mücadele et!

Ayşegül başını salladı:

Ben kavgacı biri değilim.

Adam içip masaya yumruk vurdu:

O zaman taşınıyoruz! Her şeyi sökeceğiz, mobilyalar, perdeler Senin eski eve gideriz. Yusufa haber ver, taşıyalım.

Ayşegül o gece kararını verdi. Kalkıp dolaptaki anahtarı aldı. Artık adama boşanma davası açacaktı, burada olmaya gerek yoktu!

Depoya baktı, et de yoktu zaten. Adam hepsini içkiye değişmişti.

Hay senin yapacağın işe, Ali! Yeter be, hemen boşanacağım senden!

Boşandı. Adam, eşyalar için baskın yaptı, başka türlü rahat vermedi. Sonunda Yusuf çıktı karşısına, yanında Minnoşu tutuyordu:

Ayşe, o adamı kovdum. Minnoşu da eve aldım, iyi kedi, her gün bir fare getirip koyuyor.

Ayşegüle bir ağlama tuttu, Yusuf’a sarıldı.

Affet beni Yusuf, sana yıllarca yukarıdan baktım…

Yusuf sobayı yaktı,

Annem banyo yaktı, kekler de pişti. Bizim eve götüreyim seni, burada kalma.

Çok vakit geçmeden Yusufla evlendiler. Kızı Güler annesini affetti, ziyarete geldi. Ali de kasabaya taşındı, yeni biriyle evlendi diyorlar. Eski villa ise, işadamının dul eşi yazları gelince yine komşu oldular. Hatta kadınla yeni dostluk kurdular.

Ayşegül son bir kez sordu:

Alinin sağlık sorunu neydi hakikaten?

Kadın gülerek:

O mu? Kendi hasta değil, içkiye hasta. Kocam üzülürdü ona, şehirden kaçırdı. Olduğu gibi, içkiyi bırakmadı.

Ayşegül güldü, ‘Sen doğruyu söylüyorsun,’ dedi. Hayat bu köyde, yeniden can buldu.

Rate article
Lifequest
Dertte ve Sevinçte Yanında: Anadolu’da Bir Kadının Hayatı, Komşuluk, Aşk, Hayal Kırıklığı ve Yeni Umutlar Hikâyesi