Kırlangıcın Yuvası

Köyün ince sisli sabahında, genç Ahmet evlenince, kayınvalidesi Ayşe hemen gelin Zübeydeyi benimser gibi kollarını açtı. Zübeyde, Ahmetin ortaokul yıllarından beri dans pistinde birlikte çevirip duran, göz kırpan kızdı; annesi bile onu yıllar önce bir çiçek bahçesinde gözetlediğini hatırlardı.

Ahmet, gözlerin ayna gibi titriyor, sanki bir kız çiçeği gibi, dedi Ayşe gülerek. Babanı da bizimle tanıştıramaz mısın?

Ahmet, gülümseyip kaçtı: Anne, aşık oldum, bir şey söylemek zor. Sana bir gün göstereceğim, diye mırıldandı.

Ayşe akşam yemeğinde kocasına fısıldadı: Oğlumuzun eline Zübeyde gibi bir çiçek koysak ne güzel olur. Kocası şaşkınlıkla baktı: Zübeyde kim?

Feyzullahın torunu, tek başına büyüttüğü, terbiyeli, nazik ve bir o kadar güzel bir kız, diye açıkladı Ayşe.

Zübeydenin çay fincanına oturmasıyla Ayşe, sanki içindeki bir rüya gerçeğe dönmüş gibi hayret etti. Ahmet, sanki benim düşüncelerimi okudun, dedi. Zübeydeyi eşim olarak çok istedim, uzun zamandır gözlerim ona takılmıştı, diye neşeyle ekledi; genç çift birbirine bakıp gülüştü.

Düğün, köyün çınarları altında, sade bir törenle gerçekleşti; zenginlik gösterisi yoktu, sadece iki kalp bir aşkla çarptı. Zübeyde, acele etmeyen ama bir işin üstüne düşen bir ruhtu; bir şey yapacağını karar verince, sevgiyle, aklıyla ve inceliğiyle yapardı.

Ayşe, komşusuna Zübeydeyi övgüyle anlatırken, Bizim Zübeyde, yusufçuk gibi hafif ve şefkatli, dedi. Ne kadar güzel bir ev hanımı!

Aylar geçip Mert adında bir oğul dünyaya geldi. Büyükanne ve büyükbaba torunlarını şımarttı, fakat Mert doğuştan zayıf, erken doğmuş bir bebekti. Yavaş yavaş büyüdü, sakin bir çocuk oldu.

Yıllar su gibi akıp geçti; Ahmetin anne ve babası vefat etti, iki yıl sonra Ahmet de aynı çatı altında saman toplayıp çatıya koyarken, kalbi yanarak hayatını kaybetti. Ayşe yas tutarken, Zübeyde ve Mert iki başına kaldı. Mert büyüdükçe köydeki hayatları yavaş, huzurlu, ölçülü bir ritme döndü. Her işi birlikte düşünür, planlar ve gücünün yettiği kadar yaparlardı. Çiftlikleri bir inek, bir at, bir domuz ve tavuklarla doluydu; ekin ekilir, toprak sürülürdü. Fakat evde çığlık, bağırış yoktu; anne ve oğul arasında bir tek hışırtı bile duyulmazdı.

Saman çatıya yetişmezse yağmur yağar, Zübeyde sakin bir sesle söylerdi: Endişe etme evlat, uzun bir yaz var, her şey kuruyacak. Köydeki diğer evlerde ise benzer bir mesele, komşular arasında kavgaya dönüşürdü.

Zübeyde evini tertemiz tutar, parlatılmış perdeler, tertemiz zeminteler olurdu. Yemek yapmayı severdi, ama çeşitlilikle, ölçülü porsiyonlarla. Mert iştahlıydı, annesi her zaman ertesi gün ne pişireceğini sorardı. Komşu Ayla ara sıra geldi, gözleri şaşkınlıkla dolu: Zübeyde, tek başına çocuğunla oturuyorsun, ama sofrada ne kadar lezzet var! Zübeyde gülümseyerek davet eder, Gel otur, Mert yemek yemeyi sever, derdi. Ayla da, Ah Ah, Ahmetin çocuğu büyük bir çocuğa benzemiş, gözlerine bakınca içim titriyor, diye şakalar yapar, Bir kız bana bir evlat bulur, o da sakin ve düşünceli olur, diye eklerdi.

Köy halkı Zübeyde ve Merti aklı ve temizliğiyle, dostluklarıyla, kıskançlıktan uzakta tutarlardı. Mert, bir gün yüksek boylu ve güçlü bir kız olan Safiyeye aşık oldu; uzun bacakları, kaslı yapısı, neredeyse Mertin boyundan bir adım daha uzundu. Safiye güzellikten ziyade güç ve çılgınlık taşıyan bir kadın, köydeki tipik kızlardan çok farklıydı: at gibi hızlı, dili keskin, kavgacı ve bazen kaba.

Zübeyde, Safiye ne kadar farklı, onu nasıl aldatabilirim, anlayamıyorum, diye içini burktu. Ancak o da kabullenip sabırla evin içinde yerini bulmaya çalıştı; oğlunun mutluluğu, annesinin huzurundan daha önemliydü. Mert, Anne, çocuklar gelecek, ben de onlara doğruyu öğretirim, diye sessizce babasına seslendi.

Düğün sessiz ve sakin geçti; köyde genellikle düğün sonrası içki ve kavga olur, ama bu kez kimse kavga etmedi. Akşam yemeği bitince herkes çimenlikte dağılmış, kimisi çatı altına, kimisi bankta, kimisi kısır bir köşeye oturmuştu. Gece ilerledikçe sessizlik köyü sardı.

Ertesi sabah Zübeyde çatıdaki masaları toplarken, Safiye de yardıma koştu, ama birden şikayet etmeye başladı: Bu düğün gereksizdi, sadece evlendik mi, şimdi temizlik mi? Zübeyde sakin bir sesle: Dinlen, Safiye, ben tek başıma halledeceğim, dedi. Safiye, Köyde dedikodular dolaşıyor, ben kötü bir damat oldum, diye mırıldandı ama Zübeyde bunu duymadan devam etti.

Zübeydenin sessiz dayanışıyla evdeki atmosfer bir türlü çökmezdi. Safiye, Merte her fırsatta onun annesine dair eleştiriler savururdu, ama Mert sessizce omuz silkeliyordu. Zübeyde, süt sağarken her zamanki gibi özenle süzülmüş bir sürahi kullanır, Safiye ise kirli bir kovada balık gibi dururdu. Zübeyde, Bu çorba nasıl kesilirse kesilsin, Mertin gözünde lezzetli olur, diye düşünür, ama her defasında Mertin gözleri annesinin tabağında parıldardı.

Zamanla Safiye bir çocuğa, Timura, doğurdu. Timur geceleri huzursuz uyur, annesinin sütü çabuk biter, aç kalmaktan sıkılırdı. Safiye, annesinin önerilerini dinlemez, çocuğu beslemezdi. Zübeyde, sesini kısarak Timuru gizlice beslemeye başladı, çocuk kilo alıp derin bir uykuya daldı. Safiye bir gün öfkeyle bağırdı: Sen benim oğlumun zayıflığını artırdın, şimdi tüm köy bir çığlık gibi! Zübeyde suskun kalıp işine devam etti; Timur, büyüdükçe okula gitti, derslerinde başarılı olur, Zübeydenin sevgi dolu bakışı altında neşeli bir çocuk oldu.

Mert, şehirde bir tamir atölyesinde çalışmaya başladı. Köylüler, Nasıl bir adam böyle bir kadınla evleniyor? diye şaşırırken, Mert sadece omuz silkeliyordu. Timur, okulda annesinin ve büyükannesinin çabalarını gözlemleyerek, Büyükannem bana sıcak bir süt, bir dilim bülbül tatlısı verirken, annem çabuk konuşur, ama kalbini kapatamaz, diye düşündü.

Bir gün Timur, mahalledeki bir genç kız, Derya ile tanıştı; Derya, komşu köydeki sevimli bir kızdı, Zübeyde ona gençlik anılarını hatırlatır gibi bakardı. Timur, Deryayı seviyorum, dedi; Zübeyde, Allahın izniyle, evlenince bir ev kuracağız, sana bir çatı yapacağız, diyerek dua etti.

Timur, büyük bir sınavdan sonra şehre taşındı, ama sık sık köyüne döndü, Zübeyde ona çay ve ılık bir dilim poğaça ikram ederdi. Veda anında Zübeyde, İnşallah mezun olduktan sonra geri dönersin, evimizi seninle büyütürüz, dedi ve gözyaşlarıyla onu öptü.

Zübeyde, rüyasındaki gibi bir hayatın içinde, sevgi, sabır ve temizlikle örülmüş bir köyde varlığını sürdürdü; her şey bir çınar gölgesinde, bir yılan balığı gibi yavaşça akıp giderken, köydeki herkes onun nazik elleriyle dokunulan her şeyi hatırlardı.

Rate article
Lifequest
Kırlangıcın Yuvası