28Nisan2025
Bu akşam saat sekizde, mutfakta bulaşıkları kuruturken telefon çaldı. Tanımadığım bir numara, ama ben hemen kaldırdım; ellerim hâlâ ıslaktı.
Merhaba, Bay Murat? sesli ve soğuk bir kadın, bir yandan da hafif bir Alman aksanı taşıyan bir tonla konuştu.
Ben: Evet, dinliyorum.
Kadın: Lütfen kapatmayın, bu çok önemli. Ben senin eşinle bir çocuğumuz var.
İlk anda kulağıma kulak misali geldi. Sonra bir şaka olduğunu düşündüm, bir kez daha dinledim ve vücudumun bir anda buz gibi donduğunu hissettim. Kendimi tutmak için tezgaha yaslandım.
Ne dediniz? fısıldadım.
Kadın, Elif, yavaşça, yıllar boyunca planladığı bir konuşma gibi sürdü. Murat, ben kamyon şoförüyüm. Almanyaya sık sık gidersin. Bir yılı aşkın süredir tanışıyoruz. Onun yalnız olduğunu sanmıştım.
Kalbim bir çekiç gibi çarparken aklımda sadece bir cümle yankılandı: Senin eşinle bir çocuğumuz var. O söz her tekrarlandığında daha da yanıyor, gözlerimden bir damla bile akmıyordu. Elif, Çocuk yedi aylık. Para istemiyorum, sadece bilmenizi istiyorum, dedi.
Telefon elimden düştü ve cam gibi kırılan bir ses evin sessizliğini deldi. Buz gibi bir şokla buzdolabındaki fotoğrafımıza baktım; hayatım sanki bir anda dağılmıştı.
Ne kadar süre oturup yıkandığımı hatırlamıyorum. Zaman akmadı; tek bir düşünce döngüsü vardı: Senin eşinle bir çocuğumuz var. Tekrar ettikçe acı daha da büyüdü.
Ertesi akşam Murat bir telefon daha açtı. Sesi hâlâ aynı sakinliğe sahipti.
Her şey bitti, yarın geri döneceğim. Bir şey getirmemi ister misin? diye sordu, sanki bir arkadaşına soruyor gibi.
Bir an Evet, gerçeği getir demek istedim, ama sadece Gel, konuşalım diye fısıldadım.
Ertesi gün kamyonu sokak kenarında park etti. Pencereden izledim; Murat yorgun, gözleri hâlâ aynı evin içinde değildi. İçeri girdi, otomatik bir kucaklamayla bana yaklaştı; ben geri çekildim.
Almanyadan bir kadın aradı dedim. Seninle bir çocuğu olduğunu söyledi.
Yüzünden kan akıyor gibiydi. İnkar etmeye çalışmadı; sadece oturdu ve yere baktı. Birkaç saniye sonra konuşmaya başladı.
Böyle bir şeyin böyle ortaya çıkmasını istemedim. Kontrolümden çıktı. Başlangıçta sadece bir tanışmaydı; kahve, sohbet, otobüs durağında bir anlık dert. Bazen insanın birini dinlemesi gerekir.
Ben onu sertçe kestim: Sonra ne yaptın, çocuğu hamile bıraktın? Bu yetmez mi?
Sessizlik çöktü. Murat, O, benim evli olduğumu bilmiyordu. Hamile kaldığında her şeyi düzeltmek istediğimi, kredi çekip ona yardım edeceğimi söyledim. Ama yapamadım. Nasıl anlatacağımı bilemedim, diye ekledi.
Öfkemi soğuk bir donmuşluğa çevirdim; onu izlerken içinde bir boşluk gördüm. Yirmi yıllık evliliğimiz bir cam tablonun arkasından izleniyormuş gibi hâlâ oradaydı ama dokunulmazdı.
Neden? sordum sonunda. Her şeyimiz neydi?
Murat sessizce: Çok fazla rutin, çok az konuşma. Aşka yer kalmadı, dedi.
O anda anladım ki aldatma her zaman tutku yüzünden değil; bazen sessizlik, yılların sessizliği, konuşulmayan şeyler yüzünden doğar. Acı aynı ölçüde kalır.
Murat mutfaktan çıktı, soğuk yakıt ve benzin kokusuyla kapıyı kapattı. Ben sandalyeye oturdum; evde derin bir sessizlik hâkim. Masada hâlâ sıcak bir kahve fincanı duruyordu. Bir an kırıp, her şeyi yok etmek istedim ama sadece kenara ittim.
Ertesi gün bir mesaj gelmedi. Birkaç gün sonra bir SMS: Bir şeyler düşünmem gerekiyor. Lütfen kapıyı kapalı tut. Cevap vermedim.
Gece bilgisayarı açtım, Elifin profilini buldum. Genç, sıradan bir kadın; fotoğrafta karanlık gözleri Muratınkine çok benziyor, elinde küçük bir erkek çocuğu tutuyordu. Gözlerim dolmadı; sadece yorgunluk kaldı.
İki hafta geçti; ev çok sessiz, yatak çok büyük. Muratı telefonla bekledim, kapıda onu hayal ettim; ama sadece bir mektup geldi. El yazısı hâlâ dağınıktı.
Affa dair bir şey istemiyorum. Sadece bilmeni istiyorum ki planlamamıştım. İki hayatı aynı anda sürdüremem. Çocuk benim, onlara yardım edeceğim ama hayatlarını bozmam. İstersen geri dönmek isterim, diye yazıyordu.
Mektubu defalarca okudum; her cümle bir kez özür, bir kez mazeret gibiydi. Çocuk benim mi, yoksa geri dön mi daha acı vericiydi? Yanan bir yeri tekrar geri inşa etmeye çalışmak gibi.
Bir gün Murat yine kapıya dayandı; daha ince, saçları belli belirsiz grileşmişti. Elinde bir çanta, sanki her şeyi alıp gidecekmiş gibi. Biliyorum hak etmediğimi, dedi. Sensiz yapamıyorum. Sessizce içeri bıraktım, aynı masada oturdu; uzun bir sessizlikten sonra sordum: O kadın?
Gitti, artık burada kalıyor, diye fısıldadı.
Hiçbir karar, hiçbir söz çıkmadı; sadece aramızda asılı bir boşluk kaldı.
Bundan sonra ayrı odalarda uyuyoruz. Murat hâlâ yemek yapıyor, evi tutuyor, küçük tamiratları yapıyor; ben ise bir şeylerin yeniden birleştirilemeyeceğini öğreniyorum.
Akşam ışıkları söndüğünde, o çocuğuMuratın gözlerine benzeyen küçük bir erkek çocuğunudüşünüyorum. Belki bir gün babasını tanımak isteyecek. O zaman ona affetmeyi öğretebilir miyim?
Artık yalan içinde yaşamıyorum. Acı veriyor ama bu, gerçeğin ilk adımı. Hayatın gerçek ağırlığını taşıyabilmek, en azından bir nebze huzur bulabilmek demektir.




