Eski Eşini Sırf Çocuklar İçin Eve Çağırınca, Ben Otelde Kendi Bayramımı Kutlamaya Gittim – Kendi Evimde Hakarete ve Saygısızlığa Dur Diyen Bir Türk Kadının Cesur Kaçışı

O vazoyu nereye koyacaksın? Hani dolaba kaldıracaktın, servis takımıyla hiç uymuyor dedim, dedi Marina, sesini kontrol etmeye çalışırken, içindeki öfkeyi gizlemek için çabalıyordu. Önlüğünü sinirli bir hareketle düzeltti ve eşiyle göz göze geldi. Hasan, şaşkın bir hâlde kristal salata kabını bir oraya bir buraya koyuyordu.

Ne fark eder ki, Marina? dedi Hasan, suçlu bir gülümsemeyle. Bu gülümsemesi bugün her zamankinden fazla sinir bozucuydu. Sevda hep bu vazoyu severdi. İçine Rus salatası koyunca, bayram sofrası gibi olurdu derdi. Hani çocuklar için oturuyoruz dedin ya, herkes rahat etsin istedim.

Marina, elinde bıçak olduğu hâlde durdu. Bıçak, yarısı doğranmış salatalığın üstünde havada asılı kaldı. Üç tur derin nefes aldı.

Hasan, dedi Marina’nın sesi buz gibiydi. Bir şeyin altını çizeyim. Misafirleri evimde ağırlıyoruz. İki gündür masa hazırlıyorum, eti marine ettim, pasta için pandispanya pişirdim, bütün evi baştan aşağı silip süpürdüm. Şimdi bana diyorsun ki, eski eşinin sevdiği şu kabağı sofraya koymamız lazım? Bunu haklı bir gerekçe mi sanıyorsun?

Hasan derin bir iç çekerek sandalyeye oturdu, sanki bütün dünyanın yükü omuzlarına binmiş gibi.

Marina, ne olur şimdi kavga çıkarmayalım. Konuşmuştuk ya. İkizlerin doğum günü, yirmi yaşını bitirdiler. Onlar her iki ebeveyni de görmek istedi. Ne yapayım? Sevdaya gelmemesini mi söyleyeyim? O, çocukların annesi. Sadece bir akşam. Oturup kutlayacağız, pasta yiyeceğiz, sonra herkes yoluna. Olay çıkmasın, gürültüsüz geçsin istiyorum. Sen akıllı kadınsın.

Akıllı kadın. Marina bu iki kelimeye hep sinirlenirdi. Çoğunlukla, her şeye katlanan kadın anlamına gelirdi. Susmayı, sineye çekmeyi, halının altına süpürülmeyi, insanların ayaklarını silmesini hoş gören kadın.

Tam beş sene geçmişti. Marina, Hasanı geçmişi ve nafakasıyla, sürekli ikizleri ziyarete gidişleriyle kabul etmişti. Çocuklar, Kerem ve Baran, hep rahatça uğrayabiliyorlardı eve. Marina ile araları oldukça iyiydi. Ama Sevda… O başlı başına bir mevzu. Göstermelik, taviz vermeyen, Hasanı hâlâ kendi eşyası gibi gören, yalnızca geçici olarak başka birine devredilmiş sayan bir kadın.

Çocuklar için bir şey demiyorum Hasan. Sevdayı çağırmana razı oldum, normal insanlar böyle bir günü kafede kutlar aslında; kim eski karısını getirir ki? Ama neden sofra düzenini onun zevkine uydurmak zorundayım? Giysilerimi de onun sevdiği kıyafet mi olsun? Saçımı da Sevda gibi mi tarayayım?

Abartıyorsun, dedi Hasan, kalkıp vazoyu aldı. Tamam kaldırıyorum, surat asma. Çocuklar bir saate gelir, Sevda onları alacakmış. Arabası serviste, onlar bırakacak. Hadi, huzur olsun. Bir günde kavga çıkmasın.

Hasan hızla yanağından öptü, mekanik ve alelade bir şekilde çıktı banyoya tıraş olmaya. Marina, mutfakta tencereler ve kaseler arasında yalnız kaldı. Fırında tandır hazırlık aşamasında, ocakta istiridye mantarlı tavuk pişiyordu. Evin mis gibi kokusu vardı ama iştahı yoktu. Sanki kendi özsaygısının cenaze yemeğini hazırlıyordu.

Bir saat sonra kapı gürültüyle açıldı. Kahkahalar, ayak sesleri, yüksek sesler.

Nerede bizim babamız? Bu sesi Marina yüzlerce kişi arasından tanırdı. İri, tiz ve kendinden emin. Hasan! Geldik bak!

Marina, önlüğünü çıkardı, koridordaki aynada saçlarını düzeltti, misafirleri karşılamaya hazırlandı.

Holde izdiham vardı. İki adam boyunda büyümüş Kerem ve Baran ceketlerini çıkarmaya çalışıyorlar. Aralarında, kraliçe gibi, Sevda dikilmiş. Kırmızı bir elbise; bedeni için fazla dar, lüle lüle saçına yarım kutu sprey harcanmış gibi duruyordu.

Aa Marina, nasılsın? Sevda göz ucuyla ev sahibine bakmadan içeriye girdi. Gözleri Hasanı arıyordu. Bak neler getirdik! Hasan, çabuk gel, annene yardım et de torbalarını taşı, turşu var!

Hasan koşarak yerinden fırladı, heyecanlı şekilde dolandı.

Hoş geldiniz çocuklar! Nice senelere! dedi, evlatlarını öperek. Sevda, merhaba. Turşu neden ki? Evde masa kırılıyor neredeyse.

Aman, sizin sofralarınızı biliyoruz, dedi Sevda, gözlerini devirdi, nihayet Marinaya döndü. Marina yine diyete uygun yapmıştır her şeyi, az yağ az tuz. Erkek çocuklar sağlam yemek ister. Bak salatalık getirdim, domates, mantar… Bir de paça. Gerçek ayak paça; geçen seferki tavuk jöleni gibi değil.

Marinanın yanakları utançtan kıpkırmızı oldu. Geçen sefer, altı ay önce Sevda eve çocukları almaya gelmişti. O zaman da adeta sofrayı ve evi bütünüyle eleştirmişti.

Hoş geldin Sevda, dedi Marina, sakin ama soğuk bir tavırla. Giriniz, yemek herkese yeter. Hem paçam dana etinden, tertemiz kaldı.

Göreceğiz bakalım, dedi Sevda, ev sahibiymiş gibi salona geçti. Yahu şu koltuğu hâlâ değiştirmediniz mi? Hasan, geçen sene demiştim, bu renk evin havasını bozuyor. Şu perde de… Karanlık olmuş burası. Bizim eski evde nasıl ferah olurdu, tül her yeri aydınlatırdı.

Hasan poşetleri taşırken peşinden sürükleniyordu.

Bence güzel, dedi Hasan. Sıcacık oluyor.

Sıcaklık başka, içi cıvıl cıvıl olacak, burası mezar gibi, dedi Sevda, yanlış koltuğa oturdu. Hadi çocuklar ellerinizi yıkayın. Marina, ne diye bekliyorsun? Sofrayı kur, aç kaldı onlar.

Marina avuçlarını sıktı; tırnakları etine battı. Sakin ol, dedi kendi kendine. Sadece Hasan ve çocuklar için, çocukların kutlaması bozulmasın diye.

Sessizce mutfağa geçti. Hasan birkaç dakika sonra yanına geldi.

Marina, ona gönül koyma, biliyorsun huyu öyle. Kötü niyetli değil, komuta etmeye alışmış. Hadi salataları beraber çıkaralım.

Gerek yok, dedi Marina, sertçe.

Sofra korkunç şekilde başladı. Sevda, Hasanın sağ yanında oturdu; sandalyesini öyle yaklaştırdı ki kolları birbirine değecek neredeyse. İkizler karşısına geçti. Marina, kapıya yakın bir köşede, adeta bir garson gibi yer buldu.

Evlatlarıma! dedi Hasan, kadehini kaldırdı. Yirmi yıl, nasıl geçti bilemedik!

Aynen Hasancığım, diye atıldı Sevda, araya girerek. Hatırlıyor musun, doğumda seni hastaneye koşturdum? Ankarada zemheri, araba çalışmıyor; sen gömlekle dışarıda dolanıyordun! Sonra hastane camının altında bağırıyordun, Kim doğdu kim?. Çok gülmüştük!

Yüksek sesle kahkaha attı, Hasanın omzuna elini koydu. Hasan mahçup gülümseyerek geçmişe daldı.

Gençtik, çocuktuk.

Bir keresinde Baran yeni takım elbisesiyle çamura düşmüştü. Annenin doğum gününe yetişeceğiz diye koşturuyorduk. Sen çocuğu havada kapmıştın, ağlamaktan çıldırıyordu! Sonunda çeşmede temizledik…

Muhabbet, eski günlerden devam etti. Sevda, sohbeti hep biz aileydik günlerine çevirmekte ustaydı. Antalya tatilimizi hatırlıyor musun?, Salonun duvarlarını nasıl boyamıştık?, Bacağını kırınca sana nasıl kaşıkla yemek yedirmiştim?

Marina sessizce çatalını salatada gezdirdi. Kendini evde yabancı gibi hissediyordu. Bir eşya, bir arka plan. İkizler arada telefona bakıyor, bazen annelerine kafa sallıyordu. Hasan, nostaljinin ve şarabın etkisiyle eski eşine dalıp gitmişti, Marinayı adeta unutmuştu.

Marina, bir ekmek uzat, dedi Sevda, Hasanla araba kullanmayı ilk öğrendiği dönemleri anlatırken. Hasan bir bağırdı Frene bas!, ben gaza bastım! Az daha duvara giriyorduk! O gün Hasan saçlarının yarısı ağardı!

Yok öyle bir şey, dedi Hasan, gülerek. Sen hep hızlıydın.

Sen benim hep…

Bu söz, tokat gibi geldi. Marina başını kaldırdı ve Hasana baktı. O, ne dediğinin farkında bile değil, Sevdaya bir inek gibi sevecenlikle ve hasretle bakıyordu. Gençliklerini hatırlıyordu tabii, eski neşeli günler…

Salata fazla tuzlu olmuş, dedi Sevda, bir anda alaycı tavırla salatadan bir lokma alırken. Marina, âşık mı oldun? Tuzunu kaçırmak âşıklara mahsus. Ama kime? Kendi kocana mı? Haha! Hasan, dur, benim paçayı dene. Ne lezzet!

Tüm masayı doğrularcasına, Hasanın tabağına kendi yaptığı paçadan bir porsiyon koydu, Marinanın mantarlı tavuğunu kenara itti.

Sevda, çek elini, dedi Marina buz gibi.

Neden? Ne sinirli çıktın böyle?

Dedim ki, çek elini kocamın tabağından. Paçanı da al, benim yaptığım yemekler yetiyor herkese.

Bütün oda, ani bir sessizlikle dondu. İkizler telefondan başlarını kaldırdı. Hasan şaşkın gözlerle çevresine baktı.

Marina, ne oldu şimdi? Ne var yani, koydu gitti işte…

Lezzetli diyorsun yani? dedi Marina ağır ağır ayağa kalkarak. Sandalyenin parkede gıcırtısı metal gibi yankılandı. O eski günleri, Sevda’nın tadını, bu evde başka bir kadının patronluk etmesini, eşyayı, yemekleri, eşini eleştirmesini seviyorsun biliyorum.

Dert etme, abartıyorsun, dedi Sevda, alayla. Ne hassas! Kompleks yapma. Sadece öneride bulunuyorum.

Senin önerine ihtiyacım yok, dedi Marina, Sevdaya gözlerini dikip. Senin varlığın da gerekmiyor. Hasan için, çocuklar için katlandım. Ama görüyorum ki, burada size ihtiyaç yok. Herkes gayet hoşnut. Eski günlerin anıları, espriler, bizim eski arabamız, bizim tatilimiz. Aile burada siz, ben de etrafı toplayan hizmetli.

Marina, lütfen bırak, Hasan elini uzattı, Marina elini çekti. Yanlış anladın, sadece eskiyi andık.

Daha iyi, anmaya devam edin. Arada olmasam daha iyi.

Marina salondan ayrıldı. Ardından Sevda’nın tiz fısıltısı duyuldu:

Tam bir histerik. Hasan, sana uygun değil demiştim. Kendini bir şey sanıyor.

Marina yatak odasına gittikten sonra elleri titriyordu, ama aklı tamamen açıktı. Küçük bir valiz çıkardı, kozmetik, yedek kıyafet, pijama ve tabletini koydu. Gösterişli kıyafeti çıkarıp, rahat bir kotlar ve kazak giydi.

Cep telefonundan taksi çağırdı. Yedi dakika sonra gelecekti.

Ayakkabısını giydi, montunu aldı. Salon gülüşmelerle çınlıyordu. Hiç umursayan yoktu, Ağlayıp gelir diye düşündüler.

Kapı eşiğinden seslendi:

Ben çıkıyorum! dedi açık ve net.

Herkes şaşkınlıkla durdu. Hasan elinde ince belli çay bardağı bakakaldı.

Nereye? Marketten mi bir şey alacaksın? Eksiğimiz mi var?

Hayır Hasan. Otele gidiyorum. Bugün benim de bayramım: Saygısızlıktan ve terbiyesizlikten kurtuluş günü. Siz, eski kadro harika eğleniyorsunuz. Kutlamaya devam edin. Buzdolabı tıka basa, pasta balkonda. Bulaşık makinesi, deterjan da var. Sevda yemek yemekten başka bir şey başarıyorsa, belki bulaşık yıkama konusunda da gösterir maharetini!

Aklını mı kaybettin? Hasan ayağa fırladı, bardak devrildi. Rakı masa örtüsüne yayıldı. Neyin oteli? Gece oldu! Misafir var!

Onlar senin misafirin, Hasan. Benim değil. Hoşça kal. İyi ki doğdun, gençler.

Kapıyı kapattı. Hasanın bağırmasıyla Sevda’nın ciyaklaması koridora çarpıp kapandı.

Takside, Marina önce şehir ışıklarına daldı. Sonra en iyi spa-oteli aradı.

Merhaba, deluxe oda var mı? Evet, mükemmel. Yirmi dakika sonra geliyorum. Bir şişe şampanya ve meyve tabağı istiyorum odaya. Sabah en erken masaj için de rezervasyon. Teşekkürler.

Otelde derin bir sessizlik ve pahalı bir parfüm kokusu vardı. Ne soğan kokusu, ne çatal bıçak gürültüsü, ne yabancı sesler. Oda tertemizdi, çarşaflar gibi bembeyazdı.

Duş aldı, günün ağırlığını suya bıraktı. Bornozla balkona çıktı, buz gibi bir kadeh şampanya doldurdu. Şehir, ışıl ışıl, Marinaya kayıtsızca akıyordu.

Telefon taksideyken titremeye başlamıştı. Fakat sessize aldı. Şimdi baktı: On beş cevapsız arama, üç mesaj.

Ne yaptın sen?

Dön hemen, misafirlerin yanında rezil olduk!

Marina, komik değil, Sevda şokta.

Gülümsedi, telefonu kapattı. Bir yudum daha şampanya içti. Senelerdir ilk kez bu kadar özgür hissediyordu. Artık, yemek beğenilecek mi, televizyon sesi fazla mı, Hasan’ı üzecek mi diye düşünmüyordu. Tek başınaydı, hem de ilk kez bu kadar güzel.

Sabah güneşle uyanırken, odada tatlı bir gerinmeyle kahvaltısını sipariş etti: Poşe yumurta, kruvasan ve filtre kahve. Sonra masaj, yüzme havuzu… Bir gün daha kalmaya karar verdi. Eve dönmek istemiyordu.

Akşamüstü telefonu açtı. Mesajlar artmış, tonu değişmişti.

Marina, neredesin? Korkuttun beni.

Çocuklar senin ardından hemen gitti. Sirk kurdunuz dediler.

Sevda dün akşam çıktı. Fena kavga ettik.

Lütfen aç telefonu.

Hasanın numarasını çevirdi.

Alo! Marina! Allahım iyi misin? Neredesin? Hasanın sesi titriyordu.

Oteldeyim Hasan. Dinleniyorum.

Affet beni, dedi, sarsılarak. Salaklık ettim. Her şeyi mahvettim.

Anlat bakalım, dedi Marina. Aile buluşması nasıl geçti?

Berbat. Sen çıkınca Baran dedi ki: Ne anneymiş ya! Baba tam paspas. Marina normal kadın, siz onu korkuttunuz. Keremle birlikte çıktılar, pastaya bile dokunmadılar.

Marina hafif bir memnuniyet hissetti. Çocuklar herkesten daha akıllıydı.

Sonrası?

Sevda bağırmaya başladı. Çocuklara hain dedi, seni suçladı. Hadi sofra toplansın! dedi. Hadi buyur, sen topla, madem hane reisi sensin! dedim. O bağırdı, tabak kırdı. Senin annenin servisinden olanı.

Tabak mı kırdı? Marina’nın sesi buz gibi oldu.

Evet… El hareketiyle oldu. Sonra dayanamadım, taksi çağır, dedim. Kavga ettik, bana her şeyi saydı döktü; yirmi yıllık maaşlarımdan, annenden, hayatımı yaktığımdan… Zorla gönderdim.

Hasan uzun süre sustu.

Şimdi tek başıma oturuyorum. Her yer pis. Toplayamadım. Halim yok. Marina, dön ne olur. Aptallık ettim. Bundan sonra… Evimizde eski hayatlar olmayacak. Söz veriyorum.

Toplamadın yani?

Hayır, hâlâ duruyor.

Çok güzel. Yarın sabaha kadar vaktin var. Ev ışıl ışıl olacak. Sevdadan tek iz kalmasın. O turşular, paçalar… Hepsi çöpü boylasın. Dönersem bir tek kırıntı, bir damla parfüm kokusu bulursam, direkt boşanmaya başvururum. Anlaştık mı?

Tamam, Marina. Her şeyi silerim, süpürürüm. Yeter ki dön. Sana aşığım. Gerçekten istememiştim böyle olsun… Hep en iyisi için uğraşıyordum

En iyisi, herkesin gönlünü hoş tutmak değil, dedi Marina, sertçe. Yarın öğlene döneceğim. Ve Hasan Eğer bir daha kimse benim evimde bana laf söylemesine izin verirsen, sadece otele gitmem. Sonsuza kadar giderim.

Telefonu kapattı. Otel odasında akşam ışıkları yanıyordu. Durgun kahvesini içti. Biraz Hasana acıdı; zayıf ve şaşkın bir adamdı. Ama kendine daha fazla acıdı: yıllarca katlanmış bir kadına.

Artık katlanmayacaktı. Otele kaçışı, kafasında bir şeyleri değiştirdi. Hayatında ilk kez, akıllı kadın değil, patron olduğunu hissetti.

Ertesi gün, eve geldiğinde limon ve deterjan kokusu karşıladı. Camlar ardına kadar açık, dünün hengamesi havalanıyordu. Hasan, yorgun ve gözleri uykusuzluktan kırmızı, Marina’yı kapıda bekliyordu.

Her şeyi sildim, dedi mahcup bir sesle. Perdeleri bile yıkadım, Sevdanın saç spreyi sinmişti.

Marina mutfağa gitti. Mükemmel temizlik; tek bir kavanoz bile yok. Krize sebep olan vazo ortadan kalkmıştı.

Vazo nerede? dedi.

Attım, boğuk şekilde karşılık verdi. Paça da gitti. Artık görmek istemiyorum.

Marina gözlerinin içine baktı.

Tamam, dedi, paltosunu çıkarırken. Çay koy. Pastamdan yiyeceğiz. Onu da eski gün nostaljisiyle birlikte atmadıysan tabii.

Hasan derin bir nefes aldı, Marinayı omzuna yasladı.

Pasta duruyor. Gecenin bir vakti, üzüntüden bir parça aldım. Marina, sensiz olmuyor. Affet beni.

Affettim. Ama bu sondu, Hasan. Son.

Çay sofrasında, Marina Hasana baktı ve anladı; bazen ailesini korumak için, ondan uzaklaşmak gerekir. En azından iki günlüğüne. Çünkü boş masa, bazen söylenmemiş bin kelimeden daha fazla anlatır.

Rate article
Lifequest
Eski Eşini Sırf Çocuklar İçin Eve Çağırınca, Ben Otelde Kendi Bayramımı Kutlamaya Gittim – Kendi Evimde Hakarete ve Saygısızlığa Dur Diyen Bir Türk Kadının Cesur Kaçışı