O peçeteleri nereye koydun? Hani şu gümüş desenli olanlar, onlardan sermeni rica etmiştim, masa örtüsüne daha çok yakışıyorlar, dedikçe Elif Hanım, arkası dönük bir şekilde limonu incecik, neredeyse tül gibi dilimlemeye devam etti.
Kocası Hasan, normalde bu saatlerde çoktan televizyonun karşısına kurulmuş, yılbaşı konserinin başlamasını bekliyor olurdu. Ama bu sene henüz ortada görünmüyordu. Elif kendi kendine konuşuyor, alışkanlıktan mutfağın sessizliğinde homurdanıp duruyordu. Yılın son dakikalarına üç saat kalmıştı. Fırında nar gibi kızarmış elmalı ördek pişiyordu onun aile yadigârı, meşhur tarifi. Ev ışıl ışıl, her yer pırıl pırıl, salonun köşesinde yanıp sönen bir çam ağacı Elifin içini, elli yaşına da gelse dinmeyen o eski, o tanıdık mucize beklentisi kaplamıştı.
Elleri ıslaktı, havluyla kuruladı, saate baktı. Hasan yine gecikmişti. Ofisten unuttuğu hediyemi almaya uğrayacağım, demişti, sonrası kayıptı. Elif hafifçe gülümsedi. Mutlaka çok özel bir şey seçmeye çalışıyordur. Yirmi beş yıldır birlikteler; gümüş yıl dönümlerini kutlayacaklar bu sene. Çocuklar kendi hayatlarına çoktan uçmuş, baş başa, romantik bir yılbaşı planlamışlardı bu kez ne şamata, ne kalabalık.
Nihayet kapı açıldı. Elif saçını düzeltti, önlüğünü çıkarıp kadife elbisesini gözler önüne serdi ve kocasını karşılamak için koştu.
Hasan, ne oldu? Nerelerdesin? Ördek tam
Kelimesi ağzında düğümlendi. Hasan yalnız değildi. Yanında, üzerindeki kürk mantodan karları silkeleyen, alımlı, al basmalı yeni bir kadın vardı. Saçları bakır, dudaklar kıpkırmızı, büyüleyici ve bir poşet mandalinayla birlikte Hasan, suçluluk ve garip bir neşe arasında gidip gelen yapmacık bir sırıtmayla şişe şampanya tutuyordu.
Elifçim, yılbaşı misafirimiz var! sesi, evlerinin sessizliğine fazla büyük geldi. Tanıştırayım, bu Ceylan Hanım. Ceylan Aktaş, bizim yeni baş muhasebecimiz.
Elifin içinde bir soğuk dalgası yükseldi. Bakışları kocasından kadına, kadından kocasına dolaştı.
İyi akşamlar, dedi sesi kısık çıktığı kadar. Biz birini mi bekliyorduk?
Ceylan, hiç bozulmadan, uzattı narin elini.
Ayy Elif Hanım, inanamazsınız başıma gelene! Film gibi vallahi! Hasan Bey yani Hasan Bey resmen hayatımı kurtardı. Çook minnettarım, çok minnettarım!
Hasan aceleyle ayakkabılarını çıkarmaya çalıştı, bir yandan gözlerini kaçırıyordu.
Elifcim, bak şimdi, öyle oldu ki Ofise uğradım, Ceylan orada mağdur halde oturuyor. Ağlıyor resmen. Meğer evde tesisat patlamış, evi su basmış, elektrik yok, buz gibi Teknikçi bir de ancak üç gün sonra gelecekmiş. Yeni yıl gecesinde nereye gitsin? Otogara mı? Burada hiç akrabası yok, yapayalnız. Ceylan, bize gel, dedim. Elifin sofrası bayram gibi, o kalbinden iyidir, dışarı atmaz seni, dedim.
Elif bu yamalı savunmayı dinlerken içindeki minik, sıcacık dünya çökmeye başladı. Yirmi beş yıl. Romantik akşam. Masada hazır bekleyen mumlar. Ve kürklü bu mucize.
Buyurun, dedi sesi buz gibi. Yabancı ve tahtadan bir tınla. Artık geldiniz madem.
Ceylan sevinçle içeri üşüdü, ortama pahalı parfümünün ağır, şekerli kokusunu bıraktı; o koku, fırındaki ördeğin ve çam ağacının kokusunu bir anda bastırdı.
Ay ne tatlı burası! cıvıldadı süzülerek. Tam bir… retro tarz! Babaannemin büfesi çok benzerdi vallahi. Çok nostaljik, sanki eski eserler müzesi gibi.
Elifin dişleri sıkıldı. O büfe İtalyandı, gerçek meşe, beş yıl önce neredeyse paramparça olup alınmıştı, ama bunları kendine kızı yaşında bir kıza açıklamaya hiç niyeti yoktu.
Hasan, misafire yardım et, montunu çıkar, dedi ve doğruca mutfağa kaçar gibi uzaklaştı. Nefes almalıydı. Elleri titriyordu.
Hasan bir dakika sonra tıpış tıpış peşinden geldi. Yüzünde yenik dövüşçülerden bozma bir inat vardı.
Elif, bak şimdi Ama hemen darılma, lütfen. Gerçekten gidecek yeri yoktu. Yılbaşı yahu! Bir iyilik etsek. Otursun, bizimle yesin, içer. Sonra ben ona güzelce bir taksi çağırırım, otelde kalır veya salonda ona bir yatak açarız
Salonda mı? Elif bir kepçeye öyle bir sarıldı ki eklem yerleri bembeyaz oldu. Hasan, iyi misin? Biz baş başa olacaktık. Sen bana hiç tanımadığım birini, öyle kaba kaba laf eden birini getiriyorsun. Müzeymiş evim ha?
Aman canım, kötü bir niyeti yok. Genç, patavatsız, hepsi bu… Bak ne olur, ekip içinde beni rezil etme. Sonra anlatır herkese, sokağa attık onu, der. Sonra ne halt yiyeceğim ben?
Elif kocasına baktıkça tanıyamıyordu. O birlikte ev kurdukları, sevgiyle bakan adam gitmiş, yerine kel kafasının üstünde genç patronlara hava atmaya çalışan biri gelmiş.
Peki, dedi sonunda. Otursun bakalım. Ama bir daha evimle ilgili bir laf ederse…
De-mez! Vallahi bak, ben tembihlerim! Hasan sevindi ve sarılmaya çalıştı, Elif ise sıyrıldı.
Hadi, sen patavatsızına eşlik et. Ben toplam masayı üç kişilik hazırlayayım artık.
Akşam yemeği, diken üstünde geçti. Elif sessizce tabağı koyuyordu. Ceylan, kürk montunu atınca altındaki dar, göğüs dekolteli elbisesiyle yere yayılarak oturdu, elinde şarap bardağıyla nazik hareketler yapmaya başladı.
Hasan Beycim, şampanyayı açar mısın? Eski yılı uğurlayalım, şuh bakışlarıyla Hasana döndü. Valla öyle susadım ki…
Hasan Beycim. Elif, salata kâsesini neredeyse yere bırakıyordu. Hamsili Pilav masasını öyle bir koydu ki ses salona yayıldı.
Bizde şampanya çanlar çalınca açılır efendim, diye kesti sözü. İsterseniz şimdi ev yapımı vişne suyu var. Buzlu, taze.
Ceylan burun kıvırdı.
Vişne suyu mu? Ne hoş. Ama ben tatlı şeyleri pek içmem, formumu korurum da… Şöyle bir brut varsa iyi olurdu. Yarı tatlı şampanya da, derler ya, damak tadı gelişmemişler içinmiş!
Hasan hemen araya girdi.
Dur bakayım, barımda çok iyi bir rakı var. Ceylan, rakı ister misin?
Eh, bir duble içeyim. Isıtıyor insanı. Burası epey serin sanki. Doğalgazda tasarruf yapıyorsunuz herhalde?
Elif karşılarına oturdu. Kendi evinin yılbaşı masasında sanki fazlalık gibiydi. Hasan misafir cismini sevindirmek için dönüp duruyor, türlü türlü espri, ikram, şenlik Ceylan ise gürültülü sahte kahkahalarla Hasanın neredeyse kucağına yatacaktı.
Elif Hanım, siz çalışmıyor musunuz? Ceylan aniden lafı Elife çevirdi, lokmasını çiğnemeyi bırakıp.
Çalışıyorum, soğukkanlılıkla cevapladı Elif. Şekerlemecide baş teknologum.
Aa, gerçekten mi? Ceylan kaşlarını koca bir hilal yaptı. İnanılır gibi değil. Çok ev hanımı tarzınız var. Bütün gün mutfakta koca bekleyen kadınlar gibi. Hasan Bey anlatmıştı, elleriniz altın gibidir diye. Yalnız bazen muhabbeti hep aynıymış ama pastalar harikaymış, dedi.
Bir sessizlik çöktü. Sadece saatin tıkırtısı, televizyondan gelen hafif bir uğultu Hasan içkisini yutkunurken öksürdü, yüzü pancar gibi oldu.
Ama öyle demedim ki! dedi kısık sesle. Ceylan sen yanlış anladın galiba!
Elif yavaşça çatalı bıraktı. İçinden bir tel koptu. Onca yılın sabrını taşıyan ince bir ip Yani sohbet edilecek hâli yoktu? Yani ev kadınına dönmüş, sıradan olmuştu?
Devam et Ceylan, dedi Elif, buz gibi bir gülümsemeyle. Valla dinlemek çok ilginç, Hasan daha neler anlatmış?
Ceylan bir an frene bastı, ama durumu daha da berbat etti.
Ay aman, alınmayın ya! Erkekler Hep sıkılırlar, biraz hareket isterler. Mesela Hasan Bey, geçen cuma kurum partisinde öyle oynadı ki! Lambada yaptık, tüm departman alkışladı. Ben evde böyle oynayamam, Elifin bacakları hemen ağrıyor, dedi.
Elif masanın altından ayaklarına baktı. Ayağında hiçbir şey yoktu, ağrımamıştı. Sadece üç gündür mutfakta dolanıp bu lanet olası yılbaşı menüsünü hazırladığı için biraz yorgundu.
Hasan perişandı. Felaketin geldiğini anladı ama çaresizdi.
Dolduralım mı bardakları? kurtarmaya çalıştı. Dünya barışı için kadeh kaldıralım!
Bir dakika, Elif gözünü onlardan çekmedi. Peki, tesisattan ne haber? Yani, bu boru patlama işi nasıl oldu Ceylan Hanım?
Hangi boru? Ceylan bir an afalladı, gözleri sağa sola kaçtı. Aa, evet evet! Şırıl şırıl boru, su fışkırdı! Çok panikledim, hemen Hasanı… yani Hasan Beyi aradım. O çünkü gerçek bir adam, sağlam adam! Benim eski kocam gibi değil…
İlginç, dedi Elif düşünceli bir tonda. Şu an dışarısı eksi on beş. Eğer boru patladıysa, elektrikler de yoksa, siz şimdi burada böyle pırıl pırıl fönlü ve mis kokulu oturamazdınız. Karasal nem, kazalı su kokardı üstünüz. Ama size bakınca sadece güzellik salonu ve başkasının kocasına göz diken biri var.
Ceylan al kırmızı kesildi.
Nasıl konuşuyorsunuz böyle! Ben size misafir geldim! Hasan, bir şey söylesenize!
Hasan sandalyeye iyice sindi.
Elif, neden böyle yapıyorsun? Belki hazırlanmıştır canım…
Hasan, sus, dedi Elif yavaş ama kesin bir şekilde. Ayağa kalktı. Yirmi beş yıl ufak tefek açıklarını bile görmezden geldim. Göz ucuyla eteklere baktığını, eve geç gelişlerini. Değeri bilir dedim. Aile bizim her şeyimizdir dedim. Meğer ben sadece mutfaktan sorumluymuşum, üstelik konuşacak bir şeyim de yokmuş.
Salona yürüyüp perdenin birini hışımla açtı, dışarıda arada bir fişekler patlıyordu.
Şimdi şöyle, dedi, döndü. Eğlence bitti. Ceylan Hanım, mandalinaları ve kendinizi toplayın lütfen. Kapı orada.
Ceylan bir şeyler söylemeye yeltendi ama Elifin kararlılığı karşısında cümleler ağzında kaldı.
Hasan! Beni gece yarısı kapı dışına mı atacak, demeye fırsat buldu.
Hasan cesaret (veya içkiden alınan cesaretle) masaya yumruğunu vurdu.
Elif! Abartma artık! Bu ev sadece senin değil! Benim de. Misafir getirdim. Ceylan kalacak. İnsan gibi yılbaşı kutlayacağız, yoksa…
Yoksa ne? sordu Elif. Bitir cümleni.
Yoksa cadı gibi davranmayacağız! patladı.
Elif başıyla onayladı. Ne bir gözyaşı, ne çığlık Dolabın üstünden, çocuklara götürmek için hazırladığı bavulu aldı. İçindekileri yere boşaltıp Hasanın önüne bıraktı.
Senin evinse? Elif donuk bir sesle bavulu önüne itti. Güzel. Ben gidiyorum. Ama unuttuğun bir ayrıntı var. Burası benim ailemin evi. Sadece ikamet adresin burası. Yarın emir verir gibi avukata ve tapuya gideceğim, boşanma ve tahliye isteyeceğim. Ama şimdilik, ikiniz de çıkıyorsunuz bu evden.
N-nasıl yani? Hasanın yüzü kireç gibi oldu. İçkinin etkisi gitti. Elif, dur bak Nereye çıkıyoruz?
Gidilecek yere. Hani lambada oynadığın, hareketli evler var ya? Ceylanın borulu evine. Git yardım et. Sen maço, sağlam adamsın. Burada sadece Antika! var, unutma.
Elif, dur! sandalyeyi devirerek ayağa fırladı. Özür dilerim! Aptallık ettim! Ceylan sadece iş arkadaşı! Ne olur o gitsin, biz kalalım!
Elif üstüne acıyarak baktı. Daha demin yanında saf tutan, şimdi iş ciddiye binince pozisyon değiştiren biriydi sadece.
Hayır, Hasan. Salata bozuldu. Bizim ilişki de. Hadi, beş dakikan var. Toplan!
Ceylan, gidişin kaçınılmaz olduğunu anlayınca, sessizce montunu giydi.
Sinir hastası kadın, fısıldadı. Hasan, ben taksiyle giderim. Sende dert çok, hiç lüzum yok.
Kapı çarptı. Ceylan, arkasında bir parfüm bulutu ve mide bulandıran bir huzursuzluk bırakarak çekip gitti.
Hasan ortalıkta bavulla, kala kaldı.
Elif… diye inledi. Bak o gitti, bırak bitsin. Yemek soğuyor.
Elif, fırından ördeği çıkardı. Elma ve tarçın kokusu odayı sarmıştı. Şimdi o koku bile midelere dokunuyordu artık.
Unutalım mı? diye sordu. Sen yılbaşı arifesinde bana metresini getirdin; arkamdan dedikodumu yaptın, evimde bana laf ettirdin.
Bir anda tencereyi kavradı. Ağır seramik, soğukkanlılıkla
Hasan, hadi git. Şaka değil. Şimdi çıkmazsan karakolu ararım, sarhoş adamdan şikâyetçi olurum. Sonra cebimde belgeyle uğraş, avukatla uğraş, çocuklara dert anlat.
Hasan, Elifin kararlılığını görünce anladı: Olay bitmişti. O safen, ev kuşu dediği kadının içinde öyle bir irade vardı ki
Yavaşça odaya gitti, kıyafetlerini hızla çantaya tıkıştırdı. Çıkarken paltoyu alelacele geçirdi, gömlek kolu dışarı sarkıyordu.
Pişman olacaksın Elif! diye bağırdı, son bir gurur hamlesiyle. Yalnız kalacaksın! Elli yaşında kime lazımsın ki?
Bana lazımsın, dedi Elif ve kapıyı kapattı ardından. Şak çift kilit.
Evde, cennet gibi bir sessizlik çöktü. Elif kapıya sırtını dayadı, yere kaydı. Ağlarım şimdi, diye düşündü. Ama gözyaşı yoktu. Sanki yıllardır kapladığı, ağır bir köşe koltuğu odaya taşınmıştı da, şimdi bir anda ferahlamış gibi.
Kalktı, mutfağa gitti. Masa üç kişilikti. Salatalar, ikramlar, ördek… Bir tiyatro dekoru gibi gereksizdi artık.
Elif, Ceylanın ruj damgalı, yarım bırakılmış sandviç tabağını hızla çöp kutusuna fırlattı. Tabak, tıng diye kırıldı.
Sonra Hasanınkini. O da gidince; bir ferahlık geldi.
Kendi en sevdiği, altın yaldızlı tabağı masaya koydu. Kocaman bir kadehe şampanya doldurdu.
Televizyonda Cumhurbaşkanı konuşma yapıyordu, yılın son saniyeleri atıyordu. Bu yıl, Elife hayal değil, gerçek bir özsaygı kazandırmıştı.
Mutlu Yıllar Elif, dedi, kendi yansımasına karanlık camda.
Kendine ördekten en güzel but parçasını kesti. Bir kaşık da Rus Salatası koydu; meğer hiç de bozulmamış, tam ayarında olmuştu.
Telefon çaldı. Kızından, Sedeften mesaj: Annecim, yeni yılda buluşalım, seni ve babamı çok seviyoruz! Torunlar baskına gelecek!
Elif gülümsedi. Gerçek hayatı aslında olduğu yerdeydi. Çocuklar, torunlar, işi, ve evi Kırılan demek ki gereksiz, çürükmüş.
Bir yudum daha şampanya. Köpükler burnunu gıdıkladı. Yıllar sonra, ilk kez, kimseye bir şey taşıyor, dolduruyor veya bardak kontrol etmiyordu. Sadece ânı yaşıyordu.
Yan komşular Baaşaar! diye bağırıp havai fişek atarken Elif de neşelendi. Kendi özgürlüğünü kutluyordu.
Bir saat sonra sofradaki bütün yemeği, yarına komşusu Emine Teyzeye ve kapıcı Hüsnü Amcaya götürmek için paketledi. Onlar da tatlı yiyip yüzü gülsün.
Ördek butunu ise, kendisi yiyecekti. Hakkıydı.
Gece aynada makyajını temizledi. Karşısında hâlâ güzel, bakımlı bir kadın vardı. O bigudili teyze hiç olmamıştı.
Heyecan arıyordu, dedi kendi yansımasına. Buyursun, Hasan Bey. Artık bol bol heyecanı olacak. Gidecek ev, bölüşecek mal, millete hesap verecek.
Kocaman yatağa yıldız gibi yayıldı. Eskiden horlayan kocasıyla paylaştığı yere Yepyeni çarşaflar ve lavanta kokusu.
Sabah güneşiyle uyanınca ilk düşündüğü şey hasan ne yesin, ne giyer değil; kahveyle pasta yesem mi o yeni kafede oldu. Ne şahane bir fikir!
Sonrası ne olurdu, kim bilir. Boşanma, bölüşüm, tatsız laf Ama bugün mest bir sessizlik, güzel yemek, huzur vardı evde. Ve bir daha kimse ona evi için antika, hayatı için sıkıcı diyemezdi.
Beğendiyseniz beğen butonuna tıklayın, yorum bırakın lütfen. Siz Elifin yerinde olsanız ne yapardınız?




