Koca, Acı Hatıralardan Daha Değerli Mi? İgor’a Son Noktayı Koydum! İkinci Evlilik, Hayatın Zorlukları ve Kızlarımla Yeni Bir Başlangıç – 90’ların İstanbul’undan Umut ve Gözyaşıyla Dolu Bir Yaşam Hikayesi

KOCAM, ACI HAKARETLERDEN DAHA DEĞERLİ

Serkan, bu son damlaydı! Artık bitti, boşanıyoruz! Sevdiğin diz çöküp af dileme numaralarını bu kez bırak, işe yaramayacak! diye evliliğimizin üstüne kalın bir çizgi çektim günlüğümde.

Serkan elbette inanmadı. Eşim alışkındı, yine eski senaryo oynanacak sanıyor: o diz çökecek, pişmanlığını anlatacak, yeni bir yüzük alacak, ben de yine affedeceğim. Daha önce defalarca yaşadık bunları. Ama bu sefer gönül bağlarımızı tamamen koparmaya kararlıydım. Parmaklarım, serçe parmaklarıma kadar yüzüklerle doluydu ama ortada bir hayat yoktu. Serkan daima ve fazlasıyla içiyordu.

…Oysa her şey çok romantik başlamıştı.

İlk kocam Ali, kayıplara karıştı. Bu, doksanlarda oldu. O günlerde yaşamak bile zordu memlekette. Ali uyumlu biri değildi. Hep tehlikeye atardı kendini. Derler ya, gözleri şahin gibi ama kanatları sivrisinek kadar Onun gönlüne yatmayan bir şey olursa, hemen olay çıkarırdı. Eminim bir kavga sırasında öldürüldü. Ondan hiçbir haber gelmedi. İki kızımla ortada kaldım. Lale beş, Reyhan ise iki yaşındaydı. Ali’nin esrarengiz kayboluşunun üzerinden beş yıl geçti.

Çıldıracağımı sanıyordum. Aliyi çok seviyordum, o patlayıcı karakterine rağmen. Birbirimizden ayrılmazdık, tek bir bütün gibiydik. Kendi kendime, Artık hayat bitti, sadece kızları büyüteceğim, dedim. Kendi hayallerimi gömdüm. Fakat hayat öylece akmadı

O zor zamanlarda gerçekten çok sıkıntı çektim. Bir fabrikada çalışıyordum, maaşı… ütüyle ödüyorlardı. Onları satıp yiyecek almak gerekiyordu. Haftasonları hep bu işle uğraşıyordum. Bir kış günü, pazarda buz gibi donarken yanıma bir adam yaklaştı. Halime acıdı.

Üşüyor musunuz, hanımefendi? dedi yabancı.
Nasıl anladınız? dedim şaka yapmaya çalışarak. Dişlerim birbirine vuruyordu. Ama o adamın yanındayken içim biraz ısındı.
Doğru söylediniz, saçma konuştum. Belki, bir kafede ısınmak ister misiniz? Satamadığınız ütüleri taşımaya da yardım ederim
Olur, gidelim. Yoksa soğuktan donacağım artık dedim güç bela.
Ama kafeye gitmedik. Onu evime götürdüm aslında, apartman kapısında beklemesini ve ütülerle dolu torbama göz kulak olmasını istedim. Ben, çocukları okuldan almaya gitmeliydim. Aceleyle koştum. Bacaklarım donmuştu ama içim ısındı sanki. Çocuklarla dönerken uzaktan Serkanı (adamın adı Serkandı) gördüm, sigara içiyordu ve yerinde duramıyordu. Bir çay ikram ederim, sonrası Allah kerim, diye içimden geçirdim.

Serkan, ütü dolu torbayı altıncı kata kadar çıkarmama yardım etti. Asansör tabii çalışmıyordu. Ben ve çocuklar üçüncü kata çıkarken o geri iniyordu.
Durun, kahramanım! Gitmenize izin vermem, size sıcak bir çay demlemeden! diye montunun kolundan tuttum.
Bilmiyorum, rahatsız etmem değil mi? dedi, çocuklara bakarak.
Yok canım, kızların elinden tutun, ben gidip çay koyayım, dedim rahatça.
Onu kaybetmek istemiyordum. Sanki kırk yıldır tanıyordum. O çay sohbetinde Serkan bana yanında yardımcılık teklif etti. Bana fabrika parasıyla bir yıl ütüden fazlasını verecekti!

Tabii hemen kabul ettim. Hatta elini öpmek istedim bu teklif için

Serkan ikinci kez evliymiş ama boşanmak üzereymiş. İlk eşinden de bir oğlu varmış.
Derken olaylar hızla gelişti

Sonra Serkanla evlendik. Kızlarımı nüfusuna aldı. Her şey masal gibiydi. Dört odalı bir ev aldık, en güzel mobilyalarla döşedik. Ardından bir yazlık yaptırdık. Her sene mutlaka deniz tatiline gittik. Hayat toz pembe, kaymak gibi

Yedi yıl geçti. Serkan her istediğine kavuşunca, sanırım mutluluğun doruğuna çıktığını sandı ve şişeye sarıldı. Önce umursamadım. Sonuçta çok çalışıyor, yoruluyor, biraz rahatlamak istiyor diye düşündüm. Ama içkiyi işte de içince bir tuhaf oldum. Ne söylesem dinlemedi.

Şunu söylemem gerekir ki, ben tam bir maceraperestim. Serkanı içkiden uzaklaştırmak için bir çocuk sahibi olmaya karar verdim. O sırada otuz dokuz yaşındaydım. Arkadaşlarım duyunca hiç şaşırmadılar.
Hadi Saniye, belki biz de kırk yaşında anne oluruz diye gülüştüler.
Ben hep şöyle derdim:
Evladınızdan vazgeçerseniz, ileride dizinizi döversiniz, ama doğurduğunuz, planlı ya da plansız bir çocuktan asla pişman olmazsınız.

Serkanla ikiz kızlarımız oldu. Artık dört kız büyütüyorduk! Serkan içmeyi bırakmadı. Çok dayandım, tahammül ettim; sonra köye göçüp, hayvan ve tarla işleriyle uğraşmayı istedim. Hem çocuklara iyi gelir, hem de Serkanın vakti kalmaz içkiye.

Evi ve yazlığı sattık. Bir kasabada çok güzel bir ev aldık, şık bir kafe açtık. Serkan avcılığa başladı. Tüfek aldı, türlü av malzemeleri aldı; ormanın avı boldu.

Her şey yolunda gidiyordu. Ta ki Serkan yine fazla içene kadar… Hangi içkiyi bulduysa, bir canavara döndü! Evdeki tüm tabak-çanağı kırdı, eşyaları paramparça etti, en sonunda da tüfeği aldı, tavana ateş etti!

Çocuklarla komşulara koştuk, saklandık. Hayatımın en korkunç gecesiydi.

Ertesi sabah etraf sakinleşmişti. Sessizce eve döndük. Gördüklerimiz tam bir felaketti. Çocukların bu manzaraya tanık olması içimi çok acıttı. Her şey kırılmış, dökülmüş. Oturacak, yiyecek, uyuyacak hiçbir şey kalmamıştı. Serkan yerde ölü gibi yatıyordu.

Kalan eşyaları toparlayıp, çocuklarla anneme sığındım. O da aynı kasabada oturuyordu, yakın sayılırdı. Annem:
Of Saniye, bu kız sürüsüyle bana ne yapacağız şimdi? Kocanın yanına dön, ailede ne dertler biter ki? Her şey zamanla geçer, dedi.
Annemin bir lafı vardı: “Dişin önlükte ama kocan yakışıklıyken idare et.”

…Birkaç gün sonra Serkan çıkageldi. İşte o zaman kesin kararımı söyledim. Zaten Serkan o geceden hiçbir şey hatırlamıyordu. Anlatınca inanmadı bile. Benim için farkı yoktu artık. Tüm bağlarımı kopardım, geri dönüşü olmayan bir yola girdim.

Nasıl devam edeceğimi bilmiyordum. Ama kendi kendime dedim ki, Aç kalırım, yine de bir öfke kriziyle öldürülmekten iyidir.

Kafeyi yok pahasına sattım, çünkü çocuklarla kasabadan kaçmak zorundaydım. Yakın bir köyde minicik bir ev bulduk.

Büyük kızlar bir işe girdiler. Sonra Allaha şükür, ikisi de iyi birer evlilik yaptı.

İkizlerse ilkokul 5’e gidiyordu. Her zaman babaları Serkanı sevdiler, hala da görüşüyorlardı. Bu yüzden Serkanın hayatından haberdardım. Kızlarım aracılığıyla eski eşim beni geri dönmeye ikna etmeye çalıştı. Anne, yeter artık inat etme; babam defalarca özür diledi, suçunu anladı! Kırkına geldin, kendini düşün dedi kızlar. Ama ben kararlıydım. Tek istediğim huzur, sıradan bir hayat, ne kavga ne de dram…

…İki yıl geçti.

Artık Serkanı özler oldum. Yalnızlık çok ağırdı. Tüm hediye yüzükleri teker teker bozdurmak zorunda kaldım, geri alamadım. İçim burkuldu. Geçmişi düşündüm. Bizim evde gerçekten sevgi vardı. Aslında Serkan tüm kızlarıma eşit davranırdı, bana değer verir, özür dilemeyi bilirdi. Dışarıdan bakınca herkesin aradığı aileydik. Başkasının mutluluğu kimseye tam oturmaz ama bizimki de az değildi. Daha ne ister insan?

Büyükler artık sadece arıyor, uğrayamıyorlardı. Gençliklerini yaşıyorlar, haklılar. Yakında ikizlerim de uçup giderse ben tamamen yalnız kalacağım. Kızlarım da sanki gagası büyüyen kuşlar gibi uçup gidecek.

Sonunda ikizlere babalarını iyice yoklamalarını söyledim. Acaba hayatında başka biri var mı? Kızlar her şeyi açıkça sordular Serkana. Meğer başka bir şehirde yaşıyor ve çalışıyormuş, içkiyi tamamen bırakmış, hayatında kimse yokmuş. Adresini de kızlara vermiş, olur ya diye

Velhasıl, şimdi tekrar beş yıldır beraberiz.

Demem o ki, ben tam bir maceraperestim…

Rate article
Lifequest
Koca, Acı Hatıralardan Daha Değerli Mi? İgor’a Son Noktayı Koydum! İkinci Evlilik, Hayatın Zorlukları ve Kızlarımla Yeni Bir Başlangıç – 90’ların İstanbul’undan Umut ve Gözyaşıyla Dolu Bir Yaşam Hikayesi