Söz veriyorum; senin çocuğunu kendi evlat gibi seveceğim. Huzur içinde yat
Murat, neredeyse her şeye sahip bir adamdı. Şehrin tam ortasında bir daire, prestijli bir iş, gösterişli bir arabaMercedes-Benz. Akşamları lüks restoranlarda yemek, gardırobunda en yeni trendler. Kısacası paketlenmiş bir hayatı vardı. Tek eksikiydi aşk. Yedi yıl evli olduğu, bir yıldan fazla önce boşandığı eşi, kendi hayatımı yaşamak istiyorum, çocuk ve evlilik telaşı istemiyorum demişti. Murat hâlâ dürüst, düzenli bir adamdı; ailesi uzakta, Ankarada bir şehirde yaşıyordu, bu yüzden sık sık görüşemezdi.
İşten biraz erken çıkıp eve doğru yöneldi; duş alacak, ardından bir restorana gidecek, yemek yapma zahmetine girmeyecek, bir yandan da bir şeyler yiyip keyfini çıkaracaktı. Birden aklına bir fikir geldi: Kurallarımı biraz çiğneyip, bir kaç kebap, bir kola alıp, usulca bir akşam geçireyim.
Araçla bir dönercinin önünden geçerken, sokak kenarında, temelden oturmuş beş, altı yaşında bir çocuğu gördü. Çocuk gözyaşlarını yanaklarından süpürüyordu. Muratın kalbi bir kez sıkıştı. Arabadan inip çocuğa yaklaştı, onun önünde oturdu.
Sen kimsin? Ne yapıyorsun burada? Ailen nerede?
Ben Efe Yıldız. Çok açım ama param yok. Annemi hastaneye götürdüler, ben de yalnız kaldım. Korkuyorum.
Baba nerede?
Bilmiyorum, annem söyledi; doğduğumda babam bizi terk etmiş.
Kaç gündür sokakta dolaşıyorsun?
İki gün. Kapım var ama evime giremiyorum, anahtarımla açamıyorum. Koridorda uyuyorum, çok soğuk ve yemek istiyorum.
Murat, Tamam, bir şeyler alalım, sonra eve gidelim, sen bana evini gösterebilirsin, dedi. Efeyle birlikte bir kâğıt poşet döner, patates kızartması ve kola aldı. Kapı kilidi çocuğun boyuna fazla yüksekti, açamadı. İçeri girdiklerinde Efe hemen mutfağa koştu, bir somun ekmek kaptı ve çiğnemeye başladı. Murat yemekleri masaya koyup şöyle dedi:
Şimdi güzelce yıkan, temiz kıyafetler giy. Ben de bir şeyler hazırlayayım.
Efe başını salladı, banyo yönüne koştu. Murat, Yardım gerekirse söyle, dedi; Efe ise Ben bir erkeğim, kendime bakarım diyerek kapıyı kapattı.
İkisi birlikte mutfakta oturup yemeği yedi. Murat, Efenin yiyecekleri çiğnemeden yuttuğunu fark etti, ama çocuk yavaş yavaş doydu ve masada uyuyakalmaya başladı. Murat onu kucağına alıp odasına götürdü, yatağa serdi ve bir battaniye örttü. Dairenin içinde dolaştı; tek odalı ama çok samimi bir yerdi. Komodada bir fotoğraf çerçevesi vardı; içinde genç bir kadın, güzel hatlı bir kadın, Efenin annesi.
Murat bir an düşündü: Ben burada ne yapıyorum? Neden buradayım? Sonra uyuyan çocuğa baktı ve anladı ki, artık buradan çıkamayacaktı. Çocuğun başını okşadı, anahtarları aldı ve sessizce daireden çıktı. Arabasına hızlıca koşturdu, park yerine çekti, merdivenleri çıkıp daireye geri döndü. Efe hâlâ derin uykuya dalmıştı. Murat mutfağa geri döndü, masadaki her şeyi topladı, yiyecekleri buzdolabına yerleştirdi. Koridorda bir not defteri gördü; annesinin adı, soyadı, doğum tarihi ve cep telefonu numarası yazılıydı.
Numarayı aradı, ama hatalıydı. Hastane ve bilgi hatlarını aramaya başladı, sonunda İris Çelik adlı bir kadının bir onkoloji kliniğine yatırıldığını öğrendi. Muratın içi bir buruklukla doldu. Odasına girdi, Efenin battaniyesini düzeltip kendisi de kanepede uykuya daldı.
Gözlerini açtığında güneş pencereden süzülüyordu, Efe yoktu; odanın köşesinden bir ses geldi:
Amca, uyanabildin mi? Kahvaltı yaptım, çay demledim.
Murat yıkanıp mutfağa gitti; masada biraz yamuk dilimlenmiş tostlar vardı, ama o anda en lezzetli tostlar gibi görünüyordu.
Efe, dün annenin hastaneye götürüldüğünü buldum. Sanırım bir ziyaret yapmamız gerekir, merak etmesin. Ben Murat, anlaştık mı?
Efe başını salladı, masayı topladılar ve hastaneye doğru yola çıktılar. Hastane resepsiyonundan odasını öğrendiler, ayakkabılıklarını takıp içeri girdiler. Kapıyı açtıklarında, göz altı morlukları olan, yorgun ama hâlâ umutlu bir kadınla karşılaştılar.
Oğlum, çok endişelendim, sen yalnız kalmadın, bir yerden bana bakacak birini bulamadım. dedi gözleri dolu dolu.
Anne, bu Murat. O benim arkadaşım, çok iyi bir adam. Dün çok lezzetli bir şeyler aldı, ben de çok yedim ve uyuyakaldım. dedi Efe.
İris, Murata baktı:
Siz kimsiniz? Çocuğum için teşekkür ederim. Yardım isteyecek kimse yoktu, nereye bakacağımı bilemedim.
Merak etmeyin, anne, ben ona bakarım. Ben onun babası olmayacağım ama ona bir ev, bir aile sunarım. dedi Murat, hafif bir gülümseme ile.
İris gözyaşlarını tutamadı:
Ben buradan çıkmayacağım, bu son. Eğer siz beni anlıyorsanız, not defterimde eski evimin adresi var, müdüre bildirildi. Oğluma bir yuva bulursanız çok sevinirim.
Murat, Umarım bir şeyler değişir, dedi ve doktorla konuşmaya gitti. Doktor:
Çok geç. En iyi durumda bir ay, belki daha az. Ağrı kesiciler dışında bir şey yapamıyoruz.
Murat, Eğer mümkünse, annesini ayrı bir odaya alabilir miyiz? Böylece daha konforlu olur. dedi. Doktor, Oda mevcut, ama bir aile desteği gerekir. diye yanıtladı.
Murat ve Efe, hastaneye yiyecek, meyve, içecek getirdiler. İris, hafif bir yemek aldı, Murata minnetle baktı. Günler geçtikçe, İris biraz daha iyileşmeye başladı, yüzünde bir tebessüm belirdi. Murat her gün çiçek, çikolata, komik hikayeler getiriyordu; İris hatta gülmeye bile başladı.
Üç hafta sonra, İrisin yüzünde pembe bir renk, Muratın ise umut dolu bir ışık belirdi. Murat doktorun yanına gitti ve Lütfen, bir şey yapın. Bir evlat edinebilir miyiz? diye sordu. Doktor, Kabul ediyorum, ama resmi işlemler zor. dedi.
Murat, Şimdi odaya yeni bir yol açalım, bir çiçek bahçesi gibi. dedi.
Bir gün, İris yatağında otururken Murat büyük bir demet kırmızı gül ve içinde bir kutu getirdi, diz çökerek:
İris, ben çok düşündüm. Efeyi evlat edindireyim, ama bir adım daha atmak istiyorum. Benimle evlenir misiniz? Böylece evlat edinebilir, Efeye bir aile sunabilirim.
İris gözleri ışıldadı, Evet, kabul ediyorum, dedi. Düğün kısa ama samimi geçti; Murat yüzüğünü taktı, ikisi de gülümseyerek doktorun odasındaki temsilciyi izledi.
Murat, Efeyi evlat edinebilir miyim? O zaman ben de bir baba olurum. diye sordu; doktor Elbette, resmi işlemler tamamlandıktan sonra. dedi.
Eve dönüşte, Murat İrisi koltuğa oturttu, ona bir çorap giydirdi, bir yandan da Sadece birkaç gün daha burada kal, sonra evimize gidiyoruz. dedi.
Akşam evde büyük bir kutlama vardı; Efe evde koşuyordu, annesi ve Murat yan yana oturmuş, bir yandan çay, bir yandan da hafif atıştırmalıklar vardı.
Geceleri Murat neredeyse uyuyamıyordu; İris ağlıyor, iniyor, Murat ona enjeksiyon yapıyor, o da uyuyordu. Sabahları Murat ona kahvaltı hazırlıyor, Efe de iki kez kahvaltı yapıyordu. Bu beş gün daha sürdü, ta ki İrisin kalbi daha fazla dayanamadı. Murat, Bir parçam eksildi, diye düşündü; sanki canı çektiği birini kaybetmişti.
Mezar başında iki kişi duruyordu: Murat ve küçük Efe. Muratın ailesi ve arkadaşları arka planda. Murat çocuğun elini tutuyordu, Efe bakışlarını yükseltti:
Amca, annem bana babam olduğunuzu söyledi. Gerçekten mi? Artık hep birlikte olur muyuz, hiç gitmez misin?
Murat çocuğa diz çöküp, onu sıkıca sardı:
Evet evlat, ben buradayım ve hep seninle olacağım. Annen de gökyüzünde seninle, kalbinde hep yanındadır.
Efe, Anne, üzülme, babamız yanımızda, ben de ona bakarım. Seni çok seviyorum. dedi, annesinin fotoğrafını sevgiyle okşadı.
Murat gözyaşları içinde, hayatının en büyük anlamını bulmuştu. Artık bir söz verdiği bir baba, bir evlat ve bir eşti; çocuğunu kendi çocuğu gibi seveceğine dair bir yemin vardı.




