On beş yıl boyunca, her akşam tam saat 18:00de, Meral Şahin, yeşil boyalı aynı banka sıcak bir yemek bırakırdı. İstanbulun Beykoz semtindeki Yeşilbahçe Parkında, kim alırdı bir türlü görmezdi; not bırakmaz, kimseye söylemezdi.
Bu alışkanlık, kocasının ölümünden sonra sessiz evine düşen boşluğu doldurmak için ufak bir ritüel olarak başladı. Zamanla sadece Meralın ve açlıkla yanıp tutuşan yabancıların bildiği bir gelenek hâline geldi.
Yağmur, güneş, yaz sıcağı ya da kış fırtınası fark etmezdi; yemek daima oradaydı. Bazen çorba, bazen kavurma, bazen de kâğıt streç içinde sarılmış bir sandviç. Kimse adını bilmezdi. Şehir ona sadece Bankadaki Hanımefendi derdi.
Bir Salı akşamı gökyüzü bulutlarla kaplıydı. Yetmiş üç yaşındaki Meral, üzerindeki pelerini daha sıkı çekti, dizleri titredi, nefesi daraldı ama elleri hâlâ hâlâ sıcak tabağa tutunmuştu.
Tabağı dikkatle yere koydu, her zamanki gibi. Ancak dönüş yapmadan önce farlar karanlığı deldi; şık siyah bir SUV, kaldırımla kenarda durdu.
On beş yıl içinde ilk kez birini bekliyordu.
Arka kapı açıldı ve lacivert bir takım elbise içinde bir kadın çıktı; elinde şemsiye ve altın sarısı mühürlü bir zarf tutuyordu. Çizmeleri ıslak çimenlerde hafifçe çöküyordu.
Hanımefendi Şahin? diye titrek bir sesle sordu.
Meral göz kırptı. Evet Tanıyor muyum?
Kadın zayıf bir gülümseme verdi, gözleri ise gözyaşlarıyla pırıldıyordu. Seni bir zamanlar tanıdımbelki ismini hatırlamıyorsun. Benim adım Lale. On beş yıl önce burada bıraktığın yemekleri yiyen bendim.
Meral ellerini göğsüne götürerek çırpındı. Sen sen de o kızlardan bir miydin?
Üçtük, dedi Lale. Kaçtık, salıncakta saklandık. O yemekler, o soğuk kışta hayatımızı kurtardı.
Meralin boğazı sıkıştı. Ah, canım
Lale, titrek elleriyle bir zarfı Meralin avuçlarına koydu. Sana teşekkür etmek istedik. Bilmeni istedik ki, yaptıkların sadece karnımızı doyurmadı. Bize insanlığın hâlâ iyi olduğunu gösterdi.
Zarfın içinde bir mektup ve bir çek vardı. Meral mektubu okudukça gözleri bulanıklaştı:
Sayın Meral Şahin,
Bizlere hiçbir şey yokken yemek verdiniz. Bugün, sizin verdiğiniz umudu başkalarına da sunmak istiyoruz.
Meral Şahin Burs Fonunu evsiz gençler için kurduk. İlk üç bursiyer bu sonbaharda üniversiteye başlayacak. Çantanızın üzerine yazdığınız Hanımefendi Şahin ismini kullandık. Dünyanın artık senin gibi birinin kim olduğunu bilmeye hakkı olduğunu düşündük.
Sevgilerle,
Lale, Bahar ve Ecrin
Meral gözlerini kaldırdı, yağmur damlaları gözünden süzülüp yere düştü. Siz kızlar mı yaptınız bunu?
Lale başını salladı. Biz hep birlikte başardık. Bahar, Portlandda bir sığınak yönetiyor. Ecrin Chicagoda sosyal hizmet uzmanı. Ben artık bir avukatım.
Meral bir kahkaha attı, içinde iç çekişler taşıyan bir kahkaha. Avukat mı? Ben hiçbir zaman böyle bir şey hayal etmedim.
Üçü birlikte ıslak bankta oturdu; şemsiye bir kenara bırakıldı. Bir anlık bir sessizlikte, park yeniden canlandıkahkahalar yağmurun fısıltısıyla yarıştı, anılar havada süzüldü.
Lale ayrıldıktan sonra SUV sessizce gri bir sokakta kayboldu; ardında sadece çamur kokusu ve toprak kalmıştı.
Meral, elleri hâlâ ısınıp yeni çınlamış tabağa dokunurken bir an durdu.
O akşam, on beş yılın ardından, Meral bir daha yemek getirmedi.
Ertesi sabah ise banka boş değildi.
Bir beyaz gül bankın üzerine konmuştu; altında zarif bir el yazısıyla yazılmış bir not




