BU KADAR AŞKA DAYANAMAM! Alara’nın Tekrar Evlilik Hayali ve Yaşadığı Ters Köşelerle Dolu Yıllar… Yirmi Yaşında Bir Oğlu, Zor Bir Boşanma, Akademik Başarılar ve Sonunda Genç Bir Cezayirliyle Unutulmaz Bir Aşk: Geçmişin Hayal Kırıklıkları, Anne Nasihatları, Kültür Farkları Arasında Sıcak Bir İstanbul Hikâyesi

AYŞEGÜLÜN SABRI TAŞIYOR

Ayşegül her zaman iyi bir evlilik hayali kurmuştu. Ama şansı bir türlü yaver gitmemişti; bir kere evlenip hüsrana uğramış, o defteri erkenden kapamıştı. Ege adında yirmi yaşında bir oğlu vardı.

Seneler önce, Ayşegülün eşi Yusuf, affedilmez bir sadakatsizliğe bulaşmıştı. Ayşegül işi gereği Ankaraya gitmiş, planladığı iş görüşmesini bir gün erken bitirip eve dönmüştü. Eve girdiğinde, yarı çıplak haldeki kocasını yatak odalarında aceleyle yatağı düzeltirken gördü. En yakın arkadaşı Gülşen ise Ayşegülün sabahlığını çekmiş, mutfakta kahve pişiriyordu!

Tam bir Yeşilçam klasiği! Boşanma hemen gerçekleşti. Gülşeni rehberinden bile sildi; Yusuf ise sadece eşyalarıyla kapı dışarı edildi. Oğluna da babasıyla görüşmesini yasakladı. O sırada Ayşegül yirmi sekiz yaşındaydı.

O günden bu yana on yıldan fazla geçti. Ayşegül önce yüksek lisans, sonra doktorasını tamamladı. Kırk yaşında artık filoloji profesörü oldu. Ankaradaki bir eğitim fakültesinin bölüm başkanıydı. Alanında çok itibarlıydı. Yalnız geçen bu on yıl boyunca hayattan, ikinci bir şans umudunu hiç kaybetmedi. Daha çorap örüp oyalamak için erken! derdi.

Talipleri çoktu fakat yüreğine yanaşan olmamıştı. Biri daha ilk randevuda evlenme teklif etmiş, üstüne üstlük Aile sayılırız artık, deyip borç alıp ortadan kaybolmuştu. Başka bir aday ise çocuklarına anne arıyordu. Duldu, evi kalabalıktı, Ayşegülden bütün ailesine akşam yemeği hazırlamasını rica etti. Ayşegül çaresiz pişirdi, küçükten büyüğe üç çocuğu da doyurdu. Eve döndü, ağladı. O çocuklara ve adamcağıza acımıştı. Fakat o kadar yükü üstlenemezdi.

Belki de bencildim, diye düşündü. Her yıl seçenekler daha da azaldı. Pes etmeye karar vermiş, hayal kırıklıklarına bir nokta koymak üzereyken, hiç beklemediği bir anda O çıktı karşısına.

Bir zamanlar üniversitede öğrencisi olan, şimdi 28 yaşında genç bir Suriyeli; Samir. Mezun olduktan sonra Ankarada kalıp küçük bir iş kurmuştu, bir petrol istasyonu açmıştı.

Bir gün Ayşegül arabasını benzinliğe götürdü. Samirin sahibi olduğunu görünce şaşırdı. Sohbet ettiler, üniversite anılarını andılar. Samir bir kartvizit verdi. Belki bir gün ararsınız, dedi. Ayşegül haftada bir defa Samiri ziyaret etmeye, arabasını da orada yıkatmaya başladı. Samir nazik davrandı; akşam yemeğine, klasik müzik konserine de davet etti. Ayşegül çok çekingen davrandı, ona kulak asmak istemedi. Ama Samirin sabrı bitmedi.

Seneler önce Samir, üniversitede okurken bir defa Ayşegüle el yapımı bir kutu hediye etmişti. Kutunun içinde bir not vardı: Sayın Hocam, sizi seviyorum! Ayşegül, utancından kâğıdı parça parça edip çöpe atmıştı. Olayı yanlış anlamış, Samirle konuşmamayı seçmişti. Samir ertesi gün kapısını çalmıştı:

Ayşegül hocam, lütfen kusura bakmayın. Sizi kırmak istememiştim. Sizi gerçekten çok beğeniyorum.

Ayşegül özrü kabul etmişti; Peki Samir, şimdi derse git. Samir, mezun olana kadar mesafesini korumuştu. Yıllar sonra karşılarına tekrar aynı his çıkınca, Ayşegülin kafası karmakarışık oldu. Kabul mü etmelisin, yoksa elinin tersiyle itip devam mı etmelisin? Şimdi artık aramızda bir şey olmaz. O bir erkek, ben bir kadınım. Belki de bir şansa değer, diye düşündü Ayşegül.

Bir akşam Samirin nazik ısrarına karşı koyamayarak buluşmaya evet dedi ve aralarında duygusal bir yakınlık başladı. Samir son derece zarif, romantik ve neşeliydi. Ayşegül uzun zaman sonra kendisini genç ve istenen bir kadın gibi hissediyordu. Yaş farkını hiç umursamıyordu; onun yanında hayat yeniden başlamıştı.

Samir ona Ayşe diye sesleniyordu. Ayşegül de Samire, Serhat adını uygun görmüştü; Samir de bu adı kolayca benimsedi. Ayşegülin mutluluğu tarifsizdi, sayılı günlerinin tadını çıkarıyordu; sonuna kadar yaşamaya and içmişti.

Samir, Ayşegüle evlenme teklif etmedi hiç. Zira kendi ülkesi Suriyeye dönmek istiyordu ve ailesinin onayını alamayacağını biliyordu. Annesi zaten ona Dürüst bir aileden gelmiş, on yedi yaşındaki Suheylayı senin için seçtik diye haber göndermişti. Ayşegül de oğlunu ve yaşlı annesini bırakıp Suriyeye gitmeyi asla düşünemezdi. Samirin ailesi muhtemelen kendisinden yaşça büyük ve yabancı biriyle evlenmesine razı olmazdı. Kısacası, olmayacak dua, amin olmazdı.

Ayşegül, Kendi ekmeğim kendi hamurumda daha tatlı, dedi ve bütün sevgisini Samire vermeye karar verdi. Zaten bana kalan kadınlık saadeti bir avuç; bu çocuğa sevdalı olacağım, gerekirse gözyaşı içinde bitireceğim, diyerek açıldı annesine.

Annesi ayak diredi:

Ayşegül! Ne işin var bir Arapla? Memleketin öz evlatlarından bulamadın mı? Sana hakkımı helal etmem! Bırak eski kocana dönüş yap, adamcağız hâlâ peşinde dolaşıyor, oğlunu da çok özlüyor.

Anne, unuttun mu, Yusuf bana ihanet etti, dedi Ayşegül.

Annesi atıldı:

Bin defa pişman oldu! Zaten suç biraz da sende, kocanı ihmal ettin. Yalnız bırakırsan, tabii ki başka bir kadın kapar.

Peki anne, sen babamı niye affetmedin o zaman? O da pişmandı.

Aman evladım, o başka! Babam seni daha doğmadan terk etti, sonra üç çocuk daha yaptı. Hiç döndü mü? Tabii ki affedilmezdi! Ama Yusuf on yıldır seni bekliyor. Ege onu çok seviyor.

Anne, Samirle evlenmeye niyetim yok. O daha genç. O bırakınca bana kolay olur, diyerek iç geçirdi Ayşegül.

Kızım, yaşlı at da tuzlu yemeğe bakarmış… diye içini çekti annesi.

Üç yıl sonra, Samir Ayşegüle veda etti. Seni hiç unutmayacağım Ayşe, dedi. Ayşegül bu sonu bekliyordu. Yine de genç Suheylaya Samiri kaptırmak acı verdi. Vedalaşırken, Samir ona gümüşten işlenmiş minik o kutuyu tekrar verdi. Kutunun içinde iki küçük melek figürlü yüzük vardı, melekler bir pırlanta kalbi tutuyordu.

Kalbimi sana bırakıyorum, Ayşe, diyerek veda öpücüğü verdi Samir.

Suriyeye döndü. Bir yıl sonra, üzerinde Eşim Suheyla yazan düğün fotoğrafını gönderdi. Bir yıl sonra, İkinci eşim Leyla diye başka bir fotoğraf daha geldi. Orada çok eşlilik yasaldı; Samir anlatmıştı.

Ayşegül bu fotoğraflara bakarken kıskançlık duymadı. Siz ne anlarsınız o eşsiz aşktan, minik serçeler? diye kendi kendine söylendi. Hafifçe Samirin gözlerindeki o hüzne bakıp teselli buldu: Demek ki hâlâ beni özlüyor Belki de.

Masal bitmiş, sayfa çevrilmişti. Bu esnada oğlu Ege de evlendi, Ayşegülün gelini eve geldi. Torun doğduğunda Ayşegül, kızına Ayşe adını koymalarını rica etti. O yanan, yakan aşkı sonsuza dek hafızasında yaşatmak istiyordu.

Eski eşini de zamanla affetmişti. Belki acımıştı, belki içi yumuşamıştı. Yusuf kayınvalidesinin desteğiyle Ayşegülü bir kez daha kazandı. Annesi onu ikna etti:

İnsanız, kul kusurludur. Günah insan içindir. Affetmek büyüklüktür.

Ayşegül ve Yusuf yine aynı çatı altında yaşıyor, birbirinden kopmamak için uğraşıyorlardı. Ayşegül torunu Ayşeye kendi elleriyle, Arap motifli yün çoraplar örüyordu Geceleri şişini eline aldıkça, yüreğinde eski bir sevdanın sıcaklığı usulca sızıyordu.

Rate article
Lifequest
BU KADAR AŞKA DAYANAMAM! Alara’nın Tekrar Evlilik Hayali ve Yaşadığı Ters Köşelerle Dolu Yıllar… Yirmi Yaşında Bir Oğlu, Zor Bir Boşanma, Akademik Başarılar ve Sonunda Genç Bir Cezayirliyle Unutulmaz Bir Aşk: Geçmişin Hayal Kırıklıkları, Anne Nasihatları, Kültür Farkları Arasında Sıcak Bir İstanbul Hikâyesi