ŞIMŞEK BOLİDAK

Bunun bir zamanlar, hatıralarımın derinliklerinde saklı bir olay olduğunu hatırlıyorum. Sabaha karşı evimin kapısının önünde, kirliliğiyle göz kamaştıran bir köpek oturuyordu. Üç hafta sonra, Çağlanın bu köpeği neden gönderdiğini anladığını düşünebilirim.

Çağla, bir pazartesi sabahı arabasına doğru yürürken o köpeği gördü. Kapımızın hemen yanında, zincirle bağlı gibi oturmuş, büyük, kabarık, kirliliği öyle bir seviyedeydi ki ırkını anlamak imkânsızdı. Gözlerine bakınca; acı, umut ve bir sır taşıyan bir hikaye gördüm. Sanki çok önemli bir şey biliyordu, ama söyleyemiyordu.

Haydi, çabuk ortadan kay! diye elini salladı. Köpek bir adım bile atmadı, sadece başını hafifçe eğerek varlığını hak ettirdi sanki.

Akşam olunca yine aynı yerdesiydi. Mehmet, evimizin önünde bir köpek var, oturuyor. diye seslendirdi Çağla akşam yemeğinde. Mehmet telefonundan kopmadı, Ne oldu? diye sordu. Ne olduğunu bilemiyorum, çok garip. dedi Çağla. Ayşe amca, hayvan almamıştık. İş çok, zaman yok. Hayvanlar sadece sorun çıkarır. diye ekledi Mehmet.

Çağla susmuştu ama o gece gözlerini o gözlerde açığa vuran hâle getirdi. Ertesi sabah köpek hâlâ aynı yerde, kıvrılmış bir top gibi uzanmıştı. Yağmur çise çise yağıyordu, köpeğin tüyleri suyun içinde sırılsıklam olmuştu. Ah, ne aptal! diye içini çeken Çağla, kapı yanına su kabı ve dün kalan çorbayı koydu. Eve gitmek ister misin? Muhtemelen evin vardır. Köpek başını kaldırdı, minnetle baktı ama yiyeceğe yaklaşmadı, Çağla gitmesini bekledi.

Bu sahne bir hafta boyunca her sabah tekrarlandı. Köpek kapının önünde oturur, Çağla yemek getirirdi. Mehmet, Bu sokak köpeği bizim evimize çeker, diye homurdanırdı ama çok da itiraz etmezdi. Köpek bir türlü gitmez, hatta Çağla evden çıkınca ona doğru yürümeye başlar, koşmaz, sadece göz teması kurar, sanki bekçi gibi dururdu.

Anne, ona dokunabilir miyim? diye sekiz yaşındaki Elif sorunca, Çağla sert bir Hayır! dedi. O evsiz, kirli, belki bir hastalığı vardır. Ama içi bir yerden onunla ilgilenmek istiyordu. Köpek iki hafta boyunca kapımızın önünde kaldı, Çağla ona yemek vermeye alışmıştı; aç bir varlığı nasıl görmezden gelirim ki?

Mehmet bir gün, pencereye bakarken, Baksana, artık alıştı. Eve girmeye çalışacak belki. dedi. Oysa o sadece oturuyor. Elif, Komşular da soruyor, bu bizim köpeğimiz mi? diye ekledi. Mahalledeki dedikoducu Ayşe amca, Belki aşılanmış bir köpek, dedi. Çağla buna inanmamıştı; Ayşe amca her zaman komşusuna karışan, kendi kedisi Mırmırı diğer bahçelerdeki hayvanların üzerine koyan biriydi.

Kendi kedisi Mırmıra bak, diyerek Çağla ona karşı çıkmıştı. Haydi, onu bir yere gönderelim, belki bir barınağa teslim ederiz. Mehmet, Hangi barınağa? diye sordu.

Cuma akşamı Çağla işten geç kaldı; rapor, son teslim tarihi, patronun sinirleri eve yarı gece döndü, yorgunluk içinde sadece yatağa uzanmak istiyordu. Aracını kapının önüne park etti, karanlıkta anahtarı çaldı.

Para, takı, telefon, diye bir ses arkasından fısıldadı. Çağla döndü, karanlık bir ceketli adam yüzünü kapüşonun altında gizlemişti, elinde bir şey pırıldıyordu. Hızlı ol! Cüzdanı çıkar! diye bağırdı adam. Çantası yere düştü, içindekiler sokağa savruldu.

Ne? diye çaresiz bir ses çıktı. Adam yaklaştı, Tamamını ver! dedi. O anda köpek bir anda ortaya çıktı, sessizce saldırganın üzerine atladı. Adam yere serildi, bir şey çaldı; bıçak havaya fırladı ve köpek, bütün gücüyle adamı yere bastırdı, ardından alçak bir sesle homurdandı: Ananı s…! gibi lanetini sürdü.

Çağla şaşkınlık içinde bağırdı: Yardım edin! Çalıyorlar! Komşu evlerin pencereleri bir bir aydınlandı. Köpek hâlâ saldırganı tutuyordu, ölümcül bir sıkışma gibi. Mehmet, sadece iç çamaşırı ve terlikleriyle dışarı fırladı; Elif ise pijamalarıyla peşinden koştu. Polisi çağır! dedi Çağla. Çabuk!

On dakika içinde polis geldi, saldırganı tutukladı. Şanslısınız, dedi memur köpeği okşayarak. Bu güzel köpek bir çoban köpeği karışımı, eğitimli, komutları biliyor.

Çağla sordu: Yani o bir sokak köpeği değil mi? Memur yanıtladı: Bilemem, kaybolmuş olabilir ya da terk edilmiş. Bugünlerde pek çok aile yavru alıyor, büyüdüğünde ihtiyaç duyulmadığını düşünüp bırakıyor.

Polisler gittikten sonra aile bahçede kaldı, köpek yanlarında oturmuş, dikkatle onları izliyordu. Elif fısıldadı: Anne, ona dokunabilir miyim? O bizi kurtardı. Çağla çocuğuna baktı, sonra Mehmete. Olur, dedi düşük bir sesle. Elif elini uzattı, köpek parmaklarını kokladı, nazikçe bir patiyle ellerini yaladı ve gülümseyerek güldü. O çok iyi! Sıcak! Anne, onu evimizde tutalım! Lütfen! diye yalvardı.

Mehmet bir an duraksadı, düşünceli bir şekilde başını kaşıdı. Bak, belki de bu iyi bir şey. Bir bekçi gibi işimize yarar. Çağla onayladı: Doğru gördün, sesini duyduk, sessiz ama etkili. Tam bir bekçi köpeği.

Çağla köpeğin yanına oturdu, köpek başını dizine koydu, ağır ve sıcak bir şekilde. Kalmak ister misin? diye fısıldadı. Köpek hafifçe hırlayarak, neredeyse bir çığlık gibi bir ses çıkarıp, Kalacağım, dedi. Yarın ona bir isim buluruz.

Sabah olduğunda Çağla yeni bir hisle uyandı; dünya hafifçe kaymıştı, ama köle gibi değildi. Bahçede bir kâse çınlıyor, yeni misafirimiz kahvaltısını yapıyordu. Elif pencereye bakıp bağırdı: Şimşek! Köpek yeni ismiyle tanımlandı.

Mehmet kaşlarını çattı: Neden Şimşek? diye sordu. Çünkü bir gök gürültüsü gibi aniden ortaya çıktı, çalıcıyı gök gürültüsü gibi yaktı! dedi Elif. Çağla gülümsedi: Şimşek öyle Şimşek olur.

Evde Şimşek nazik davranıyordu; izinsiz odalara girmiyor, eşyaları karıştırmıyor, masada oturmuyordu. Girişte eski bir halıya uzanıp tek gözünü açık tutarak etrafı izliyordu.

Elif, o üzgün, dedi Çağla, köpeğin yanına otururken. Bak gözlerine, hüzün var. Şimşekin gözlerinde geçmiş bir yaşamın özlemi, geri dönüşün mümkün olmayacağı bir hâl vardı. Zamana ihtiyacı var, diye ekledi Çağla. Bize alışması, yeni evine adapte olması.

Akşamlar geçtikçe Çağla endişelenmeye başladı: Ya kaçarsa? Eskiden sahiplerine geri döner mi? İlk gece Şimşek ön odada uyudu; Çağla defalarca kontrol etti, hâlâ yerinde, ama uyurken bile gözleri açıktı. İkinci gece de aynı; üçüncü gece Çağla dayanamadı.

Şimşek, buraya gel, diye çağırdı hafifçe. Şimşek başını kaldırıp merakla baktı. Haydi, gel, dedi Çağla, yastığın yanına bir el çırparak. Şimşek tereddütle yaklaştı, kokladı, yerini sordu, ardından yanına uzandı. Seni artık bizim olduğumuzu anlıyor musun? diye fısıldadı karanlıkta. Şimşek hafifçe hırıltılayarak onayladı.

Ertesi sabah Elif bağırdı: Şimşek kayboldu! Çağlanın kalbi bir an donar gibi hissetti; köpek gerçekten kaçmış mı? Nerede? diye sordu. Bahçede, evde yok! dedi Elif.

Çağla dışarı koştu; kapı kilitli, çit yüksek, atlaması imkânsızdı. Şimşek! Şimşek, neredesin? diye bağırdı, ama cevap gelmedi. Mehmet Belki alt katta ya da çatıdaki depoda? diye tahmin etti. Evi her köşesini aradılar, boşluk vardı.

Tam vazgeçmek üzereyken, bir ses duydular: zeminden gelen hafif bir inleme. Yine de bir delik var, diye düşündü Çağla. Evde bir kiler vardı, kışlık yiyecek saklandığı yer; kapısı her zaman bir miktar aralık bırakılırdı. Merdivenlerden aşağı indiler ve bir anda donakaldı.

Şimşek, eski bir battaniye üzerine uzanmış, beş küçük yavru köpek yanındaydı. Yavru köpekler kör, minik, beş taneydi. Elif çığlık attı: Anne, bir anne var! Ve onun bebekleri! Çağla koltuğa oturdu, gözlerine inanamadı. Bu Şimşek mi? O bir anne mi? diye hayret etti.

Mehmet şaşkınlıkla: Nasıl olur? Biz fark etmedik ki. dedi. Kısa tüyleri, otururken hiç tam olarak ayağa kalkmaz, karnı da büyük köpeklerde fark edilir. diye ekledi Çağla. Elif anladı: Belki bu yüzden bahçemizden ayrılmadı, güvende bir yer arıyordu. Mehmet tamamladı: Bizim peşimizdeydi.

Şimşek başını kaldırdı, yorgun ama mutlu gözlerle baktı. Çağla ona sevgi dolu bir sesle: Akıllı kız, dedi, elini uzatarak. Şimşek patiyle dokundu, yavrularını memesiyle sıkıca tutarak sütünü verdi. Elif sessizce: Anne şimdi tam bir aileye sahip, dedi.

Çağla, Aile dedi, büyük, bir arada bir aile.

Üç yıl geçti. Çağla mutfağın penceresinden dışarı bakıyor, bahçede neler olduğunu izliyordu. Bu anı hayatının en kalıcı resimlerinden biriydi. Elif artık on bir yaşında, iki büyük köpekle çimenlerde koşuyordu. Şimşek, bir elma ağacının gölgesinde oturmuş, evlatlarının oyunlarını izliyordu. Diğer yavrular iyi evlere yerleşmiş, Rex ve Dina ise evimizde kalmıştı.

Mehmet omzuna elini koyarak sordu: Sence çok köpek olur muyuz? Çağla gülerek: Üzgün mü olduk? Mehmet Hayır, bir damla bile üzülmedik. dedi. Üç yıl önce bir çete bizim evimizi basacak olsa, bir köpek sürüsüyle karşılaşacağımızı hayal bile etmezdim.

Çağla Mehmete yaslanarak, o sonbahar akşamını hatırladı; köpeğin ortaya çıkışı olmadan ne olabilirdi düşüncesi içini kapladı. O bizi kurtardı, diye fısıldadı. Sadece çalıcıyı değil, aileyi de korudu. Mehmet Nasıl yani? diye sordu. Şimdi Elif daha sorumluluk sahibi, işten geç kalmıyor çünkü evde bir şeyler bekliyor. Ben ise koşulsuz sevgiyi öğrendim. dedi Çağla.

Şimşek sanki duymuş gibi başını kaldırdı, pencereye baktı; akıllı, kahverengi gözlerinde artık hüzün yoktu, sadece sakinlik ve yarın için bir güven vardı. En ilginç şey ne? dedi Çağla. O hâlâ her akşam kapımızın önünde bizi bekliyor.

Mehmet, Gerçekten bir işaret mi, bir gönderme mi? diye düşündü. Köpek, üç hafta kapımızda otururken, sonra bir hırsızı yendi, bir ay içinde yavrularını bizim bodrumda getirdi.

Çağla, Bu bir efsane gibi, ama işte, gerçek bir mucize. Kendi kalbine açık olduğun herkesin karşına çıkar. diye son sözlerini ekledi.

Rate article
Lifequest
ŞIMŞEK BOLİDAK