Sen de kim oluyorsun da bana akıl veriyorsun! Zühre Hanım, bezi gelinine fırlattı. Benim evimde yaşıyorsun, benim yemeğimi yiyorsun!
Münevver yüzünü sildi, yumruklarını sıktı. Evliğinin üçüncü ayı, her günü savaş meydanı gibiydi.
Evi temizliyorum, yemek yapıyorum, çamaşır da yıkadım! Daha ne istiyorsunuz?
Sen de bir sus artık! Kapıdan gelmişsin, yanında başkasının çocuğuyla gelmişsin!
Minik Elif korkuyla kapının arasından bakıyor. Dört yaşında, ama babaannesinin sertliğini öğrenmiş çoktan.
Anne, yeter artık! Hasan işten üstü başı çamur içinde döndü. Yine ne oldu?
Şu oldu! Senin hanım bana saygısızlık yapıyor! Diyorum ki, çorban çok tuzlu, hemen karşılık veriyor!
Normal çorba o, yorgun bir sesle dedi Münevver. Bilerek beni aşağılamaya çalışıyorsunuz.
Bak! Duydun mu! Zühre Hanım gelinini işaret etti. Ben mi sorun çıkartıyormuşum, kendi evimde!
Hasan eşinin omzunu okşadı.
Anne, bırak artık tartışmayı. Münevver bütün gün evi çekip çeviriyor. Sen ise kavga ediyorsun.
Demek şimdi bana karşısın! Büyüttüm, yedirdim içirdim, karşılığı bu!
Yaşlı kadın kapıyı sertçe çekip gitti. Mutfak sessizliğe büründü.
Kusura bakma, dedi Hasan, Münevverin saçını okşayarak. Yaşlandıkça iyice katılaştı.
Hasan, şöyle küçük bir oda bulsak? Belki bir ev tutarız?
Hangi parayla? Ben traktörcüyüm, müdür değilim. Ancak yemeğe yetiyor.
Münevver kocasına yaslandı. Hasan iyi adamdır; sevecen, çalışkan. Ama annesi, gerçek bir kabus.
Köy pazarında tanışmışlardı. Münevver örgü yelekler satıyor, Hasan çorap alıyordu. Sohbulanmışlardı. Hasan baştan söylemişti; çocuğun olmasından rahatsız değilim, çocukları severim.
Düğünü sade yapmışlardı. Zühre Hanım, gelinini ilk günden beri sevememişti. Genç, güzel ve üniversite mezunu bir muhasebeciydi. Oğlu ise traktörcü.
Anne, yemeğe buyur, Elif eteğinden çekti.
Geliyorum, canım.
Akşam yemeğinde Zühre Hanım tabağını kenara itti.
Yenmez bu! Sanki domuzlara yemek pişirmiş!
Anne! Hasan masaya yumruğunu vurdu. Yeter artık!
Ne yeteri! Gerçeği söylüyorum! Bak Nermin ne güzel kadın! Bu hiç bir şey!
Nermin, Zühre Hanımın kızı. Şehirde yaşıyor, senede bir gelir köye. Ev de ona ait aslında, burada yaşamasa da.
Beğenmiyorsanız, kendiniz pişirin yemeğinizi, dedi Münevver sakince.
Sen kimsin! kaynana ayağa fırladı. Bak ben sana…
Artık yeter! araya girdi Hasan. Anne, ya sakinleşirsin ya da hemen gidiyoruz buradan. Hemen!
Nereye gideceksin ki! Sokağa mı? Burası senin değil ki!
Doğruydu. Ev Nerminin üstüneydi. Burada misafir sayılırlardı.
***
Kıymetli Yük
Gece Münevver bir türlü uyuyamıyordu. Hasan yanında sarılmış, fısıldıyordu:
Dayan biraz canım. Bir traktör alacağım, kendi işimi yapacağım. Kendi evimize kavuşacağız yakında.
Hasan, o çok pahalı…
Eski bir tane bulurum, onarırım. Yeter ki inan bana.
Sabah Münevver mide bulantısıyla uyandı. Hemen tuvalete koştu. Yoksa?..
Test iki çizgi gösterdi.
Hasan! Odaya koştu. Bak!
Hasan uykulu gözleriyle teste baktı. Birden sevinçle karısını havaya kaldırdı.
Ne mutlu bana Münevver! Bir bebek geliyor!
Yavaş, annen duymasın!
Ama çok geçti. Zühre Hanım kapıda dikiliyordu.
Neyin nesi bu gürültü?
Anne, bir bebeğimiz olacak! dedi Hasan parlayarak.
Kayınvalide dudak büktü.
Nereye sığacaksınız? Zaten kalabalık! Nermin gelir sizi gönderir.
Bizi kovamaz! Hasan kaşlarını çattı. Burası benim de yuvam!
Ev Nerminin. Unuttun mu? Ben ona verdim. Sen burada kiracısın!
Sevinç bir anda yok oldu. Münevver yatağa yığıldı.
Bir ay sonra felaket geldi. Münevver ağır bir kova su kaldırıyordu evde şebeke suyu bile yoktu. Altında ani bir sancı Pantolonunda kızıl lekeler
Hasan! diye bağırdı.
Düşük yaptı. Hastanede, aşırı yorgunluk ve stres dediler. Dinlenmeli, dediler.
Kaynanayla bir evde nasıl huzur bulsun?
Münevver hastane tavanına bakarak yattı. Artık daha fazlasına dayanamayacaktı.
Gidiyorum ondan, dedi telefonda bir dostuna. Daha fazla kaldıramam.
Münevver, ya Hasan? O iyi adam.
İyi. Ama annesi… Dayanamam.
Hasan iş çıkışı geldi. Yorgun, üzeri çamurlu, elinde kır çiçekleriyle.
Müneverim, canım özür dilerim. Benim suçum. Seni koruyamadım.
Hasan, orada daha fazla kalamam.
Biliyorum. Kredi çekeceğim. Bir ev kiralayacağız.
Sana kredi vermezler, maaş az.
Verirler. Bir iş daha buldum. Gece çiftlikte çalışacağım. Gündüz traktörde, gece inek sağıyorum.
Ya yere yıkılırsan Hasan!
Yıkılmam. Senin için dağları deviririm.
Bir hafta sonra taburcu oldu. Zühre Hanım kapıda karşıladı:
Ne oldu? Beceremedin mi? Demiştim. Zayıfsın işte.
Münevver sessizce geçti yanından. Gerek yoktu gözyaşına.
Hasan deli gibi çalıştı. Gündüz traktör, gece çiftlikte. Üç saatlik uykuyla.
Ben de çalışacağım, dedi Münevver. Muhasebede yer varmış köyde.
Orası az maaş veriyor.
Az çok demeden, birikim olur.
İşe başladı. Sabah Elifi kreşe bıraktı, iş yerine geçti. Akşam kızı aldı, eve geldi, yemek yaptı, çamaşır yıkadı. Zühre Hanım aynıydı ama Münevver sağırlaştı o laflara.
***
Kendi Köşeleri ve Yeni Hayatları
Hasan traktör için para biriktiriyordu. Eski, dökülen bir tane bulmuştu. Elindekiyle alınabiliyordu.
Kredi çek, dedi Münevver. Onarırsın, işler başlar.
Ya başaramazsam?
Başaracaksın. Senin elinden her iş gelir.
Kredi çıktı. Traktörü aldılar. Avluda bir hurda yığını gibi duruyordu.
Oh, ne güzel! Zühre Hanım güldü. Hurda almışsınız! Ancak hurdalığa gider!
Hasan sessizce motoru söktü. Geceleri, çiftlikten çıkıp el feneriyle uğraştı. Münevver yardım etti alet uzattı, parçayı tuttu.
Git uyu, yorgunsun.
Birlikte başladık, birlikte bitiririz.
Aylar geçti. Komşular güldü traktörcü saf, hurdayı kaptı diye.
Bir sabah motor hırladı. Hasan direksiyonda, inanamıyordu.
Münevver! Çalıştı bak, çalıştı!
Kadıncağız kocasına sarıldı.
Biliyordum, güveniyordum sana!
İlk iş bahçeyi sürmek. Sonra odun taşımak. Derken para akmaya başladı.
Sonra Münevver yine sabah bulantılarıyla uyandı.
Hasan, bu sefer hamileyim tekrar.
Ağır hiçbir şey yok bu kez! Anladın mı? Her şeyi ben yapacağım!
Kristal gibi koruyordu karısını. Kovaya el sürdüremezdi. Zühre Hanım homurdandı:
Ne narin oldunuz! Ben üç çocuk büyüttüm, kimse yardım etmedi! Buna bak!
Ama Hasan kararlıydı: Asla yük bindirmedi.
Yedinci ayda Nermin, kocasıyla geldi.
Anne, evi satıyoruz. Güzel para teklif ettiklerine göre. Siz bize gelirsiniz.
Ya bunlar? Zühre Hanım başıyla Hasan ve Münevveri gösterdi.
Kim onlar? Kendileri başının çaresine baksın!
Nermin, burada doğdum, ben de sahibim! dedi Hasan.
Ama ev bana ait. Unuttun mu?
Ne zaman çıkacağız? diye sordu Münevver sakince.
Bir ay içinde.
Hasan öfkeyle kaynıyordu. Münevver omzuna el koydu sessiz, bırak.
O akşam birlikte oturdular.
Ne yapacağız? Az kaldı bebeğe.
Buluruz. Yeter ki yan yana kalalım.
Hasan traktörle sabahtan akşama çalıştı. Bir haftada bir ayda kazandığından çok para topladı.
Sonra karşı köyden Mehmet Abi aradı.
Hasan, evi satıyorum. Yaşlı ama sağlam. Uyguna vereceğim. Gel bak.
Gittiler. Hakikaten eskimiş, ama sağlam. Sobası, üç odası, ahırı var.
Kaç para istiyorsun?
Mehmet Abi rakamı söyledi. Yarısı vardı, yarısı yoktu.
Taksit olur mu? dedi Hasan. Yarı şimdi, yarı altı ay sonra.
Sana olur, güvenilir adamsın.
Eve sevinçle döndüler. Zühre Hanım kapıdan karşıladı:
Nerelerdeydiniz? Nermin evraklarla geldi!
Çok iyi, dedi Münevver. Zaten taşınıyoruz.
Nereye? Sokağa mı?
Kendi evimize. Aldık biz.
Kaynanaları durakladı. Beklemiyordu.
Yalan söylüyorsun! Parayı nereden buldunuz?
Kazandık, Hasan eşini sardı. Sen laf yaparken biz çalıştık.
Taşınmaları iki hafta sürdü. Eşyalar azdı başkasının evinde ne biriktireceksin ki?
Elif koştu bir odadan bir odaya, küçük köpek havladı.
Anne, bu gerçek mi, evimiz mi?
Gerçek, yavrum. Artık bizim.
Zühre Hanım ertesi gün geldi kapıya.
Hasan, düşündüm de… Beni de alsanız olmaz mı? Şehir havası ağır geldi bana.
Olmaz anne. Sen seçimini yaptın. Nerminle kal.
Ama anneyim ben!
Anne, bir torununa yabancı dedin. Elveda.
Kapıyı kapadı. Zor, ama doğru karardı.
Mart ayında dünyaya geldi Yusuf. Sağlıklı, güçlü bir bebek. Gayet gürültülü ağlıyordu.
Tıpkı babası gibi! dedi hemşire gülerek.
Hasan minik oğlunu kucağına aldı, nefes almaya korkuyordu.
Münevver, teşekkür ederim sana. Her şey için.
Asıl ben sana teşekkür ederim. Direndin, inandın.
Yavaş yavaş evlerine alıştılar. Bahçeye domates, biber ektik. Tavuklar da oldu. Traktör çalıştı, para getirdi. Akşamları verandada oturup, Elif köpekle oynar, Yusuf beşikte uyurdu.
Biliyor musun, dedi Münevver, mutluyum ben.
Ben de.
Ne zordu o eski günler. Dayanamayacağımı sandım.
Dayandın. Çok güçlüsün.
Birlikte güçlüyüz. Yan yana.
Gün batarken evin içi ekmek ve süt kokusuydu. Gerçek bir yuvaydı.
Kimse aşağılayamaz, yerinden edemez. Kimse yabancı demez.
Rahatça yaşar, sever, çocuk yetiştiririz.
Burada mutluluk var.
***
Sevgili okurlar, her ailede sınavlar olur, kolay geçilmez. Münevver ile Hasanın hikayesi, sanki ayna gibi, kimi zaman başımıza gelenleri, kimi zaman gücümüzü gösteriyor.
İşte bizim hayatımız; zorluktan sevince, sonra yine belirsizliğe, ta ki kader gülümseyene dek.
Sizce Hasan annesine bu kadar sabretmeli miydi, yoksa hemen kendi yolunu çizerek kendi evini mi aramalıydı? Sizin için gerçek yuva ne demek sadece duvarlar mı, yoksa aile sıcaklığı mı?
Düşüncelerinizi paylaşın; çünkü hayat bir okul, her ders kıymetli.




