— Ah, canım… burada ne kadar güzel bir kokusu var! Çok canım çekti! Bana da bir tane verir misin? Hiç böyle bir şey tatmadım…, dedi yaşlıca kadın, bütün gün şehirde dolaştığı poşeti kucaklayarak.

Anneciğim buradaki kokular ne güzel Çok canım istedi! Bana da bir tane verir misin? Daha önce böyle bir şey tatmamıştım, dedi yaşlı kadın, bütün gün şehrin içinde dolaşırken taşıdığı çantayı göğsüne sıkıca sararak.

İstanbuldaki hastaneye gelmişti, şımarmak için değil. Yorgun, aç ve hasta eşini düşünerek, bir hamburger arabasının önünde çocuk gözleri gibi büyük bir merakla durdu. Avuçlarında beş lira, yüreğinde bir umut ve gözlerinde büyük bir utanma Yaşının ilerlemiş, hayatını sadece başkalarına veren birinin bir şey istemesi hiç kolay değildir.

Sesi ılık ve mahcuptu, sanki sadece bir şey istemek için kendini affettiriyormuş gibi. Çenesinin altında sıkıca bağlanmış bir şal, omuzlarını ağırlaştıran eski bir palto vardı. Artık insanların arzularını düşündüğü yaşa çoktan geçirmişti; ama mangalda pişen et ve kızarmış ekmek kokusu, uzun zaman önce unutulmuş anılarını canlandırdı.

Tüm gününü hastanede geçirmişti. Plastik bir sandalyeye oturmuş, eşinin yatağı yanında makinelerin tıkırtılarını dinleyip, tüplerle ilgileniyordu. Ne zaman son kez gerçek bir yemek yemişti hatırlamıyordu. Yolculuklar, testler ve kaygılar arasında açlık artık öncelikli bir ihtiyaç değildi ta ki o akşama kadar.

Hastane bahçesinden çıktığında buz gibi bir soğuk kemiklerine işledi. Hamburger arabasının sıcak ışığını gördü ve çocukluğundan bir koku gibi ona çekildi. Et ızgarada cızırdıyor, yeşil salata üzerine sos damlıyordu, ekmek kabarmış ve yumuşaktı. Her şey bir film sahnesi gibi geliyordu ona.

Kalın elbisesinin cebine elini soktu, kırışmış beş liralık bir banknot çıkardı; neredeyse bir dualar kağıdı kadar inceydi. İnce parmakları, bir ömür toprağa ve orakla çalışmıştı.

Bu kadarım anneciğim Küçük bir sandviç yapabilirsen, bir de ona götürürüm; belki babama da bir lokma şifa getirir, acısını hafifletir, dedi titrek sesle.

Hamburger arabasındaki genç adam, şehir gürültüsü bir an için sönmüş gibi bir an durdu. Titrek elini ve o banknotu gördü; bir bin kelimeyi anlatan bir bakıştı. Zihni bir anda onun annesine, onu sıcak mısır çorbası ve beyaz peynirle karşılayan kadına gitti. Sen gençsin, güce ihtiyacın var, diye bağırıyormuş gibi hatırladı.

Kadın kendine bir şey almazdı ama bir her zaman oğlu için bir şeyler hazır ederdi. Adam derin bir nefes aldı, banknotu geri uzattı ve yaşlı kadının parmaklarına hafifçe dokundu.

Anneciğim, bu parayı kendiniz için saklayın. Hamburgeri evimizden bir ikram. İki tane, bir tanesi sizin, diğeri babanız için, dedi.

Yaşlı kadın gözlerini sık sık kırpıyordu, sanki gözyaşlarını tutmaya çalışıyormuş gibi. Olmaz, ben fakir bir yoksul değilim Parayı bu etin içinde biriktiriyorum, dedi.

Adam nazikçe gülümsedi:
Biliyor musunuz, büyükannem bana şu sözü öğretmişti: Tanrı iki el verdi ise, biri çalışmak için, diğeri yardım etmek için. Bugün ben, şehrin çocuğu olduğumun bir nebze de olsa bir torunluğunu yapayım.

Hamburgeri büyük bir özenle hazırlamaya başladı. En taze ekmeği seçti, en güzel et parçasını koydu, taze sebzeler ekledi ve üzerine sos gezdirdi; sanki bir akrabasına yemek yapar gibi. Aynı tarifi bir kez daha yaptı ve iki güzel paket hâlâ ona uzattı.

Yaşlı kadının elleri, o hareketi izlerken inanamadığı bir mutluluğa kapıldı.
Allah sana uzun ömür versin, evlat Bugün beni soğuğu, hastaneyi ve sıkıntıları unuttun. Bu burgerler mi daha lezzetli, yoksa senin yüreğin mi? dedi.

Adam hafifçe kahkaha attı, göz kenarında bir burukluk vardı:
Büyükannem beni görseydi, muhtemelen Aferin evlat, öğrettiğim şeyleri unutmadın dermiş, diye ekledi.

Kadın yavaşça yürüdü, sandıkları göğsüne bir kutsal armağan gibi sararak. O an sadece yemek değil, bir şehir koşuşturmasında birinin onu durdurup görmesi, yorgun ama onurlu bir kadını fark etmesi demekti.

O akşam sadece mideleri değil, uzun süredir yaralı bir kalp de iyileşti; görünmez bir insan olma hissi silindi. Gerçek besin, aslında insaniydi.

Eğer siz de bu genç adamın iyiliğinden daha fazla iyi insanın dünyaya lazım olduğunu düşünüyorsanız, İyi insanlar hâlâ var diye yorum bırakın ve bu hikâyeyi paylaşın. Belki bugün birine, omuzlarında yılların endişesini taşıyan bir büyükanneye insan olmayı hatırlatır.

Rate article
Lifequest
— Ah, canım… burada ne kadar güzel bir kokusu var! Çok canım çekti! Bana da bir tane verir misin? Hiç böyle bir şey tatmadım…, dedi yaşlıca kadın, bütün gün şehirde dolaştığı poşeti kucaklayarak.