“Giysilerimi çaldılar, kovboy! Kurtar beni” diye feryat etti Apahçe kadını gölde!..

Eşyalarımı çaldılar, kovboy! Kardeş, yardım et! diye bağırdı göle oturmuş bir kadın!
Üç tekerlekli bisiklet, gaza hâlâ hışırtı yapan motoruyla kapı önünde durdu; komşular perdelere gizlenip izlemeye başladı.

Hatırcı Hatice yavaşça indi, babasını, annesini, kocasını, iki çocuğunu, bir ömür boyu süren kederi gömmüş gibi dimdik, hayatta kalmanın verdiği gururla.
Üzerinde çirkin bir şalvar, beyaz bir eşarp grileşmiş saçlarını örten, başında şapka, adeta Antalyanın kavurucu güneşinden korunuyormuş gibi Ancak Haticenin kanını donduran şey, giyimi değildi.

O elinde tuttuğu şeydi.

Bir elinde, kalın kahverengi bir dosya, Adli Yardım ve Noter damgaları belirgin bir biçimde yapışmış.

Diğer elinde ise, sarı bir zarf, büyük kırmızı bir damga: DAVET.

Ardından, yavaşça bisikletinden inen genç Ahmet, Boholun kuzeni, açık renk gömlek, sade pantolon, ancak her adımı bir amacın izinde yürüyormuş gibi.
Onun arkasından, başka bir bisikletin çığlığı gibi gelen bir grup: gözlük takan bir avukat, kolunda belgeler yığınları; mahallenin muhtarı; iki polis memuru, biri tahtaya, diğeri ciddi bir ifadeyle.

Mehmet, ellerinde ölçüm bandını bıraktı, Elif yeni mobilya kataloğunu yere düşürdü.

An dedi hâlâ gülümsemeye zorlanarak. Ne sürpriz! Anne hızla geri geldi henüz yenileme işine bile başlamamıştık

Elif boğazını temizledi, bacakları eriyormuş gibi hissetti.
Hatice, izinsiz kapıdan içeri girdi, evin dış cephesine baktı; ev, kocası Ali ile tuğla tuğla inşa ettiği, çocuklar henüz küçücükken bir hayaldi. Gözleri bir an bulanıklaştı, ama çiftin bakışları artık netti.

Geri döndüm, evet dedi, sesinde çocukların duymadığı bir tonla. Ama yenileme için değil, şeyleri doğru yere oturtmak için geldim.

İki gün önce Mehmet ve Elif, Haticeyi Boholda bir kuzenin yanına gönderirken, yaşlı kadının gözyaşları içinde kaybolup, herhangi bir köşe bulacağına inanmışlardı. İlk gece karanlık ve soğuktu. Hatice, Ahmetin evindeki sade yatağa oturdu; yanındaki Ali, yere bakarak çenenin titrişiyle öfkesini saklamaya çalışıyordu.

Ah, Hatice diye mırıldandı, Filipince bir kelimeyle. Bu evin bizim olması için çok çalıştım. Şimdi iki yılan, annemi kovuyor

Sakin ol Ali dedi Hatice, elini Alinin üzerine koyarak. Şimdi kırılırsak, onlardır kazanır.

Ahmet, koridordan dinledi, dayanamayıp odaya girdi; teyzesine şefkatle bakarak sordu:

Teyze, ne imzaladınız? Hangi doktor raporuydı?

Hatice kaşlarını çattı.

Sağlık raporu dediklerini duydum emeklilik haklarını korumak için imzaladım, güvendim.

Bir an Elifin gözünden baktı:

Yılan gördüm, Ahmet. Büyüklüğünü ölçemedim bile.

Ahmet dudaklarını bükerek,

Yarın sabah Notere gideceğim. Ben zengin değilim ama aptal değilim. Evkağıtını karıştırırlarsa, gerçeği ortaya çıkaracağız.

Ertesi gün, ilk tekneyle İzmire, sonra otobüsle merkeze gittiler. Noterde, Haticenin adı bilgisayara girildi, klasörler açıldı, gözlüklerin üzerinden bakıldı.

İşte dedi memur, kağıtları göstererek. Mülkiyet devri. Ev No: 27, Mahalle: İzmir. Hatice ve Alinin mülkiyeti, Mehmet Monteroya iki gün önce devredildi.

Devir mi? diye dondu Ahmet, soğuk bir nefesle. Hibe mi?

Hayatta iken yapılan hibe doğruladı memur. İşte imzanız. Ayrıca bir sağlık raporu da eklenmiş; hâlâ akli sağlığınız tam.

Hatice bacakları titredi.

Hiç bir şey okumamıştım anlattı. Sadece imzalamamı söylediler.

Ahmet belgeleri incelerken,

Bu raporu kim imzaladı? diye sordu.

Dr. Yılmaz dedi memur.

Ahmet gözlerini kısarak, tanıdığı bir isimdi; sahte raporlarla bilinen bir doktor.

Teyze, dolandırıldınız. Ama kanun kör değil. İmzaladığınız şeyi bilmemişseniz, kötü niyetli ise, bunu iptal ettirebiliriz dedi.

Hatice gözlerini büyüttü.

İptal mı?

Evet onayladı Ahmet. Bir avukat bulacağız, savunma yapacağız. Neden zorla çıkarıldığınızı, ne söylendiğini anlatın; hileli aldatma ve sahte rapor suçunu talep edelim.

Hatice yavaşça göz kırptı.

Ah, canım fısıldadı. Son yıllarım huzur içinde geçsin istiyorum. Şimdi mi kavga edeceğim?

Ahmet elini tutarak,

Bazen kavga etmezseniz, bir bir daha asla söyleyemezsiniz. Eğer bu durumu geçeriz, kaç tane Hatice daha kandırılır? dedi, tatlı bir sertlikle.

Hatice, komşuların sigorta kağıdı imzalatarak, ellerindeki az birikimi ellerinden alıp götüren eski bir masalı hatırladı. Sırtını dikti.

O zaman kavga ediyorum kararını verdi. Ama doğru yoldan.

24 saat içinde, Adli Yardımdan bir avukat olaya el attı.

82 yaşındasınız, ama sorulara net cevap veriyor, hafızanız iyi hayretle söyledi. Yeni bir rapor, güvenilir bir doktorla yapalım, sahte hibe iptali ve suç duyurusu için hazırlanacağız.

Ahmet, bir haftadan önce kaydedilmiş bir telefon konuşmasını gösterdi: Ev tapusunu alır almaz annemi köye gönderirim, işte bu. Avukat başını salladı.

Bu, niyetinizi gösteriyor dedi. Mülkiyetinizi korumak değil, miras oyunlarını oynuyorsunuz.

Avukat, kağıtları eline alıp sordu:

Devam etmek istediğinizden emin misiniz? Ceza davası hapishane anlamına gelebilir. Geri dönmek isterseniz daha zor olur.

Hatice, Manilada bir kız evlat edinmiş bir torununu düşündü; yüzündeki masum ifadeyi, Linanın Bohola gönderelim, evi gözetelim sözünü hatırladı.

Ben kötü bir anne değilim fısıldadı, sesi titreyerek Ama çocuklar seçim yaptı. Ekim ekersen, hasat edersin. Ben sonuna kadar mücadele edeceğim. Ben olmasam, başka bir Hatice de aynı kaderi paylaşacak.

Avukat onayladı.

Hazır olun dedi, bir kağıdı tutarak. Bedeni zayıf olabilir, ama şimdi hukuki olarak güçlü olacaksınız.

Şimdi, geçmişin sisinde, Hatice ellerinde kahverengi dosyayla, diğer elinde sarı zarfla duruyordu.

Bu ne belge, anne? diye sordu Elif, titremeyi gizlemeye çalışarak. Sadece ziyarete mi geldiniz? Burada sizin eviniz biliyor musunuz?

Hatice ona bakarak:

Ev mi? alaycı bir tonla. Siz iki gün önce beni Bohola dinlenmeye gitmek zorunda bırakmadınız mı?

Mehmet, açıklamaya çalıştı:

Endişelendik anne unutmuş gibiydiniz, yorgundunuz sadece işleri kolaylaştırmak istedik

Ahmet bir adım öne çıktı.

Kime kolaylaştırıyorsunuz? diye sordu. Evi satıp daha pahalı bir şey mi alacaksınız?

Mehmet kırıldı,

Bu dedikodu mu? bağırdı. Ev artık benim, kağıttadır. Ne istersem yaparım.

Hatice kahverengi dosyayı kaldırdı.

Eski düzeltti sakin bir sesle. Şimdi değil.

Avukat, sessizce dinleyip yaklaştı.

Mehmet, Elif dedi, kibar ama kararlı. Ben avukat Renato, İzmir Adli Yardımındanım. Bu belge dosyayı açtı, damgalı kağıtları çıkardı resmi tebligattir: hibe iptali davası.

Yine saydı:

Rıza eksikliği, yaşlılara yönelik dolandırıcılık, sahte belge, hepsi araştırılıyor. Mahkeme kararıyla mülk geçici olarak Haticeye geri dönecek, mahkeme kararına kadar.

Mehmet bembeyaz oldu.

Bu saçma! bağırdı. Ev benim, belgem var!

Avukat elini uzattı:

Zarfı alınız gösterdi. Bu tebligat. Katılmazsanız durum daha da kötüleşir.

Elif birden patladı:

Sen bize karşı mı yaptın, anne? bağırdı. Biz seninle ilgilendik, şimdi böyle mi ödül alıyorsunuz?

Hatice derin bir nefes aldı.

İlgi mi? tekrar etti. Gizli kağıtları imzalamak, oturma odasından dışarı atılmak mı? Eğer bu ilgi, bir tacizse, ben tacizden daha çok kayıtsız kalmayı tercih ederim.

Komşular, hafifçe fısıldadı:

Görüyorsun? O sağlık kontrolü garip bir şeydi

Ve hâlâ iyi çocuklar olduklarını söylüyorlardı

Mehmet, Ahmete işaret etti:

Bu senin işin! bağırdı. Sen hep kıskandın çünkü şehirde yaşıyorum, oysa sen köyde!

Ahmet bir gülümsemeyle:

Kıskanıyor muyum? yanıtladı. Yaşlı annemi kandıran birini savunmak mı?

Mahallenin muhtarı araya girdi:

Yeter! bağırdı. Komşular iki gün önce ağlayan bir anne gördü, şimdi avukat ve polis var. İşleri ters çevirme girişiminde bulunma. Burada herkes kimin ne olduğunu biliyor.

Bir polis, sakin bir sesle açıkladı:

Bugün tutuklama yok, sadece şiddeti önlemek ve Haticenin güvenli bir şekilde eve girmesini sağlamak var. Tekrar zorlayıcı davranışlar koruma tedbirine aykırı sayılır.

Elif, koruma tedbiri ne demek olduğunu sordu; polis, Yaşlılar Mahkemesinden gelen koruma tedbirini anlattı.

Hatice, bir adım öne çıkarak, dosyayı Ahmete uzattı:

Mehmet baktı gözlerine. Seni ne zaman evden döndüğümü hatırlıyor musun? Çocukken sokaktan geri gelmeni beklerken gözlerim açık kalırdı. Baba ve ben, sadece tuzlu pirinç yiyerek üniversite harcını karşılamaya çalışırdık. Yaşlılıkta bana zor bir hak istemiyorum, sadece saygı talep ediyorum.

Mehmet yumruklarını sıktı, sesi alçak bir tonla:

Borç içindeydik anne iş zor kira hayat pahalılığı ev tek çıkıştı.

O yüzden ölerek mi devam etmeliydim? karşılık verdi Hatice, sesini yükseltmeden. Evden çıkmak, sözleşmeden imzalamak mı? Eğer konuşmuş olsaydınız, başka bir şey olurdu. Yalan yolu seçtiniz, şimdi sonuçları da ödeyeceksiniz.

Elif, zemini kaybolmuş gibi hissetti:

Hata yaptık, anne ama adalet yavaş zengin dili gibi burada çözebilir miyiz?

Hatice başını eğdi:

Tüm hayatımı burada çözmeye çalıştım. Babanın içkisiyle evde çözdüm, sen bana saygısızlık ettiğinde susarak geçtim. Şimdi çocuklar, annemi mülk gibi görüyor, kendi isimlerine geçiriyor. Artık değil. Şimdi kağıt üzerine her şey olacak.

İkisi, Ahmetin yanındaki büyük kutuyu indirdi.

Bu ne? sordu Elif.

Hatice küçük bir gülümseme ile:

Bu evin yeni hayatının başlangıcı dedi. Ve sizin partinizin sonu.

Kutu açıldığında: basit yataklar, plastik sandalyeler, hâlâ paketli bir tabela çıktı. Ahmet tabelayı açtı; mavi harflerle:

BEN & HATİCE YAŞLILAR İÇİN SAKLAMA EVI Terkedilmiş Yaşlılar İçin

Komşuların konuşması yükseldi.

Saklama evi mi? diye sordu ön kapıdaki bir teyze. Aman Tanrım

Mehmet kızardı:

Delirdiniz mi? bağırdı. Evde yaşlılar mı kalacak? Mahremiyetimiz mi yok?

Hatice zarif bir sesle:

Ben ve babam, iki gün önce evin karakterini konuşmuştuk. Eğer bu ev artık benim için bir yuva değilse, başkaları için bir yuva olsun. Satmayacağım, kimseye vermeyeceğim. Bu evi, bana zulmeden yaşlılar için bir sığınak yapacağım.

Elif neredeyse geriye düşecek kadar ürkekti:

Ev bağışlanacak mı? sordu, inanarak. Yabancıya mı?

Yabancı, bir çocuğu evinden atan kimsedir diye yanıtladı Hatice. Terkedilmiş yaşlılar yabancı değil, aynadır.

Avukat süreci açıkladı:

Hatice, mülkün gelecekteki kullanımını belirten bir devir sözleşmesi imzaladı. Dava sonuçlandığında ve iptal kesinleştiğinde, ev, Hatice ve Alinin adını taşıyan bir vakıf tarafından yönetilecek, mahalle meclisi ve yerel kilise iş birliğiyle; satılamaz, ipotek yapılamaz, devredilemez.

Mehmet, Ben ne olurum? diye sordu.

Hatice derin bir nefes alarak:

Senin vicdanın kalır dedi. ve ne yapacağına sen karar verirsin.

Bir an durakladı, ardından bir teklif sundu:

Süreç bitene kadar kimseniz zorla dışarı atamaz. Burada oturabilirsiniz, ama evin çalışanları olarak kalacaksınız; yemek yapacak, temizlik yapacak, yatak çarşafı değiştirecek, şikayetleri dinleyecek, huysuzluklara dayanacaksınız. Ücret alacaksınız, ama düşük bir maaş olacak.

Çocuğumuzun mirasını reddediyor musunuz? diye sordu Elif, gözleri kocaman.

Benim için kısa bir süre bir çocuğun mülkiyetini satmak, bir çocuğun kalbini satmaktan daha kolay dedi Ahmet, elini sıkıca kavrayarak.

Mehmet bir sandVe o sabah, gökyüzünün altındaki ev, artık sadece bir ev değil, hatıraların, adaletin ve yeni doğmuş umutların bir yansımasıydı.

Rate article
Lifequest
“Giysilerimi çaldılar, kovboy! Kurtar beni” diye feryat etti Apahçe kadını gölde!..