– Gelinim dün yine torunumu hafta sonu için bana bıraktı, – diye dert yandı bana merdiven boşluğunda komşum Nuriye Hanım. – Ne yapıyorum, çocuğu doğru düzgün doyuramıyorum! Annem bana prenseslerin çok yemediğini söyledi! diyor, iki kaşık alıyor, bırakıveriyor! Bildiğin zayıflıktan sapsarı kesildi çocuk, ışık saçıyor neredeyse!
Nuriye, oğlu Serkanın eşi Ayşenuru ilk gördüğü günden beri hiç sevememişti. Çünkü Ayşenur, Serkandan tam yedi yaş büyüktü. Serkan ise daha çocuktu sayılırdı, daha liseden yeni mezun olmuştu.
– Daha önce kadın yüzü bile görmemişti benim oğlum! – diye söylenirdi Nuriye Hanım. – O yüzden tutuldu ya zaten! Kadın deneyimiyle oğlumu kandırdı, olan oldu!
Ayşenur ise gerçekten güzeldi, kendine iyi bakar, zarif giyinir, kariyerine önem verirdi. Serkanın ona hayran olup tutulmasında hiç tuhaf bir şey görmüyordum. Malum, erkek dediğin gözle sever. Ayşenur ise her bakımdan çekiciydi.
Sağlıklı yaşamına, formuna dikkat eder, kızına da aynı alışkanlığı aşılamaya çalışırdı: Az yemek, dozu aşmamak, sağlığa ve kiloya önem vermek.
Onların ilişkisi başlayıp daha birkaç ay geçmeden Ayşenur hamile kaldı. Belki ilerideki kayınvalidesine sinirlenip, belki de gerçekten çok evlenmek istediğinden, belki de tamamen tesadüftü. Ama bunun ne önemi vardı, çünkü Serkan kararlıydı, Ayşenura evlenme teklif ettiğinde daha on sekizini yeni doldurmuştu. Ayşenur ise yirmi beş yaşındaydı.
Serkan, liseden mezun olur olmaz, teknik üniversiteye girdi. Okulla iş arasında koşturuyordu. Evlenince ailesinden ayrılıp, Ayşenurla bir hayat kurmuş, geçimi yüklenmişti. Başta ev tuttular, sonra küçük bir apart oda satın aldılar.
Gençler mutluydu ama Nuriye Hanım pes etmedi; gelinine sürekli bir kulp buluyor, yemeği şöyle, gömleği ütüsüz, torununu doğru giydirmez diyerek didik didik ediyordu. Ona göre Ayşenurun hiçbir iyi yanı yoktu, hep eksik, hep kusurlu. Yine de Serkana sürekli sitem ederdi…
Sonunda Ayşenurla aralarındaki muhabbet giderek minimuma indi. Ayşenur kızıyla anaokuluna, cimnastiğe, satranç kursuna koşuşturmaya başladı. İşten çıkıp koşturmaktan, bir de kendisi için spor salonu, manikür, kuaföre vakit ayırınca, evde geçirdiği vakit iyice azaldı.
Serkan akşam eve geldiğinde ev bomboştu; ya kızı dersteydi, ya eşi onunla birlikte ya da başka bir işteydi.
Bir akşam apartmanda komşuları, dul ve iki çocuklu 38 yaşındaki Hacer kapısını çaldı. Ortak mutfakta su tesisatı arıza yapmış, alttaki komşuları basmasın diye Serkandan yardım istedi.
Serkan elinden iş gelen biriydi, hemen suyu kapatıp, gereken tamiratı yaptı. Hacer, o sırada akşam için makarna ve köfte pişiriyordu. Bir tabak da ona ikram etti. Serkan memnuniyetle kabul etti, çünkü Ayşenurun köfteyle arası yoktu, evde artık nerdeyse hiç yemek pişmez olmuştu. Ayşenurun vakti yoktu buna.
O akşamdan sonra Hacer hep Serkanı davet etmeye başladı. Eşi ve kızı evde yokken birlikte mutfakta sohbet ettiler, ev yemekleri paylaştılar. Bir süre sonra aralarında nasıl başladığını anlamadıkları bir yakınlık oluştu; o akşam sohbetleri olmadan yapamaz oldular.
Apartman hayatı göz önünde yaşanır, sır saklamak mümkün değildir. O yüzden biri Ayşenura lafı uçurdu; Kocan, Hacerin evinden çıkmaz oldu! diye.
Olay patlak verdi, apartmanda kıyamet koptu. Ayşenur gururlu bir kadındı, hemen Serkanın eşyalarını toplayıp kapının önüne koydu, onu evden kovdu.
Serkan, gece ailesine gidemedi. Gidecek bir yeri yoktu. Hacer ise kollarını açtı, onu evine aldı.
O sıralar kızları altı yaşındaydı. Serkan yirmi beş, Ayşenur otuz iki, Hacer kırk yaşındaydı.
Nuriye Hanım, Serkanın kavga edip evi terk ettiğini duyduğunda sevindi, “Zafer benim!” dedi. Ama Serkanın yanında bulduğu kişinin iki çocuklu, kendisinden on dört yaş büyük Hacer olduğunu öğrenince dili tutuldu…
Onun bu tavrı bana çok tuhaf geldi. Yıllarca sırf yaş büyük diye Ayşenur’u yok yere üzdü, şimdiyse birdenbire kabullendi. Yenilgisini mi fark etti, bilmiyorum.
Ayşenur ve Serkanın boşanma hikâyesi yeni olmadı, tam on beş sene geçti. Serkan, o günden beri Hacerle birlikte. Çocukları olmadı, ama aralarında gerçek bir huzur var, yaş farkına hiç aldırmadan, el ele, mutlu yaşıyorlar. Şimdi Serkan kırk, Hacer elli dört yaşında. Nuriye Hanım artık hiçbir şikâyet etmiyor, onlara evinde huzurla yer açıyor. Her şey sakin, huzurlu, anlayışla sürüyor. Ve görüyorum ki, Serkan gerçekten mutlu.
Peki sizce, kadın erkekten büyük olunca mutluluk mümkün mü?




