Oğlumun Boşanmasına Sebep Oldum, Sonra Bin Pişman Oldum… – Gelinim yine dün torunumu hafta sonu için getirdi, – diye dert yandı bana komşum Nermin Hanım, apartman merdiveninde karşılaştığımızda. – Çocuğu bir türlü düzgünce doyuramıyorum! “Annem dedi ki prensesler fazla yemezmiş!” diyor, iki kaşık yiyor bırakıyor! Çocuk beslenememekten sapsarı kesildi adeta! Nermin Hanım, oğlu Mert’in eşi Gülşah’ı ilk gördüğü anda hiç sevemedi. Sadece oğlundan tam yedi yaş büyük olduğu için. Oğlu daha lise mezunu olmuştu, adeta bir çocuktu. – Kızcağızdan önce kadın yüzü bile görmemişti! – diye öfkelenirdi komşum. – Şaşıracak bir şey yok ki, acemilikle kapıldı gitti! Tecrübelerini ona kullandı, kandırdı oğlumu! Oysa Gülşah çok güzel, bakımlı, hayat dolu bir kadındı. Kendiyle ilgilenip zarif giyinir, kariyerinde yükseklik hedeflerdi. Komşumun oğlunun ona aşık olmasında şaşılacak bir şey yoktu bana göre. Sonuçta erkekler gözleriyle sever; hele ki böyle çekici bir kadın karşısında… Gülşah her zaman sağlıklı beslenip formuna dikkat ederdi. Kızına da böyle yaşamayı öğretmişti: az yemek, kilo almamak, sağlıklı yaşamak… Birlikte olmaya başladıktan birkaç ay sonra Gülşah hamile kaldı. Belki kaynanasına inat, belki de evlenme isteğinden… Sebep her neydi ise Mert kararlıydı; Gülşah’la evlenecekti. O sırada henüz 18’ini yeni doldurmuştu, Gülşah ise 25’ti. Mezun olur olmaz Mert meslek yüksekokuluna girdi. Hem okuyup hem de çalışıyordu; yeni açılan aileyi geçindirmek için çabalıyordu. Önce kirada oturdular, sonra ortak mutfaklı apart odada kendi evlerini kurdular. İlk zamanlar çok mutluydular ama kaynana asla pes etmedi: Sürekli kusur buluyor, Gülşah’ı yerden yere vuruyordu. Ya yemeği kötüydü, ya gömlekler ütüsüz, ya çocuk ince giydirilmişti… Hiçbir zaman gözüne giremiyordu. Sonunda Gülşah kaynanası ile görüşmeyi neredeyse kesti. Kendi kızını kreşe, cimnastiğe, satranç dersine götürdü; işten eve, oradan spora, berbere ve kuaföre koşuşturdu… Artık evde eskisi kadar kalamaz olmuştu. Mert ise akşamları eve geldiğinde ortada kimse yoktu: kız etkinlikte, karısı ya beraberinde, ya da kendine vakit ayırmakta. Bir akşam, komşuları Ayşe – 38 yaşında, iki çocuklu dul – Mert’ten apartın ortak mutfağındaki musluğu tamir etmesini istedi. Mert hemen yardıma koştu; Ayşe bu sırada makarna ve köfte hazırladı, teşekkür için ikram etti. Gülşah evde nadiren yemek pişirdiği için Mert için bu ev yemeği büyük nimet oldu. Bu günden sonra Ayşe sık sık Mert’e yemek hazırladı; Gülşah ve kızları evde yokken, mutfakta sohbetler, ev mantıları ve börekler eşliğinde akşamlar geçirdiler. Bir süre sonra, aralarındaki bağ öyle güçlendi ki, bu huzurlu akşamlar ayrılmaz oldular… Ama apartmanda sır kaçmazdı, birileri hemen Gülşah’a yetiştirdi: Eşi komşuya hiç de kitap okumaya gitmiyordu! Olay büyük kavga ile patladı, evin tüm apartman katı ayaklandı. Gülşah, gururlu bir kadın olarak, Mert’i kapı dışarı attı, tüm eşyalarını koridora fırlattı. Gece vakti ailesinin yanına gidemeyen Mert, soluğu Ayşe’nin yanında aldı; Ayşe memnuniyetle kabul etti. O sırada Gülşah ile Mert’in kızları 6, Mert 25, Gülşah 32 ve Ayşe 39 yaşındaydı. Gelininden yıllar boyu şikayet eden Nermin Hanım, oğlunun evden ayrıldığına ilk başta sevinmişti. Ancak oğlunun kendinden 14 yaş büyük ve iki çocuklu Ayşe’ye taşındığını öğrenince birden sustu… Bu tepkisini hiç anlamadım. Oğlundan yalnızca 7 yaş büyük diye yıllarca Gülşah’a laf eden Nermin Hanım, Ayşe’ye karşı hiç itiraz etmedi – belki de kendi başarısızlığını kabullenmişti… Olaylar yaklaşık 15 yıl önce yaşandı. O zamandan beri Mert, ikinci eşi Ayşe ile mutlu bir hayat sürüyor. Çocukları olmasa da yuvada huzur hâkim: Şimdi Mert 40, Ayşe 54 yaşında. Nermin Hanım da ise artık her zaman onları huzurla evinde misafir ediyor. Sizce de bir evlilikte kadın daha büyükse mutluluk mümkün müdür?

– Gelinim dün yine torunumu hafta sonu için bana bıraktı, – diye dert yandı bana merdiven boşluğunda komşum Nuriye Hanım. – Ne yapıyorum, çocuğu doğru düzgün doyuramıyorum! Annem bana prenseslerin çok yemediğini söyledi! diyor, iki kaşık alıyor, bırakıveriyor! Bildiğin zayıflıktan sapsarı kesildi çocuk, ışık saçıyor neredeyse!

Nuriye, oğlu Serkanın eşi Ayşenuru ilk gördüğü günden beri hiç sevememişti. Çünkü Ayşenur, Serkandan tam yedi yaş büyüktü. Serkan ise daha çocuktu sayılırdı, daha liseden yeni mezun olmuştu.

– Daha önce kadın yüzü bile görmemişti benim oğlum! – diye söylenirdi Nuriye Hanım. – O yüzden tutuldu ya zaten! Kadın deneyimiyle oğlumu kandırdı, olan oldu!

Ayşenur ise gerçekten güzeldi, kendine iyi bakar, zarif giyinir, kariyerine önem verirdi. Serkanın ona hayran olup tutulmasında hiç tuhaf bir şey görmüyordum. Malum, erkek dediğin gözle sever. Ayşenur ise her bakımdan çekiciydi.

Sağlıklı yaşamına, formuna dikkat eder, kızına da aynı alışkanlığı aşılamaya çalışırdı: Az yemek, dozu aşmamak, sağlığa ve kiloya önem vermek.

Onların ilişkisi başlayıp daha birkaç ay geçmeden Ayşenur hamile kaldı. Belki ilerideki kayınvalidesine sinirlenip, belki de gerçekten çok evlenmek istediğinden, belki de tamamen tesadüftü. Ama bunun ne önemi vardı, çünkü Serkan kararlıydı, Ayşenura evlenme teklif ettiğinde daha on sekizini yeni doldurmuştu. Ayşenur ise yirmi beş yaşındaydı.

Serkan, liseden mezun olur olmaz, teknik üniversiteye girdi. Okulla iş arasında koşturuyordu. Evlenince ailesinden ayrılıp, Ayşenurla bir hayat kurmuş, geçimi yüklenmişti. Başta ev tuttular, sonra küçük bir apart oda satın aldılar.

Gençler mutluydu ama Nuriye Hanım pes etmedi; gelinine sürekli bir kulp buluyor, yemeği şöyle, gömleği ütüsüz, torununu doğru giydirmez diyerek didik didik ediyordu. Ona göre Ayşenurun hiçbir iyi yanı yoktu, hep eksik, hep kusurlu. Yine de Serkana sürekli sitem ederdi…

Sonunda Ayşenurla aralarındaki muhabbet giderek minimuma indi. Ayşenur kızıyla anaokuluna, cimnastiğe, satranç kursuna koşuşturmaya başladı. İşten çıkıp koşturmaktan, bir de kendisi için spor salonu, manikür, kuaföre vakit ayırınca, evde geçirdiği vakit iyice azaldı.

Serkan akşam eve geldiğinde ev bomboştu; ya kızı dersteydi, ya eşi onunla birlikte ya da başka bir işteydi.

Bir akşam apartmanda komşuları, dul ve iki çocuklu 38 yaşındaki Hacer kapısını çaldı. Ortak mutfakta su tesisatı arıza yapmış, alttaki komşuları basmasın diye Serkandan yardım istedi.

Serkan elinden iş gelen biriydi, hemen suyu kapatıp, gereken tamiratı yaptı. Hacer, o sırada akşam için makarna ve köfte pişiriyordu. Bir tabak da ona ikram etti. Serkan memnuniyetle kabul etti, çünkü Ayşenurun köfteyle arası yoktu, evde artık nerdeyse hiç yemek pişmez olmuştu. Ayşenurun vakti yoktu buna.

O akşamdan sonra Hacer hep Serkanı davet etmeye başladı. Eşi ve kızı evde yokken birlikte mutfakta sohbet ettiler, ev yemekleri paylaştılar. Bir süre sonra aralarında nasıl başladığını anlamadıkları bir yakınlık oluştu; o akşam sohbetleri olmadan yapamaz oldular.

Apartman hayatı göz önünde yaşanır, sır saklamak mümkün değildir. O yüzden biri Ayşenura lafı uçurdu; Kocan, Hacerin evinden çıkmaz oldu! diye.

Olay patlak verdi, apartmanda kıyamet koptu. Ayşenur gururlu bir kadındı, hemen Serkanın eşyalarını toplayıp kapının önüne koydu, onu evden kovdu.

Serkan, gece ailesine gidemedi. Gidecek bir yeri yoktu. Hacer ise kollarını açtı, onu evine aldı.

O sıralar kızları altı yaşındaydı. Serkan yirmi beş, Ayşenur otuz iki, Hacer kırk yaşındaydı.

Nuriye Hanım, Serkanın kavga edip evi terk ettiğini duyduğunda sevindi, “Zafer benim!” dedi. Ama Serkanın yanında bulduğu kişinin iki çocuklu, kendisinden on dört yaş büyük Hacer olduğunu öğrenince dili tutuldu…

Onun bu tavrı bana çok tuhaf geldi. Yıllarca sırf yaş büyük diye Ayşenur’u yok yere üzdü, şimdiyse birdenbire kabullendi. Yenilgisini mi fark etti, bilmiyorum.

Ayşenur ve Serkanın boşanma hikâyesi yeni olmadı, tam on beş sene geçti. Serkan, o günden beri Hacerle birlikte. Çocukları olmadı, ama aralarında gerçek bir huzur var, yaş farkına hiç aldırmadan, el ele, mutlu yaşıyorlar. Şimdi Serkan kırk, Hacer elli dört yaşında. Nuriye Hanım artık hiçbir şikâyet etmiyor, onlara evinde huzurla yer açıyor. Her şey sakin, huzurlu, anlayışla sürüyor. Ve görüyorum ki, Serkan gerçekten mutlu.

Peki sizce, kadın erkekten büyük olunca mutluluk mümkün mü?

Rate article
Lifequest
Oğlumun Boşanmasına Sebep Oldum, Sonra Bin Pişman Oldum… – Gelinim yine dün torunumu hafta sonu için getirdi, – diye dert yandı bana komşum Nermin Hanım, apartman merdiveninde karşılaştığımızda. – Çocuğu bir türlü düzgünce doyuramıyorum! “Annem dedi ki prensesler fazla yemezmiş!” diyor, iki kaşık yiyor bırakıyor! Çocuk beslenememekten sapsarı kesildi adeta! Nermin Hanım, oğlu Mert’in eşi Gülşah’ı ilk gördüğü anda hiç sevemedi. Sadece oğlundan tam yedi yaş büyük olduğu için. Oğlu daha lise mezunu olmuştu, adeta bir çocuktu. – Kızcağızdan önce kadın yüzü bile görmemişti! – diye öfkelenirdi komşum. – Şaşıracak bir şey yok ki, acemilikle kapıldı gitti! Tecrübelerini ona kullandı, kandırdı oğlumu! Oysa Gülşah çok güzel, bakımlı, hayat dolu bir kadındı. Kendiyle ilgilenip zarif giyinir, kariyerinde yükseklik hedeflerdi. Komşumun oğlunun ona aşık olmasında şaşılacak bir şey yoktu bana göre. Sonuçta erkekler gözleriyle sever; hele ki böyle çekici bir kadın karşısında… Gülşah her zaman sağlıklı beslenip formuna dikkat ederdi. Kızına da böyle yaşamayı öğretmişti: az yemek, kilo almamak, sağlıklı yaşamak… Birlikte olmaya başladıktan birkaç ay sonra Gülşah hamile kaldı. Belki kaynanasına inat, belki de evlenme isteğinden… Sebep her neydi ise Mert kararlıydı; Gülşah’la evlenecekti. O sırada henüz 18’ini yeni doldurmuştu, Gülşah ise 25’ti. Mezun olur olmaz Mert meslek yüksekokuluna girdi. Hem okuyup hem de çalışıyordu; yeni açılan aileyi geçindirmek için çabalıyordu. Önce kirada oturdular, sonra ortak mutfaklı apart odada kendi evlerini kurdular. İlk zamanlar çok mutluydular ama kaynana asla pes etmedi: Sürekli kusur buluyor, Gülşah’ı yerden yere vuruyordu. Ya yemeği kötüydü, ya gömlekler ütüsüz, ya çocuk ince giydirilmişti… Hiçbir zaman gözüne giremiyordu. Sonunda Gülşah kaynanası ile görüşmeyi neredeyse kesti. Kendi kızını kreşe, cimnastiğe, satranç dersine götürdü; işten eve, oradan spora, berbere ve kuaföre koşuşturdu… Artık evde eskisi kadar kalamaz olmuştu. Mert ise akşamları eve geldiğinde ortada kimse yoktu: kız etkinlikte, karısı ya beraberinde, ya da kendine vakit ayırmakta. Bir akşam, komşuları Ayşe – 38 yaşında, iki çocuklu dul – Mert’ten apartın ortak mutfağındaki musluğu tamir etmesini istedi. Mert hemen yardıma koştu; Ayşe bu sırada makarna ve köfte hazırladı, teşekkür için ikram etti. Gülşah evde nadiren yemek pişirdiği için Mert için bu ev yemeği büyük nimet oldu. Bu günden sonra Ayşe sık sık Mert’e yemek hazırladı; Gülşah ve kızları evde yokken, mutfakta sohbetler, ev mantıları ve börekler eşliğinde akşamlar geçirdiler. Bir süre sonra, aralarındaki bağ öyle güçlendi ki, bu huzurlu akşamlar ayrılmaz oldular… Ama apartmanda sır kaçmazdı, birileri hemen Gülşah’a yetiştirdi: Eşi komşuya hiç de kitap okumaya gitmiyordu! Olay büyük kavga ile patladı, evin tüm apartman katı ayaklandı. Gülşah, gururlu bir kadın olarak, Mert’i kapı dışarı attı, tüm eşyalarını koridora fırlattı. Gece vakti ailesinin yanına gidemeyen Mert, soluğu Ayşe’nin yanında aldı; Ayşe memnuniyetle kabul etti. O sırada Gülşah ile Mert’in kızları 6, Mert 25, Gülşah 32 ve Ayşe 39 yaşındaydı. Gelininden yıllar boyu şikayet eden Nermin Hanım, oğlunun evden ayrıldığına ilk başta sevinmişti. Ancak oğlunun kendinden 14 yaş büyük ve iki çocuklu Ayşe’ye taşındığını öğrenince birden sustu… Bu tepkisini hiç anlamadım. Oğlundan yalnızca 7 yaş büyük diye yıllarca Gülşah’a laf eden Nermin Hanım, Ayşe’ye karşı hiç itiraz etmedi – belki de kendi başarısızlığını kabullenmişti… Olaylar yaklaşık 15 yıl önce yaşandı. O zamandan beri Mert, ikinci eşi Ayşe ile mutlu bir hayat sürüyor. Çocukları olmasa da yuvada huzur hâkim: Şimdi Mert 40, Ayşe 54 yaşında. Nermin Hanım da ise artık her zaman onları huzurla evinde misafir ediyor. Sizce de bir evlilikte kadın daha büyükse mutluluk mümkün müdür?