Kayınvalidem Yazlığımda Emeğimle Yaptığım Çimleri Söküp Sebze Bahçesi Yaptı; Her Şeyi Eski Haline Getirmesini İsteyince Ortalık Karıştı

Barış, emin misin mangal kömürünü unutmadık? Geçen sefer köy bakkalına koşmak zorunda kaldık, oradaki odunlar da resmen su kaçmıştı, Gülbahar, dikkatini yola vermiş kocasına döndü. Barış, köy yolunun meşhur çukurlarından ustalıkla kıvıra kıvıra arabayı sürüyordu.

Aldım kömürü, Gül, tutuşturucu da aldım, senin marine ettiğin etler de buzluk çantasında. Rahat ol. Tatile geldik sonuçta; iki hafta, huzur, kuş cıvıltısı ve sevdiğin çimlerin. Kış boyu hayalini kurmadın mı?

Gülbahar, keyifle koltuğuna yaslandı ve gözlerini kapattı. Çim, kulağında adeta bir melodi gibi çalıyordu. Üç yıl önce o döküntü, virane evli arsayı aldıklarında ortada çimden eser yoktu; yakası açılmamış ısırgan otları, bir de inşaat enkazı. Gülbahar bizzat kendi elleriyle tuğla artığı temizlemiş, otları sökmüş, ardından Barışla bir ekip tutup ön bahçeyi dümdüz edip pahalı, kaliteli rulo çim sermişlerdi.

Burası onun mini cenneti olmuştu. Düzgün, yumuşacık yemyeşil bir halı; üstünde uzanıp kitap okumak, sabah kahvesi içmek, yoga yapmak ayrı keyifti. O kadar ki, ağır ayakkabıyla badminton oynanmasına bile izin vermez, çimlere zarar gelmesin diye titrerdi. Gülbahar için bu çim, taşra kültürünü temsil eden zorlu bahçe işlerinden kaçışın, tatilin ve huzurun simgesiydi.

İnşallah annem kurumasın diye sular çimleri, diye kendi kendine söylendi Gülbahar. Bu hafta sıcaktan biber gibi oldu ortalık.

Boş ver, annem titizdir, dedi Barış elini şöyle bir sallayarak. Anahtarı ona verdik, iki günde bir uğrayacağım dedi. Çimlere gözün gibi baktığını biliyor.

Gülbaharın kayınvalidesi Şehnaz Hanım ise, eski kuşak Anadolulu kadınlardandı. Yaygaracı, Toprak boş durmaz! zihniyetinin bayraktarıydı. Onun için her toprak parçası patates, havuç ya da hiç olmadı bir tutam dereotu üretmeliydi. İlk yıllar Gülbaharla barışçıl direnişlere girip durmuşlar, ama sonunda Şehnaz Hanım köşedeki serasında yetinmiş gibiydi, en azından görünen böyleydi.

Araba tekerleri çakıl taşlarında hışırdayıp bahçenin kapısına yanaştı. Gülbahar ilk inip kapının kilidini açtı. Sıcak kızılçam kokusu ve hanımeli yayılmıştı havaya. Şehir ayakkabılarını çıkarıp serin yeşil çimde yürümek için sabırsızlandı.

Kapı açıldı, bir adım attı ve dondu kaldı. Laptop çantasını elinden düşürdü, çantası toprakta süzüldü.

Gül, niye dikildin orada, açılsana, girelim bahçeye, dedi Barış, arabadan inip yanına geldiğinde, onun da yüzündeki ifade buz kesti.

Çimden eser yoktu.

Evle kamelya arasındaki tüm bahçe, düzensiz kara bir tarlaya dönmüş, her yeri kepçeyle sürülmüş gibi, kabarmış toprak yığınlarının arasından sökülmüş çim parçaları fışkırıyordu. Aralarda ise cılız, zavallı fideler, adeta sağduyuya meydan okurcasına sırıtıyordu.

Tüm bu kaosun ortasında, eski önlük ve fötür şapkasıyla Şehnaz Hanım sapasağlam ayakta, bir elinde kürek, diğer eliyle alnındaki teri siliyordu. Yüzünde, olimpiyat şampiyonu gibi muzaffer bir gurur.

Oo ne güzel, gelmişsiniz! diye sevinçle seslendi. Size sürpriz hazırladım, son anda yetiştim!

Gülbaharın yüzü kireç gibi oldu. Sanki kanı çekildi, kulakları uğulduyor. Ağır ağır, rüyadaymış gibi yürüyüp eski çimliğin kenarında durdu. Ayağının dibinde çim parçaları, köklerine dolanmış hasır filesiyle hoyratça doğranmış halde.

Bu ne? dedi; sesi buz gibi, Barış irkildi.

Ne olacak, sebze yatağı! diye kollarını iki yana açtı Şehnaz Hanım. Yazık günah, onca alan ziyan oluyordu. Hesap ettim, burası gün boyu güneş alıyor. Siz de ne idüğü belirsiz bi ot ekeceğinize, burada soğan diktim, şurada havuç, kamelyanın yanında da kabak; bakarız, kızartmasını bile yaparız.

Anne… diye kekeledi Barış. Ne yaptın ya? Burası rulo çimdi. Üç yıl önce yüz seksen bin liraya aldık! Bakımı, gübresi, bakış açısı!

Amaan! diye elini salladı kayınvalide. O kadar parayı ota verdiniz ha? Sizi saf yerine koymuşlar, şehir çocukları işte! Ota para mı verilir? Toprak ekilip biçilmeli. Bak markette havuç altınla yarışıyor, burada organik, mis gibi! Ben sizin için canım çıktı, siz oralarda tatil yaparken ben burada kafa göz yarmışım, üç gündür buraları eşeliyorum!

Gülbahar sessizce baktı, emeklerinin üstüne çöken bu perişan manzarada, yıkılan emeğine, içten içe yavaşça siniri yükseliyordu. Basit bir yanlış anlaşılma olamazdı. Bu, bildiğin hudut ihlaliydi.

Şehnaz Hanım, dedi Gülbahar, sertçe. Sizden sadece çiçekleri sulamanızı istedik. Lütfen, ne soğan, ne bir şey ekin, dedik. Burası bizim evimiz, bizim bahçemiz.

Ee? Ben anneyim, ben bilirim ne lazım. Siz daha hayat nedir bilmezsiniz. Kış çetin geçerse bana dua edersiniz, kavanoz kavanoz turşularımı afiyetle yersiniz. Çim dediğin de neymiş, komşularla rezil oluyorum! Herkesin bahçesi muazzam, bizde golf sahası gibi, elalem dalga geçiyor. Şu alt komşu Pakize Hanım diyor ki, Gelin galiba mutfakta hiç iş yapmaz, dereotu bile yok mu sizde?

Pakize umurumda değil, diyerek her kelimeyi vurguladı Gülbahar. Ve o kabaklardan da istemiyorum. Barış, indirsene çantaları.

Gül, bir sakin ol, Barış elini uzattı fakat Gülbahar sıyrıldı. Anne, gerçekten fazla abarttın. Seran senin, diğerleri bizim dinlenme alanı olacaktı. Niye mahvettin?

Mahvettim ha? Benim ciğerim soldu! Tansiyonum 18e çıktı ama sizin için saptım buraya. Teşekkür bekliyordum, azar işittim, vay be!

Aman dramdan ödülü sevdiği için, tam sitem sezonunu açacakken Gülbahar içeriye girip mutfağa yöneldi, oradan bir bardak su içip elini titreten öfkesini dindirmeye çalıştı. Laf dinlemek zor ama daha kötüsü karşıda mağduru oynayacak bir kayınvalide varken sinir patlaması olur mu hiç? Şehnaz Hanım bu rolde Oscarlık çünkü…

Bir süre sonra Barış da içeri sızıverdi; yüzü asık, canı sıkkın.

Gül, inan istemediğinden yaptı. Eski toprak, köy zihniyeti. Onlara boş bahçe, günah gibi gelir.

Barış, mesele köy zihniyeti değil, saygı. Bizim hayatımızı, malımızı kendi malı gibi görüyor. Senin, benim zevkimi bile hiçe sayıyor. Kendini evin dişi kaplanı ilan ediyor, o kadar.

Bir daha konuşurum, anlatırım…

Konuşmakla olmuyor Barış, üç senedir konuştuk. Güya anladı, yarım gün arkamızı döndük, tarlaya çevirdi. Sadece çimi geri ekmek değil olay; toprak bozuldu, yükseklik gitti, rulo gitti. Yine işçi çağır, yine toprak al, rulo al… On binlerce lira ve bir ay rezillik.

Barış derin bir iç çekti.

Peki ne diyorsun? Burası keşmekeş oldu, şimdi ne yapacağız?

Ondan eski haline getirmesini isteyeceğim. Taş üstünde taş, çim üstünde çim kalana kadar. Üstüne yeni çimi de o ödesin.

Dalga mı geçiyorsun? Kadıncağızın 65 yaşında beli zor doğruluyor. Çim döşeyemez ki…

Hayır, döşemeyecek. Ruloları bırakırım, ama bütün ektiği ne varsa söker, toprağı düzler, normal tohuma hazır hale getirir. Parası olan kısmı da cebinden gider.

Sadece emekli maaşı var, o da güç bela yetiyor…

Birikimi var. Saklım var deyip toruna bırakacak parayı anlatıyor ya… Biz de onun çoluğu çocuğuyuz, yardımı böyle gerekiyor.

Bunun adı acımasızlık, Gül.

Asıl acımasızlık, insanın evinde çamura basmasıdır. Ona net konuşacağım; kabul etmezse asla geri gelmesin, kapı kilidini anında değiştiririm.

Gülbahar, verandaya çıkıp kayınvalidesinin bir yandan Pakizeyle dedikodu kavgasında, bir anda mağdur moduna geçmek istediğini gördü.

Şehnaz Hanım, dedi bağırmadan ama net bir tonla. Bir konuşma yapmamız gerekiyor.

Noldu? Bir bardak su getir de gönlümü al!

Suyu sonra içersiniz. Burası, ektiğiniz her şey sökülüp, düzgün bir şekilde toparlanacak. Size pazar günü akşamına kadar süre. Sonra burada bir daha adınız sanınız olmaz.

Kayınvalide gözlerini açtı, sanki uzaylı görmüş gibi.

Sen delirdin galiba? O kadar emek verdim, e şimdi bi de sök diyorsun? Ayıptır!

Burası evimiz. Tapu ikimizde de. Ben çiftlik istemiyorum, keyif istiyorum. Eğer toprak pazara kadar düzelmezse, işçi çağırırım, bagerle her yanı dümdüz ettiririm; masrafa sizi mahkum ederim. Sonraki anahtar sizde olmayacak. Anahtarları da şimdi bırakın.

Barış! Duydun mu şu kıza? Yıkacak beni!

Barış, kapıda durmuş, gözleriyle Gülbahara destek verdiğini belli etti.

Anne, Gülbahar haklı; bizim evimiz. Çim istiyorduk. Bizi zora soktun.

Siz de onun kuklası oldunuz. Sizi etki altına aldı. Ben sizin iyiliğiniz…

Anne, tamam, Barış da dikleşti. Yeter, bu sadece sen öyle istedin diye oldu. Düzelteceksin, ya da bu iş biter.

Şehnaz Hanımın hayret, öfke ve kırgınlık karışımı yüzüyle mekanik biçimde anahtarları yere savurdu.

Alın bakalım! Size gün yüzü göstermesin çimleriniz, defolup gidiyorum!

Anahtarlar çamura düştü, Şehnaz Hanım çantasını çekiştirip taksiye bindi. O gider gitmez Gülbahar anahtarları yerden aldı, silip içeri girdi.

Nasıl olsa döner, dedi Gülbahar. Saksılarını, paltoyu aldı mı? Pakizeye gitti şimdi, felaket dram başlıyor.

Gerçekten de, Pakizeyle bahçede ağıt-şov başladı; zavallı gelin, yaşlı kadın, burnu sürtülen kayınvalide… O sırada Gülbahar, eline telefonu alıp Barışa döndü.

Nereye arıyorsun?

Peyzajcılara. Tüm enkaz temizliği ve yeni çim döşemesi, kaç paraysa hazır olayım.

O gün battı, moral sıfır, bahçeye kara leke gibi kazınmış tarlayla oturup çay içtiler. Ne tat, ne huzur.

Cumartesi sabahı kapı tıkırdadı. Gülbahar, kahvaltı sofrası hazırlarken pencereden bakınca Şehnaz Hanımın geri döndüğünü gördü. Daha süzüklü, daha kırgın görünüyor, tek kelime etmeden serasına yürüyordu.

Günaydın, Şehnaz Hanım. Eşyalarınızı almaya mı geldiniz?

Kayınvalide hiç bakmadan başıyla onayladı.

Şunu düşündüm de, yazık şu soğana, Hollanda tohumu, para verdim, dedi birden yana bakarak.

Evet, dedi Gülbahar. Çim de paraydı. Peyzajcu sekiz bin lira diyor. (Çalışma, toprak, yeni rulo çimiyle.)

Şehnaz Hanım’ın gözleri bir döndü.

Sekiz bin?! Ciddi misin? Ne biçim fiyat bu?

Fiyatlar böyle, istersen dekontu da gösterebilirim. Ya siz çalışıp eski haline getireceksiniz, ya da bu masrafı ödeyeceksiniz.

O kadar para yok, diye bağırdı.

O zaman elinizde kürek, dize kadar gömülüp sökmeye başlarsınız. Hem ekmeye gücünüz varmış, temizlemeye de vardır. Barış da size toprak taşır yardım eder ama işin asıl kısmı sizde olacak. Bu konuda ciddiyim. Yabancı yere gelip kendi düzenini dayatamazsın.

Barış kapıya çıkınca, köşeyi dönüp dayanabileceği yufka yürekli oğlunu ve isyankar gelinini bir kez daha yokladı. Fakat ikisi de kararlıydı; ne bir geri adım, ne bir alttan alma.

Kayınvalide köşesini bulandırdı, ümidini yitirme anıydı.

Peki, verin şu çuvalları, dedi. Vefasız çocuklar…

Sonraki iki gün hayatlarında adeta absürt bir mini diziye döndü. Şehnaz Hanım, elleri toprağa batmış, soğanları tek tek sökerken kırgın lanetini mırıldanıyor, Barış yardım ediyor ama işi tamamen üstlenmiyordu çünkü Gülbahar kesinlikle karşı çıkmıştı. Hepsini sen yaparsan, ders çıkarmaz, demişti.

Pazar akşamına doğru bahçe uzun zamandır olduğu kadar hazin: Çıplak, yorgun, ama eskiye nazaran çok daha düz.

Şehnaz Hanım, elleri toprakla kapkara, bir bankta, yorgunluktan beli bükülmüş oturuyordu.

Bitti, dedi kısıkça. Oldu mu bari?

Gülbahar gelip bakarak başını salladı. Mükemmel değildi, ama üzerine ekilecek yeni tohuma hazırdı. Artık tekrar peyzajcıya fazla bağımlı olmadan kendi düzeltmeleri mümkündü.

Teşekkürler, Şehnaz Hanım, dedi Gülbahar, hiç alaycı olmadan. Emeğinize sağlık.

Kayınvalide ona gözlerinin ta derininden yorgun bir bakış attı.

Herkesin gelini böyle mi olur? Barışın da bastonunu elinden aldın, yazık.

Ben kötü değilim, Şehnaz Hanım. Sadece kendi dediğim duyulsun istedim. Gelseydiniz, bir köşede sebze yer ayırsak olurdu. Ama siz en değerlime göz diktiniz.

Şehnaz Hanım cevap vermedi, ceketi silkeleyip toparlandı.

Soğan sandığını Barış arabayla eve taşır mı?

Taşır, elbette.

Anahtarları verir misiniz?

Barışla göz göze geldiler.

Şimdilik anahtarı bizde kalsın, anne, dedi Barış. Polatlıya her gelişimizde biz getiririz, hem çimleri de kendimiz sularız.

Kayınvalide dik dik baksa da, suskunluğuyla sınırı geçtiğini anladı.

Bir ay sonra çim toparlanmaya başlamıştı. Gülbahar ve Barış, özel karışım spor çimi ekti, yavaş yavaş esmer boşluklar neşeli yeşilliklerle doldu. Şehnaz Hanım ise sadece Barışın doğum gününde geldi. Dili tutulmuş gibiydi, getirdiği böreklerin içine kurtardığı soğanları koymuş, yeni çimi gördüğünde ise:

Yeşil yeşil olmuş, temiz, belki de daha iyi oldu, evde daha az toprak taşındı, dedi.

Gülbahar güldü, çayını tazeledi:

Tabii daha iyi, Şehnaz Hanım. Her şeyin yeri başka. Sebze pazarda, çim ise burada, dinlenmede.

Sınır savaşı sona ermişti. Toprakta açılan yaralar henüz kapanmasa da, ilişkideki netlik çok daha gerçekçi olmuştu. Lopatayla çizilen çizgi, samimiyetten daha sağlam sınır çekmişti.

Rate article
Lifequest
Kayınvalidem Yazlığımda Emeğimle Yaptığım Çimleri Söküp Sebze Bahçesi Yaptı; Her Şeyi Eski Haline Getirmesini İsteyince Ortalık Karıştı