Sona Kalan O Pis Koku: Marina’nın Düğüne Giden Yolda İlişkisinin Temizliği ve Kirli Gerçeklerle Yüzleşmesi

Kötü Bir Tat

Her şey bitti, bir düğün falan olmayacak! diye haykırdı Gülşah.

Dur, ne oldu şimdi? şaşkınlıkla sordu Emrah, her şey yolundaydı sanki!

Yolunda mı? alayla güldü Gülşah, evet yolunda. Sadece bir an susup ne diyeceğini düşünürken, sonunda düpedüz gerçeği söyledi: Çorapların kokuyor Emrah! Ben ömür boyu nefesimi bunlarla harcamaya razı değilim!

Gerçekten böyle mi dedin? diye gözleri faltaşı gibi açıldı Gülşahın annesi, Gülşah haberi verince İnanılır gibi değil!

Nesi inanılır gibi değil anne? omuz silkerek cevapladı eski gelin adayı, Gerçek bu. Hadi itiraf et, sen de fark etmemiş değildin.

Fark etmez miyim? biraz utandı anne, ama ne bileyim, sanki küçük bir şey gibi Ben senin onu sevdiğini sanıyordum. Çocuk iyi biri. Çorap mesele değil, çözülür.

Nasıl yani? Ayağını yıkamayı mı öğreteceğiz, çorap değiştirmeyi mi, yoksa deodorant mı sıkacağız? Anne! Duyduğuna bak, ben evlenmeye niyetlenmiştim! Adam gibi adamın arkasına yaslanıp huzur bulacaktım, çocuk bakıcısı değil!

Ee neden bu kadar uzağa gittin madem? Neden nikah için başvurdun?

İşte senin yüzünden anne! Emrah iyi çocuk, sevecen biri, ben çok beğeniyorum demedin mi? Bir de sürekli: Yirmi yedi oldun, artık evlen de ben de torun seveyim. Niye susuyorsun? Olmadı mı?

Bak güzel kızım, ben senin hala kararsız olduğunu bilmiyordum. Ciddi gördüm sizi diye savundu kendini annesi, ve aslında gurur duydum: Düşündün, aklını kullandın, doğru karar verdin. Sadece şu çorap kokusu biraz abartı geldi. Hiç senlik değil.

Özellikle dedim anne. Anlaşılır olsun diye. Geri dönüş olmasın istedim

***

İlk başta Emrah Gülşaha komik ve biraz sakar görünmüştü. Hep aynı kot ve tişörtle dolanıyordu. Picassodan ahkam kesmeye kalkmazdı ama eski Türk filmlerinden saatlerce bahsedebilirdi. O anlarda gözleri parlıyordu.

Yanında olmak kolay ve rahattı.

Gülşah tam da böyle bir huzuru istiyordu, çünkü dramadan ve ruh ikizi arayışından yorulmuştu.

İki ay sinemadan kafeye koşuşturduktan sonra, Emrah utangaç bir şekilde teklif etti:

Bize gidelim mi? Sana mantı yaparım. Ellerimle açtım!

Daveti o kadar sıcak ve samimi gelmişti ki Gülşahın içi kıpırdı. Ellerimle açtım kısmı ise tam karşıdan vurdu.

Tabii ki kabul etti

***

Emrahın evi Gülşaha pek sempatik gelmedi.

Ev kirli değildi ama karmakarışıktı, sevimsizdi, bir de ihmal edilmiş gibiydi. Duvarlar gri, boyasız; eski püskü bir kanepe, bir yastık niyetine rulo koymuş. Yerlerde kutular, kitaplar, eski dergiler yığılı. Ortada iki spor ayakkabı. Üstüne üstlük, o ağır, tozlu ve rutubetli hava

Oda sanki şimdi taşınılacak ama kimse bir adım atmaya yeltenmiyordu.

Nasıl buldun kalemi? Emrah kollarını açtı ve hiç utanmadı. Gurur duyuyordu! Etrafta bir tuhaflık görmüyordu kesinlikle.

Gülşah da kendini sıyırdı, gülümsedi: erkek hoşuna gidiyordu, ters düşmeye de niyetli değildi.

Mutfak? Daha da felaket: masada toz tabakası, lavaboda kirli tabaklar, kupalarda kara lekeler. Ocakta tencere, adeta müze eseri. Gözleri o harap çaydanlığa takıldı.

Rengi neydi ki bunun? diye hayal etti.

Keyfi kaçtı.

Bu arada Emrah, Gülşahı güldürmek için heyecanla bir şeyler anlatıyor, ama mantıları sunduğunda Gülşah diyetteyim diyerek kesinlikle yemedi.

O mutfakta pişen bir şey yenir mi? Tartışmaya bile gerek yoktu.

Evine dönünce Gülşah, ziyareti düşündü.

İlk bakışta bunlar ufak tefek şeylerdi. Ne olmuş yani, tek başına yaşayan bir adam, ev idaresini becerememiş. O kadar mı?

Ama tüm bu düzensizliklerin ardında Gülşah başka bir şey görüyordu: Böyle yaşanır mı? Bir tabak yıkamama tembelliği değil; burada mesele ona göre yaşamın normali bu!

Kısacası, hoş olmayan bir tat kaldı geriye

***

Sonra Emrah misafirliğe geldi, Gülşaha evlilik teklif etti, bir de yüzük taktı. Nikah başvurusu yapıldı. Aileler düğün hazırlıklarına başladı.

Gelin olmak güzel tabii. Ama Gülşah yalnız kaldığında, Emrahı düşünürken; ona hep bir şeyler sunmaya çabalayan, kendi elleriyle mantı yapan, fıkra anlatan Emrahın gözünün önüne O tuhaf renkli çaydanlık geliyordu!

Ve Gülşah anladı: Bu sadece çaydanlık değil. Kanıt! Emrahın hayata, evine, kendine ve muhtemelen ona bakışının delili.

Bir sabahı birlikte canlandırınca korktu.

Kalkacak, mutfağa gidecek, yarım bırakılmış çayla, sandviç kırıntılarıyla karşılaşacak. Aşkım, şunları kaldırır mısın? deyince, Emrah şaşkın şaşkın bakacak evinde olduğu gibi. Olayı anlamayacak. Ne ses yükseltecek, ne tartışacak. Sadece anlamayacak. Ve Gülşah her gün anlatmak, toplamak, hatırlatmak zorunda kalacak. Aradaki sevgisi, adamın hiç fark etmediği bin küçük yara ile yavaş yavaş ölecek.

Bu arada annesi de mutluluktan uçuyordu.

***

Evlenmek

Emrahın yanındaki o huzur ve sıcaklık yavaş yavaş dağılmış, yerini ağır bir sıkıntıya bırakmıştı.

Gülşah, Emrah hemen her gün gözlerinin içine bakarak endişe ile soruyordu: Her şey yolunda mı? Birbirimizi seviyoruz değil mi?

Elbette, diyordu Gülşah, ama içi paramparça oluyordu.

Sonunda dayanamadı, en yakın arkadaşı Zeynepe açıldı, tüm korkularını anlattı.

Eee, ne var bunda? diye anlamamış ve çok şaşırmıştı Zeynep. Toz, bir çaydanlık Benim kocam mutfakta tank bıraksın, görmez bile! Erkekler öyle detayları fark etmez!

İşte mesele bu! Farketmiyorlar, diye fısıldadı Gülşah. Ve o asla fark etmeyecek. Ama ben göreceğim! Her gün, ömrüm boyunca! Ve bu beni yavaş yavaş öldürecek!

***

Hayır, ona kızmıyordu. Aldatmamıştı ki. Gerçekten dürüsttü. Sadece başka bir dünyada yaşıyordu. O dünyada kirli tabak lavaboda bırakılır. Gülşah içinse bu, tamamen alakasız ve umursamaz olduğunun işaretiydi.

Aslında temizlik değil mesele. Asıl sorun, hayata bakışlarının apayrı olması. Gülşahın kafasında oluşan çatlak zamanla aralarında uçuruma dönüşecekti belli ki.

Şimdi bitirmek, yıllar sonra o uçurumda sıkışmaktan çok daha iyi.

Sadece uygun bir an bekleniyordu

***

Gülşah ve Emrah bir davete çağrıldılar.

Gittiler, girişte ayakkabılar çıkarıldı

Odaya geçtiler

Feci bir koku peşlerinden geldi.

Gülşah hemen anlamadı nereden geldiğini.

Hem anlayıp hem başkalarının da fark ettiğini görünce yerin dibine girseydi keşke! Hiç konuşmadan, hızla girişe çıkıp giyindi ve gitti.

Emrah peşinden koştu, yetişti, kolundan tuttu. Gülşah döndü ve neredeyse nefretle yüzüne savurdu:

Artık bitti! Evlenmiyoruz!

***

Düğün gerçekten olmadı.

Gülşah, doğru yaptığını düşünüyor, hiç pişman değil.

Emrah ise hâlâ olayın özünü kavrayamamış durumda: Neymiş efendim, çorap kokuyor! Gerekirse çıkarıp poşete koyardı Ne vardı yani?

Rate article
Lifequest
Sona Kalan O Pis Koku: Marina’nın Düğüne Giden Yolda İlişkisinin Temizliği ve Kirli Gerçeklerle Yüzleşmesi