Her ne kadar Esra mükemmel bir gelin ve eş olsa da, hem evliliğini hem de kendisini mahvetti.
Esra, küçük yaşta anne ve babasını kaybedip bir yetiştirme yurdunda büyümüştü. Daha on sekizine yeni basarken evlendi; ne aile ilişkilerinden, ne de iyi bir eş olmanın ne demek olduğundan haberi vardı. Hayatında evli bir kadın görmemiş, arkadaşları arasında bile evli kimse olmamıştı. Kocasının evine ilk girdiği günden itibaren, nasıl ideal bir eş olması gerekiyorsa hepsini öğrenmeye aç bir şekilde dinledi. En önemli bilgi kaynağı ise kayınvalidesiydi.
Çok duymuştu kaynanaların gelinlerine neler ettiğini. Yine de kendi annesi olmadığından, Esra bir umut o kadının gerçek bir anne gibi ona iyi niyetle yaklaşacağını düşündü. Bir bakıma haklıydı da; kayınvalidesi ona kötülük etmek istemiyordu, ama olaylar bir şekilde sarpa sardı Kayınvalide, aile hayatına dair ne biliyorsa coşkuyla Esraya aktarıyor, hatta bir keresinde şöyle dedi: “Eğer koca aldatırsa, suç tamamen karısınındır.”
Nasıl olur! diyordu Esra içinden hep. Ona göre sadakatsizlikte asıl suçlu elbette aldatan kişiydi. Ama evde kurallar farklıydı. Aldatmanın sebebi Esranın kendisini ihmal etmesi ve karı-koca çekiciliğinin bitmesindendi. Kayınvalide nasihat üstüne nasihat veriyor, İleride de yaşlansan, belini ince tutacaksın, kadın her daim bakımlı olacak diyordu. Esra da defterine not alıyordu: Kilo alma! Hatta bu yüzden hemen bir spor salonuna yazıldı.
Esra zaten zarif ve inceydi, ama kilo alma korkusu onu iyice diyet yapmaya itti. Bunu da yerine getirince kayınvalideden yeni bir bilgelik dersi geldi: “Normal bir ailede kadın da erkek de çalışır.”
Esra ses çıkartmadı; hatta çalışmayı çok istiyordu. Ne iş olsa yapmaya hazırdı. Bir gün, Peki doğum yaptıktan sonra ne olacak? diye sorduğu bir anda kayınvalidesinin cevabı netti: Doğum izni senin problemin, nasıl çözersen öyle çözersin!
Bunu defterine yazmadı, ama yıllar sonra Esra gerçekten doğum iznine çıktığında, yarı zamanlı olarak çocuk bakıcılığına başladı. Halinden memnundu; ancak kocası ve kayınvalidesi, kazandığı üç beş kuruşa burun kıvırdı.
Esra Hiç değilse bu paraları saçımı yaptırmaya harcarım diye düşünürken, bir sonraki lafı geldi: Doğum iznindeyken süslenmenin alemi yok! İşe döndüğünde bakımlı olursun, şimdi varsa yoksa para biriktir!
Esra kazandığı her kuruşu yine kocasına veriyordu. Evlilik hayatları boyunca kayınvalidenin sözleri hep bir şekilde gündemlerinde kaldı: İyi gelin, işini gücünü kendi görür!
Gerçekten de öyle oldu Esra elini taşın altına sokmaktan asla çekinmedi. Yorgunluktan adeta sürünüyordu; ama yemek, temizlik, çocuklar Hepsiyle tek başına mücadele etti. Daha yirmilerinde baygınlıklar hayatının bir parçası haline geldi. Son çocuğu saat dokuzda uyutunca, bir yandan ertesi günün yemeğini hazırlıyor, bir yandan evi temizliyordu. O sıra eşi çoktan günün onuncu şekerlemesini yapmış, Ben çalışıyorum, çok yoruluyorum bahanesine sığınıyordu.
Bir gün Esranın hastaneye kaldırılması kimseyi şaşırtmadı. Vücudunda bir süredir hissettiği hafif ağrılara hiç önem vermemiş, ciddi hastalığının başlangıcını dahi fark edememişti. Hastanede iki hafta boyunca yattı, ama ne kocası ne kayınvalidesi bir kez olsun ziyaretine gelmedi. Sadece yanında telefonu vardı; en yakın arkadaşı Yasemini aradı, o da gelip ne gerekiyorsa getirdi. Esra, hastaneden çıkar çıkmaz mahkemeye gitti ve boşanma davası açtı.




