Aşk Gösterişle Olmaz Anadolu’nun bir köyünde, Anuşka sabahın erken saatinde dolu yem kovasıyla ahırdan çıkarken, kocası Genco üçüncü gündür köyün kuyusuyla uğraşıyordu. Ustalıkla yontma işlemi yapıyordu, sanki başka işi yokmuş gibi! Kadın ev işlerinde koşturuyor, hayvanları doyuruyor, oysa Genco elinde kalem, üstü başı talaş içinde, kadına bakıp gülümsüyordu. “Ne biçim koca bu Allah’ım?” diye düşünüyordu Anuşka; ne tatlı bir söz, ne de sofraya yumruğunu vuracak kudret! Sessizce çalışıyor, arada bir sadece gözlerinin içine bakıp kalın sarı saç örgüsünden hafifçe geçiyor eli; işte bütün sevgisi bu. Oysa Anuşka öyle isterdi ki, ona “güneşim”, “kuğum” desin… Kendi kadın talihine daldı, tam bu sırada yaşlı köpek Karabaş’ın üzerinden neredeyse düşecekti. Genco hemen yanına koşup onu tuttu, köpeğe de sertçe baktı: — Ne işin var ayak altında, hanımını sakatlayacaksın! Karabaş başını eğip kulübesine gitti. Anuşka yine şaşırdı, kocasını hayvanların böylesine anlamasına. Bir defasında sorduğunda Genco sadece, — Hayvanları seviyorum, onlar da beni sever, demişti. Anuşka da aşk hayalleri kuruyordu; onu kucaklasın, ateşli sözcükler fısıldasın, her sabah yastığının kenarına çiçek bıraksın isterdi. Ama Genco sevgisini pek göstermiyordu, Anuşka da acaba kocası onu azıcık olsun seviyor mu diye şüpheye düşmeye başlamıştı. O sırada yan bahçeden komşuları Veysel seslendi: — Kolay gelsin komşular! Genco, yine mi oymalarla uğraşıyorsun? Kime lazım senin süslerin, söyle hele? — İsterim ki çocuklarım iyi insanlar olsun, güzelliğe baksın büyüsünler, dedi Genco. — Önce bir çocuk yapmak gerek! — deyip Veysel Anuşka’ya göz kırptı. Genco karısına üzgünce baktı, Anuşka ise utanarak hızla eve geçti. Çocuk yapmak için acele etmiyor, gençliğini yaşamak istiyordu, üstelik kocası ne öyle ne böyle. Oysa komşu çok yakışıklıydı, boylu poslu, Genco fena değildi ama Veysel başkaydı! Kapı önünde karşılaşınca “Çiğdemim, güneş yüzlüm…” diye içli içli konuşurdu, Anuşka’nın da kalbi erir, dizlerinin bağı çözülürdü. Ama o Veysel’in ısrarlarına hiç yanaşmaz, nişan çıkıp kaçar giderdi. Bir evlilik yaptı, sadık eş olacağına söz verdi; ana-babası onların birlikte yaşamasına örnekti, kızlarına da yuvanı koru, diye tembih etmişlerdi. Ama neden gözüm hep pencerede, komşunun bakışını bekliyorum, diye düşünmeden de edemiyordu… Ertesi sabah ineğini otlatmaya götürürken kapıda Veysel’le karşılaştı: — Anuşka, benim ışığım, niye böyle benden kaçarsın? Güzelliğine bakmaya doyamıyorum. Gel hele bana, kocan balığa gittiğinde uğra bana; seni öyle bir sevgiyle şımartacağım ki, dünyanın en mutlu kadını olacaksın! Anuşka yüzü al al oldu, kalbi çarptı ama tek kelime etmeden hızla uzaklaştı. — Ben seni bekleyeceğim, diye arkasından seslendi Veysel. Anuşka bütün gün onu düşündü, içi içini kemirdi, sevgiye, şefkate o kadar muhtaçtı ki… Veysel de pek yakışıklı ve cana yakındı, ama karar veremiyordu. Zaman hâlâ vardı, belki de… Akşam olunca Genco hamamı yaktı, komşuyu da çağırdı. Veysel memnundu, hem kendi odununu yakmamış olacaktı. Birlikte hamamda terlediler, ardından ön odaya geçip dinlendiler. Anuşka onlara koca bir rakı sürahisi ve meze koydu, ardından turşu almak için kilerden indi. Kilerden dönerken hafif açık kapıdan adamların konuşmasını duydu ve pür dikkat dinledi. — Sende de hiç cesaret yok Genco, dedi Veysel alçak bir sesle. Gel hadi, dul teyzeler var, güzeller güzeli kadınlar, ne varsa! Seninkisi de öyle pek güzel değil hani, silik bir kızcağız… — Yoo dostum, diye duyuldu Genco’nun sesi, ben başka güzellere bakmam, karımı dünyanın en güzel kadını olarak görürüm. Öyle bir seviyorum ki onu, güneşi bile görmem, gözlerinden başka hiçbir şey ilgilendirmiyor beni. Öyle derin bir sevgiyle doluyum ki, bir türlü güzel sözler söyleyemem ona, bunu biliyorum. Kırılıyor bana, hissediyorum. Korkarım kaybederim, sensiz bir gün dahi yaşayamam, nefes dahi alamam… Anuşka duydukları karşısında olduğu yerde dondu kaldı, sonra başını dik tutup içeri cesaretle girdi, yüksek sesle: — Sen komşu, git dul bakmaya, bizim daha önemli işlerimiz var! Bizim daha bakmaya çocuklarımız olacak, Genco’mun yaptığı güzellikleri izleyecek… Affet beni kocam, düşüncesizliğim için. Gözümün önündeki mutluluğu görememişim. Haydi, vakit kaybetmeyelim, daha nice zamanımız var birlikte, dedi. Sabah olduğunda, Genco balığa gitmedi.

Aylin kucak dolusu yemle dışarı çıkar çıkmaz, öfkeli adımlarla eşi Kenanın yanından geçiyor. Kenan, üç gündür köydeki tulumba kuyusunun başında elinde oyma bıçağıyla uğraşıyor; kuyunun başlığını süslü yapmak istemiş ki, bahçeye ayrı bir hava katsın, sanki başka iş yokmuş gibi! Aylin evin bütün işini çeker, hayvanları besler, kocası toz toprak içinde bir yandan ona bakıp gülümser. Ne biçim kocadır bu, diye düşünür Aylin; ne tatlı bir kelime duyar, ne de öyle masaya yumruğunu vurur. Sessiz sedasız çalışıp durur, ender olarak yaklaşır, gözlerinin içine bakıp kalın örgüsünü şefkatle okşar, hepsi bu. Oysa Aylin ister ki ona güzel gözlüm, ay parçam gibi sözlerle seslensin

Kendi haline dalmış, az kalsın yaşlı köpek Zıpırın üstüne basıp yere kapaklanacaktı. O anda Kenan sıçrayıp Aylini kolundan tutup kaldırıyor, Zıpıra da kaşlarını çatarak:
Sen de yolun ortasında gezinmesen olmaz mı? Az kalsın hanıma zarar verecektin, diyor.

Zıpır başını önüne eğip kulübesine sinerken, Aylin bir kez daha kocasının hayvanları ne kadar iyi anladığına şaşırıyor. Bir seferinde bunun sırrını sormuştu Kenana, o da sadece:
Seviyorum onları, onlar da beni seviyor, demişti.

Aylin, kocası biraz daha cana yakın, biraz daha romantik olsa, şöyle koluna alsa onu, güzel sözler fısıldasa, sabahları yastığına çiçek koysa Hep böyle hayal eder. Ama Kenanın sevgisini göstermesi kıt, zaman zaman sevilip sevilmediğinden bile şüphe ediyor.

Kolay gelsin komşular, bahçe çitinden Caner sesleniyor. Kenan, yine neyle uğraşıyorsun? Kimse o desenleri umursamaz ki!

İstiyorum ki büyüyünce çocuklarım güzellikleri görerek iyi insanlar olarak yetişsinler, diyor Kenan.

Daha çocuk yapacaksınız ki, diye kahkahalar atıyor Caner, Ayline de göz kırpıyor.

Kenan, kederle karısına bakıyor. Aylin ise, mahcup adımlarla eve geçiyor. Zaten anne olmaya acele etmiyor; genç, güzel, biraz daha kendine yaşamak istiyor. Hem Kenan, ne etliye ne sütlüye karışan biri. Halbuki komşu Caner ne kadar da yakışıklı! Uzun boylu, güçlü kuvvetli; Kenan da kötü değil ama Caner bir başka Bahçe kapısında karşılaştıklarında Canerin Ayline söylediği iltifatlar; Ay yüzlüm, gün ışığım Bir an yüreği titriyor, bacakları güçsüzleşiyor, ama hemen uzaklaşıyor, asla onun ilgisine karşılık vermiyor. Evlilik yemin ettiğinde sadık bir eş olacağına söz vermişti. Anne ve babası nice yıl beraber yaşadı; ona da öğretildi aileye sahip çıkması gerektiği.

Ama neden pencereden bakıp da göz göze gelmeyince içi burkuluyor? Neden komşuya gözleri kayıyor?

Ertesi sabah Aylin ineği otlatmaya çıkarırken kapıda Caner’le karşılaşıyor:
Aylinciğim, ay parçam, neden benden kaçıyorsun? Korkuyor musun? Güzelliğine doyamıyorum, her gördüğümde başım dönüyor!
Sabaha benle gel, Kenan sabah balığa çıktığında uğra bana. Ben sana öyle bir ilgi göstereceğim ki, dünyalar senin olur.

Aylinin yanakları alev alev, kalbi küt küt atıyor ama tek kelime etmeden hızla geçip gidiyor.
Bekleyeceğim seni, diye ardından sesleniyor Caner.

O gün boyunca aklında Canerin sözleri dolaşıyor. İçinden bir ses ona aşkı, ilgiyi hak ettiğini fısıldıyor; Caner de çok yakışıklı ve gözlerinin içiyle başka bakıyor; ama bir türlü karar veremiyor. Sabah olana dek daha zaman var, belki de

Akşam Kenan hamam yakıyor, komşuyu da davet ediyor. Caner için adeta piyango; kendi odununu harcamayacak. Eh, birlikte hamamda iyice ter atıyorlar, keyifle birbirlerini ıslak saçaklatıp güle oynaya yıkanıyorlar. Sonra, önceden hazırlanan ufak sofraya geçiliyor. Aylin onlara evde yaptığı rakıdan bir sürahi getiriyor, mezeler de hazır. O anda turşu almak için kilerden aşağı iniyor. Turşu kavanozunu alıp geri dönmek isterken, kapı aralığından gelen konuşmaları işitip kulak veriyor.

Yahu Kenan, sen niye bu kadar çekingen adamsın? Hadi gel benimle, pişman olmazsın. Dul kadınlar seni baş tacı eder, güzeller güzeli kadınlar var orada. Seninki gibi silik değil hiçbiri.

Kenanın cevabı ise sessiz ama kararlı:
Yok dostum, güzeller beni ilgilendirmiyor, aklımdan bile geçmez. Benim eşim öyle sıradan biri değil, dünya güzeli. Öyle bir çiçek yok bu köyde, onun gibisi yok. Ona bakınca başka hiçbir şey göremiyorum, sadece gözleri var, incecik endamı. O kadar çok seviyorum ki anlatamam. Ama romantik sözler söylemeyi beceremiyorum, sevgimi anlatmaya dilim varamıyor; bazen kırıyor muyum diye korkuyorum. Onsuz bir gün, bir nefes bile yaşayamam ben.

Aylinin gözlerinden istemsizce yaşlar süzülüyor. Bir anda gururla başını kaldırıp sofraya giriyor ve yüksek sesle:
Hadi komşu, sen git dul kadınlara, Kenanın işi de, güzelliğini görecek çocuklara hazırlık. Beni affet sevgilim, gönlünü göremedim, mutsuzluğumun sebebi sensin sanmışım. Hayatı, sevgiyi elimde tutarken fark edememişim. Gel, daha fazla vakit kaybetmeyeceğiz.

Sabah, güneş doğarken artık Kenan balığa gitmiyor.

Rate article
Lifequest
Aşk Gösterişle Olmaz Anadolu’nun bir köyünde, Anuşka sabahın erken saatinde dolu yem kovasıyla ahırdan çıkarken, kocası Genco üçüncü gündür köyün kuyusuyla uğraşıyordu. Ustalıkla yontma işlemi yapıyordu, sanki başka işi yokmuş gibi! Kadın ev işlerinde koşturuyor, hayvanları doyuruyor, oysa Genco elinde kalem, üstü başı talaş içinde, kadına bakıp gülümsüyordu. “Ne biçim koca bu Allah’ım?” diye düşünüyordu Anuşka; ne tatlı bir söz, ne de sofraya yumruğunu vuracak kudret! Sessizce çalışıyor, arada bir sadece gözlerinin içine bakıp kalın sarı saç örgüsünden hafifçe geçiyor eli; işte bütün sevgisi bu. Oysa Anuşka öyle isterdi ki, ona “güneşim”, “kuğum” desin… Kendi kadın talihine daldı, tam bu sırada yaşlı köpek Karabaş’ın üzerinden neredeyse düşecekti. Genco hemen yanına koşup onu tuttu, köpeğe de sertçe baktı: — Ne işin var ayak altında, hanımını sakatlayacaksın! Karabaş başını eğip kulübesine gitti. Anuşka yine şaşırdı, kocasını hayvanların böylesine anlamasına. Bir defasında sorduğunda Genco sadece, — Hayvanları seviyorum, onlar da beni sever, demişti. Anuşka da aşk hayalleri kuruyordu; onu kucaklasın, ateşli sözcükler fısıldasın, her sabah yastığının kenarına çiçek bıraksın isterdi. Ama Genco sevgisini pek göstermiyordu, Anuşka da acaba kocası onu azıcık olsun seviyor mu diye şüpheye düşmeye başlamıştı. O sırada yan bahçeden komşuları Veysel seslendi: — Kolay gelsin komşular! Genco, yine mi oymalarla uğraşıyorsun? Kime lazım senin süslerin, söyle hele? — İsterim ki çocuklarım iyi insanlar olsun, güzelliğe baksın büyüsünler, dedi Genco. — Önce bir çocuk yapmak gerek! — deyip Veysel Anuşka’ya göz kırptı. Genco karısına üzgünce baktı, Anuşka ise utanarak hızla eve geçti. Çocuk yapmak için acele etmiyor, gençliğini yaşamak istiyordu, üstelik kocası ne öyle ne böyle. Oysa komşu çok yakışıklıydı, boylu poslu, Genco fena değildi ama Veysel başkaydı! Kapı önünde karşılaşınca “Çiğdemim, güneş yüzlüm…” diye içli içli konuşurdu, Anuşka’nın da kalbi erir, dizlerinin bağı çözülürdü. Ama o Veysel’in ısrarlarına hiç yanaşmaz, nişan çıkıp kaçar giderdi. Bir evlilik yaptı, sadık eş olacağına söz verdi; ana-babası onların birlikte yaşamasına örnekti, kızlarına da yuvanı koru, diye tembih etmişlerdi. Ama neden gözüm hep pencerede, komşunun bakışını bekliyorum, diye düşünmeden de edemiyordu… Ertesi sabah ineğini otlatmaya götürürken kapıda Veysel’le karşılaştı: — Anuşka, benim ışığım, niye böyle benden kaçarsın? Güzelliğine bakmaya doyamıyorum. Gel hele bana, kocan balığa gittiğinde uğra bana; seni öyle bir sevgiyle şımartacağım ki, dünyanın en mutlu kadını olacaksın! Anuşka yüzü al al oldu, kalbi çarptı ama tek kelime etmeden hızla uzaklaştı. — Ben seni bekleyeceğim, diye arkasından seslendi Veysel. Anuşka bütün gün onu düşündü, içi içini kemirdi, sevgiye, şefkate o kadar muhtaçtı ki… Veysel de pek yakışıklı ve cana yakındı, ama karar veremiyordu. Zaman hâlâ vardı, belki de… Akşam olunca Genco hamamı yaktı, komşuyu da çağırdı. Veysel memnundu, hem kendi odununu yakmamış olacaktı. Birlikte hamamda terlediler, ardından ön odaya geçip dinlendiler. Anuşka onlara koca bir rakı sürahisi ve meze koydu, ardından turşu almak için kilerden indi. Kilerden dönerken hafif açık kapıdan adamların konuşmasını duydu ve pür dikkat dinledi. — Sende de hiç cesaret yok Genco, dedi Veysel alçak bir sesle. Gel hadi, dul teyzeler var, güzeller güzeli kadınlar, ne varsa! Seninkisi de öyle pek güzel değil hani, silik bir kızcağız… — Yoo dostum, diye duyuldu Genco’nun sesi, ben başka güzellere bakmam, karımı dünyanın en güzel kadını olarak görürüm. Öyle bir seviyorum ki onu, güneşi bile görmem, gözlerinden başka hiçbir şey ilgilendirmiyor beni. Öyle derin bir sevgiyle doluyum ki, bir türlü güzel sözler söyleyemem ona, bunu biliyorum. Kırılıyor bana, hissediyorum. Korkarım kaybederim, sensiz bir gün dahi yaşayamam, nefes dahi alamam… Anuşka duydukları karşısında olduğu yerde dondu kaldı, sonra başını dik tutup içeri cesaretle girdi, yüksek sesle: — Sen komşu, git dul bakmaya, bizim daha önemli işlerimiz var! Bizim daha bakmaya çocuklarımız olacak, Genco’mun yaptığı güzellikleri izleyecek… Affet beni kocam, düşüncesizliğim için. Gözümün önündeki mutluluğu görememişim. Haydi, vakit kaybetmeyelim, daha nice zamanımız var birlikte, dedi. Sabah olduğunda, Genco balığa gitmedi.