Saf çocuklarımız kendi ayakları üzerinde duracaklarını sandılar, sonunda borca battılar ve evsiz kaldılar.
Kızımız evlendiğinde, iki tarafın aileleri olarak onları ev sahibi yapmak istedik. Ben ve eşim biraz birikim yapmıştık, damadımızın ailesi de öyle. Paramızı birleştirdik, küçük de olsa güzel bir daireye yetecek kadar para çıktı ortaya. Hemen gidip çocuklarımız için almak istedik, ama onlar “biz kendi ayaklarımızın üzerinde durmak istiyoruz, evi kendimiz alacağız” dediler.
Bir süre sonra, gerçekten ev aldıklarını öğrendik. Ama üç odalı kocaman bir daire seçmişler. Parayı nereden buldular, diye sorduğumuzda, bankadan kredi çekmişler. Peki, krediyi kim ödeyecek? “İkimiz de çalışıyoruz, rahatça öderiz” dediler.
Aradan çok geçmedi, bu sefer de araba almak istediklerini söylediler. Daireleri işyerlerine uzakmış, toplu taşımayla gitmek zor oluyormuş. Sıfır kilometre, galeriden son model bir araba aldılar; tabii ki yine banka kredisiyle. Biz ikinci el bir araba alsalar daha iyi olur, dedik ama sözümüzü dinlemediler. Her seferinde, “Bağımsızız, kendi kararlarımızı biz veririz” diye cevap verdiler.
Sonra çocuk sahibi olmak istediler ve doğumun yurtdışında olmasını arzuladılar. Böylece çocukları hem iyi bir sağlık hizmeti alacakmış hem de yabancı vatandaşlığı olacakmış. Bunun için yeniden kredi çektiler. Kızımız doğum yaptı; bu kez de çocuk odasını baştan aşağı yenilemek istediler ve yine krediye başvurdular. Sorduğumuzda, “Öderiz, biz artık kendi kendimize yetiyoruz,” dediler.
Talihsizlik bu ya, damadım işten çıkarıldı; kızım da doğum iznindeydi. Eldeki paraları bitti. Kredileri nasıl ödeyecekler şimdi? Bize gelip şehir dışındaki köy evimizi satmamızı istediler. Satmak içimizden gelmedi, ama çocuklarımızın başı sıkışınca sattık, yoksa kara listelik olacaklardı. Maalesef yine de yetmedi.
Bir süre sonra, daireyi satmak zorunda kaldılar, ardından arabayı da elden çıkardılar. Son çare olarak damadımızın ailesinin yanına taşındılar. Şimdi ise “hiçbir şeyimiz kalmadı, kimseden yardım göremedik” diye yakınıyorlar. Tabii, çünkü büyüklerinin sözünü hiç dinlemediler. Krediler hâlâ kapanmadı, yıllar boyu sürecek. Yalnızca hüzün, gözyaşı ve pişmanlık kaldı geriye…




